Nöbet Günlüğü | 7-8-9: Trans

Cep telefonlarıyla ilişkimiz ne olacak bilmiyorum. Bir şeye evrilecek mi yoksa bedenimize yapışık, entegre hallere dönecek mi?

Elimden bırakamadan en az üç saat geçirdim. Evet, iş hallettim, arkadaşlarımla dertleştim, yazılar okudum, müzikler dinledim, Instagram’da aptal aptal dolandım, bir o hesap bir bu hesap ekranımı tazeledim, mailler yazdım, yazıları resimleri videoları indirip indirip yükledim. Elektrik yüklü mavi ışıklı ekrandan bir türlü kurtulamadım, elimden bırakamadım. Bıraktığım anda bir şey googlelamak, foto albümüme bakmak, şunu kontrol etmek bunu silmek derken tekrar tekrar elime aldım. Saatler geçti, bu elime yapışıp ısınan alet tüm bedenimi bağımlılık duygusuyla hapsetti. Saat olmuş altı, ancak kalkıp şarja taktım da (çünkü pili azaldı) bilgisayara geçtim, yazıyorum. Başımda bir ağrı.

“Nöbet Günlüğü | 7-8-9: Trans” okumaya devam et

Nöbet Günlüğü | 6: Köpüklü

Bu yıla böyle girdim.

Bir yaş fazla, bir can eksik.

Yaş ilerledikçe büyümek buna mı dönüyor?

Acı, kayıp, yas.

Değil tabii. Yazdığım halin içinde mantığın duyguyu yenmesine imkan yok. Boşuna kendini hırpalayıp analiz etmenin de.

“Nöbet Günlüğü | 6: Köpüklü” okumaya devam et

Yalan

Nisan görünümlü Ocak havası tuhaf bir melankoli yaratıyor içimde. Yalancısın deyip sarsmak istiyorum gökyüzünü. Gökyüzü nasıl tutulup da sarsılır? Sıcak hava terbiyecisi Asyalıların güneşi kırbaçlaması gibi (gerçi Adanamızda da aynı sıcak güneşe ateş edenler yok mu, var) gökyüzünü sarsıp kendine gel demenin bir yolu vardır elbet. Gökyüzünün kolları bulutlar olsa, birkaçını topla-topla-toplayarak sıkıştırıp tutsak, omuzlarından şöyle bir silkelesek?

Niyetimi bilmiş de duymuş gibi lodostan kuvvet alıp duvarlara duvarlara çarpıyor yandaki zakkumları yer gök hazretleri. Göktekiler yerlere bir dolu ağaç dalı çalmıştı sabahtan. Sahil yolu bunlarla dolu, araba tekerlerinin arasına kaçan incelerle sokaklar kilitti. Şimdi yerdekilerin yukarıya uzanıp cevap verme saati. Al işte, gökyüzünün rengi değişti. Ağaçların yaprakları bulutları kendiyle boyadı mı, seyreyle çam kokulu, iğne dokulu kışı.

“Yalan” okumaya devam et

Plan

Buralara kadar taşımamın hatrına dönüşe geçmeden önceki son gece bilgisayarımı sırt çantamdan çıkarıp açtım. Bu sayede takvimin ayın on birini gösterdiğini farkettim. Tek tek saydım, iki elim yetmedi, birini cebime attım. Yeni yıldan on bir gün çalmışım.

Ne zamandır okuyamadığım bloglara uğradım, yeni gelen bildirimleri taradım, yazılar arası dolandım. Bazılarına yorum bırakmak, bazılarına beğen tuşu koyup basmak istedim. İstediklerimle yapabildiklerim birbirini tutmadı. Az kaldı Mars dedim, gerisin gerin bitince yine buluşacağız. Mars mars.

Ekranımın sağ üst köşesindeki dijital göstergenin hareketini göz ucuyla yakaladım. Saat gece onu vurdu. Digigong.

“Plan” okumaya devam et

Güle Güle

Merhaba, hoş geldiniz.

Buradan buyrun, müziğin içinden geçin, aşağı doğru devam edin. Sizi orada karşılayacağım.

Gelmem biraz sürdü, kusurabakmayın. Bu yılla pazarlığımı ancak evvelki gün bitirebildim. Adı konmuş, imzası atılmış, dosyası kapanmış bir anlaşma değil. İstesem de istemesem de o sona geldiğimin tutamayışıydı artık vardığım nokta. Zihin gücümle her neyi kilitlemiş tutuyorduysam o sabah gözümü açtığımda gitmişti. Yoksa ne pazarlıklı bir kazanım ne de tevekküllü bir kayıp. Çok mesajlı ve çeşitli rüyalar görmüştüm o sabah. Boca edilenlerden yerim kalmamıştı artık. Sene sonuna gelmeye rüyalarımla anca yer açabildim. Uyandığımda başka bir ruh halindeydim.

“Güle Güle” okumaya devam et
%d blogcu bunu beğendi: