Karacı Denizci Karpuzcu

Karpuz suya düştü.

Büyük şükür.

Mavi sular, pembe gökler, sarı yıldızlar, turuncu ay.

Merkür gerilerken geçen sene bu vakitler bulunduğumuz yere geri döndük. Bir dolu -tatlı- sürpriz yol yaptı, bizi buldu. Biz de kollarımızı açıp sarıldık, ayağımıza gelen ganimetleri kucakladık. Bu zamanda en büyük hazine arkadaşlık, dostluk.

“Karacı Denizci Karpuzcu” okumaya devam et

Bayram Kapısı

Run for your life!*

Böyle bağırırarak uyandım. Galiba Amerika’daydım, uyardığım kadın zenciydi, camların ardında bir ofisteydi, birbirine bitişik iki camın arasındaki incecik aralığa dudaklarımı yapıştırıp böyle seslendim ona.

Run for your life.

Ona değil de kendime diyordum sanki. Karışık odalardan, kalabalık insanlardan, nereden kimin çıktığı belli olmayan perdelerden, üste çıkarken yerin dibine inen merdivenlerden geçiyordum.

İşte bayram kapısı böyle kapandı, şehir kapısı açıldı.

“Bayram Kapısı” okumaya devam et

Bayram Sözü

Uğrayacağıma söz vermiştim. Bu satırlar o söz için.

Bugün Bey’le evden çıkıp köye yürüdük, meydana varmadan aşağı ağaçlıklı yola saptık. Evden çıkıp tam tur çember çizerek eve döndüğümüz üç yüz altmış derecelik bir rota.

Ağaçlıklı yol buranın -bana göre- medeni görünümlü tek caddesi. Sebebi iki sıra boyunca uzanan ağaçlar. Sadece bu. Şimdi köyden bozma şehir görünümlü kasabalara dönmüş bu İstanbul kırsalının ağaçlıklı yolu İBB damgalı, yol çizgili, asfaltlı arabalı, minübüslü otobüs duraklı bir şehiriçi sınırına dahil olmuşken, çocukluğumun ağaçlıklı yolu hep yoldu da toprakla asfalt arası delik deşik köy yoluydu işte. Ama yolun iki yanındaki ağaçlar hep ağaçtı, oradalardı, yeşil, uzun, güzel.

“Bayram Sözü” okumaya devam et

Bayram Radyosu

Sönmeye yüz tutmuş ateşin yanındayım. Köz halindeki odun son bir gayret aniden parlayıp alev alıyor. Tekrar gürül gürül, bacaya giden boşlukta gümbürdüyor. Süpernova etkisi. Parlayıp sönecek şimdi.

O odunun harlanması gibi bana da ateş basıyor, üstümdeki hırkayı çıkarıyorum. Birazdan ateşim sönecek ve gece serinliğiyle yeniden o hırkaya davranacağım, biliyorum.

Dışarıda kurbağalar korosu hep birlikte uyumlu uyumsuz bağırıp susuyor. Konuşkan buzdolabını duyuyorum. Ona rağmen ev sessiz. Bey karşı köşede kitap okuyor. Mutfakta genleyen bir tahta parçası ve boşlukta bir ‘çat’ sesi çınlıyor. Az önce serbest bırakılan bahçenin bekçi köpeği koşar adım gelip balkondaki koltukları şilteleri kokluyor. Biraz Coffee biraz biz. Coffee yatalı iki saat olmuş. O bir dede. Onu ellerimizle yatağına götürüp erkenden yatırmazsak söyleniyor.

“Bayram Radyosu” okumaya devam et
%d blogcu bunu beğendi: