Sürekli gözlem ve analiz insana ne verir? Seyirci olabilmek? Bilgi? Anlam? Bütünlük? Detaycılık? Huzursuzluk? Kabullenicilik?

Yoga ve meditasyonda bulunduğumuz anda kalarak kendimizi gözlemleriz. Düşünceler gelir geçer, duygular başını yeryüzüne çıkarır, bazıları yumuşak bazıları sert zeminlidir. Geçiştirmek, savmak ya da yapışıp tutunmak yerine onları oldukları gibi görmek, gözlem ve araştırma içinde kalmayı deneyimler, bu çaba içinde çabasızlığı keşfetme yolunda kalırız.

Günlük hayatın içinde koştururken, karşımdakinin gözlerinin içine bakıp onu dinler, kendimi ifade etmek için sözlü yazılı kelimeleri itinayla seçerken böyle bir ‘hal’ içinde buluyorum kendimi. Sanki gözlerim bir yönetmenin kamerası, bedensiz bir varlık olarak kendimi izleme, seyretme halindeyim.

Mesela telefonda yakın bir arkadaşımla konuşuyorum. Onu dinlerken aramızdaki ilişkiye kattığı sözcükleri, sesinin nasıl titrediğini, zihninden mi kalbinden mi konuştuğunu, ip mi uzattığını olta mı attığını gözlemliyor, benim nasıl karşılık verdiğimi, kendimi nasıl konumladığımı, konumumun ilişkiden bağımsızlığını ve ona bağımlılığını, bütün bu iletişimin gerçekliğini, dürüstlüğünü, derinliğini ve içtenliğini sessizce, içten içe bir veri bankası gibi topladığımı farkediyorum. Veriler sayaca yazılıyor da hesap kitap mı yapılıyor, yoksa bağımsız bir kilinik gözlemci gibi veri diye ele alınıp hepsi geçerli mi deniyor?

Veya karşımda oturanın beden dilini gözlüyorum. Gözlerinin kocaman açılmasıyla içinde parlayan veya korkuyla titreyen gözbebeklerini, elini saçına götürüşündeki zerafeti veya hoyratlığı, fiziksel varlığını çevreleyen görünmez kalkanın kalınlığını veya şeffaflığını, soru sorarken ve cevap verirken dudağının kenarındaki kıvrımları, boğazından aşağı ittiği yutkunmaları. Onun suretinde, bedeninde kendimi aynalıyorum. Ağzının kenarından kendi ağzıma, saçından kolundan kendi sağıma soluma, oturmasından kalkmasından kendi yumuşaklığıma sertliğime dalıyorum. Belki sözcüklerin altının boş, söylenenlerin yetersiz kaldığını hissediyor, sesin rengine, beden diline, gözlerinin içine bakıyor ve ordaki gerçekliği arıyorum. Kendi gerçekliğimin derinliğinde yüzer, yüzmenin gözleminde kalırken.

Yakınımdaki en büyük veri bankası kim biliyor musunuz?

Coffee.

Sözcüklerin ötesinde iletişim kurduğumuz, dile dökmeden birbirimize yüzlerce ‘hal’ söyleyip ifade ettiğimiz dışı yumuşak içi sakin dört patili oğlumuz. Meditasyon yapamadığımda Coffee’nin karşısına oturup sadece ona odaklanarak bir müddet sessizce kalmak, karşılıklı birbirimize bakmak, nefes alıp vermek, nefeste derinleşmek söze dökülmeyen ne kavramlar, ne duygular, ne hisler yükseltip büyütüyor mideden ağza, gözden beyne.

Gözlem bazen analize, parçik pinçik yapboza, bütünü ayıklayıp parçalamaya, bazen de sadece seyre, havada duran iki avuç arasındaki görünmez toplu bir yumağa, bütüne, görmeye götürüyor. Görmek her zaman kabullenmeyi getirmiyor, ama bakmak..bakabilmek..Belki de o her zaman için umut vadediyor.

Coffee sessizliğini bıraktı, duyulmak için konuşuyor. Çıkma vakti çoktan geldi geçiyor. Seyirci ayaklanıp oyuna dalıyor.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s