Son

O halı gibi sarı postuna, koca dev patisine minicik minicik iğneleri batırdılar. Halı kanadı. Nasıl oldu anlamadı. Bir daha bir daha batırdılar. İğneler mini minnacıktı, uçları incecik, küçücük. Halı post kalın, sık, kısa; pati kocaman, yuvarlak, yumuşaktı. Kanadı. Koyu, kıvamlı, vişne kırmızısı. Bakmadan yapamadı, görmeden duramadı, halı postu tanıyamadı. Gözleri kilitlendi, izledi. Ama ya, istemedi! Sessiz sessiz başını çeviremedi. İğneyi hiçbir zaman sevmedi. Halbuki kaç kere, kaç kere kendini iğneledi, iğneletti. Hep kanadı. “Son” okumaya devam et

Tıkaç

Tıkandım, yazamıyorum. Bari bunu yazayım, belki tıkacım açılır.

Alıklar Birliği’nde Ignatius’un bir mide subabı vardı, kapağı açıldığında durup durup gaz salıyordu. Gele gele aklıma bu geldi işte, iyi mi? “Tıkaç” okumaya devam et

Cowardice

‘Those who sent the likes of Kenji out there to die these brave deaths, where are they today? They’re carrying on with their lives, much the same as ever. Many are more successful than before, behaving so well in front of the Americans, the very ones who led us to disaster. And yet it’s the likes of Kenji we have to mourn. This is what makes me angry. Brave young men die for stupid causes, and the real culprits are still with us. Afraid to show themselves for what they are, to admit their responsibility.’ And it was then, I am sure, as he turned back to the darkness outside, that he said: ‘To my mind, that’s the greatest cowardice of all.’

An Artist of the Floating World, Kazuo Ishiguro

 

Tebessüm

Nisan ayının güzel kelimesi ‘fevkalede’ydi. Referans yine 2019 Güzel Kelimeler Takvimi. Ama ben onu yazmaya yetişemedim. Yetiştiğim bir sürü başka şey oldu. Yazıyorum ya haftalardır, yaptım ettim bittim yettim diye. Ama fevkaledenin fevkine yetemedim. Hüzün.

Kaçana değil, gelene baktım. Mayıs. Takvimin kutusunu açıp yeni ayın kartını çıkardım. Okudum. Ayın sözü ‘tebessüm’. Nazikçe ve sessizce gülme, gülümseme. Dilimize Arapça’dan geçmiştir. Gülümsemek manasına gelen besm kelimesinden türetilmiştir. “Tebessüm” okumaya devam et

Başka

Sonra oturduğun yerden şöyle bir etrafına bakarsın. Yıllardır bildiğin gördüğün şeyler gözüne bir farklı görünür. Başka. Karşı duvardaki tabloya sanki ilk kez görüyormuş gibi bakarsın. Yoksa ilk defa mı bakarsın? Belki bu gözle ilk. Sarısı aynı sarıdır, moru hala mor. Ya da değil mi? Işık bugün biraz farklı sanki. Senin gözününki. Sen farketmeden gelmiş de biri bir şeyleri değiştirmiş midir, nedir? Gözünün irisi. Bir tedirginlik, bir tuhaflık hissedersin. Heyecan mı? Olmaz mı? Sanki oturduğun yere kilitlenmiş de kıpırdayamıyormuşsun gibi gözlerini, sadece onları yerinde döndürmeye çalışırsın. Bir çift kıpır kıpır göz üçyüzaltmış dereceyi kendi yuvalarında dönmek ister, dönemez. Senin dönmen gerekir. Gözlerin ve bedeninle zihnin de döner mi? Deneyelim bi’. Saat yönünde, hadi. “Başka” okumaya devam et