Taht

Kalça kemiklerinin üstüne oturdu, bağdaş kurdu. Kucağına yastık, üstüne laptopunu aldı. Ekranda boş bir sayfa açtı, camdan dışarı baktı.

Puslu, ıslak bir öğleden sonraydı. Her yerden uyku, miskinlik, uyuşukluk akıyordu. Damla damla uyuşukluk. Şıp şıp şıp.

Yan apartmanın çatısından öteye bir martı uçtu, vadi üstünde süzüldü. Üç defa kanat çırptı, çamın tepesine kondu. Pıt pıt pıt.

Ağacın narin dalı martının ağırlığıyla sağa sola yalpaladı, martı havalandı. Denizci martılar, kavgacı kargalar çember çember pike yaptı, tahtı kral devraldı. Karga kral.

Kralın gagasıyla gönderdeki dev bayrağın dalganan ucu aynı tarafa bakmaktaydı. Bulutlar arkasında saklı, görünmez güneşin batacağı ufka.

Renksiz ıslaklığa inat ciyak ciyak duran kırmızı bayrak güneşin inişe geçtiğini bilmiş gibi kendini aşağı saldı, esas duruş aldı. Kral bayrakla hizalandı, sabitte kaldı.

Bir gün daha batı yakasında sonlandı.

Oysa içerde durum farklıydı. Duruş esas, bekleyiş sessiz, hazırol hakimdi. Yön pusuladan bağımsız, yazıcının kendisiydi. Öğleden sonra uykusunu almış, yemek saati yaklaşmış dört bacaklı tüylünün pusulası.

Tüylü, kaşınma bahanesiyle yere kıvrıldı. Başını yüzseksen derece arkaya çevirip arka patisiyle uzun uzun kaşındı. Hart hart hart.

Boynundan ileriye vakumla çekilirmiş gibi yükseldi, boşluğa uzanarak silkelendi. Fıtı fıtı fıtı.

Havaya saçılan tüyler yerdeki pembeli morlu halıya çilek üstü pudra şekeri gibi serpildi.

Herkesin bir tahtı vardı. Martının çatısı, karganın çamı, ekran başındakinin kalça kemikleri. Ya tüylünün?

Kanepenin üstüne battaniyeyi serdi. Esnasında havada hazır bekleyen kuyruk hareketlendi. Sağ sol sağ sol sağ sol. Heyecan, sabırsızlık, hadi-bir-an-önce-lik atmosfere yerleşti. Hapşu hapşu hapşu.

Önce sağ pati, sonra izin isteyen bir bakış, patpat kanepeye vurulan sol elle komutu alan tüylü, köşeye tek seferde dönüp kıvrılan bütün vücut.

İki ılık kalça kanepede sıfıra sıfır birbirlerine yaslandılar, birlikte camdan dışarı baktılar. Ne bir martı, ne bir karga.

Aşağı süzülen sarı kahve yapraklar, yanmaya başlayan sokaktaki lambalar, farlarını yakan otomobiller, diklenip mavırdanan kediler, uluyup duran köpekler.

İç çektiler. Hhhmmm.

Tüylü gözlerini kapadı, ekran başındaki klavyeye davrandı.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: