Diyaloglar: Kadın, Adam, Kedi, Köpek

Saat sekizi geçmiş, hava karanlık mı karanlıkmış. Kadın ve köpeği birlikte dışarı, akşam yürüyüşüne çıkmışlar. Kadın köpeğini apartmanın bahçesine salmış. O sırada mahallenin tatlı beyaz sokak köpeği yan bahçenin çalılıkları arasından fırlamış. Ev köpeğiyle sokak köpeği havada öpüşerek kavuşmuşlar. Ne kadar da mutlularmış. Bütün bahçe akşam kuytusunda, kış saatinde sadece onlarınmış. O çayır senin bu bayır benim koşturmuş, sağa sola fiske atmışlar. “Diyaloglar: Kadın, Adam, Kedi, Köpek” öğesini okumaya devam et

Gibi

Yükselenimi yeniden hesaplatmak istiyorum, dedi.

Allah allah, doğum saatin mi değişti, dedim.

Hayır, ama tekrar çıkartırmak istiyorum, diye ısrar etti. “Gibi” öğesini okumaya devam et

Aramızda

Ana kraliçe gibi karşıma oturdu. Kahvesi elinde, dirsekleri göğsünde geniş koltuğa yerleşti. Gözlerini yanındakine doğru devirdi. Daha önce aralarında konuştukları belliydi, bedenleri hala dedikodumun şeklindeydi. Omuzlar yapışık, dudaklar büzük, başlar birbirine doğru eğik.

Eee, dedim, gidiyor musun yani? Ne zamandı? Haftaya mı? “Aramızda” öğesini okumaya devam et

Bağırsaktan İçeri

Zihne girmemek nasıl mümkün? Bağırsaklardan yukarı fokurdayanları duyarak mı? Ya fokurdamazlarsa? Orası ıpıssız ve sessizse? Yalan. O sessizlik mikrofon verilmemişlikten, sahne bırakılmamışlıktan, antenleri açmamışlıktan. Bekle. Asitler dalgalanıyor, köpükler fışkırıyor, sanki kalbin yavaş yavaş sıkışıyor. O zaman? Bize bir tercüman! Ah hoş geldiniz mirim, içimdeki bu sular seller ne diyor? Dinle. Ay bilmiyorum ki, anlamıyorum ki, öyle mi ki, böyle mi ki, şimdi mi ki, eski mi ki, nasıl ki? Nasıl ki! Sus sus, adeta cb konuşuyor. İçimin asitli cbsi. Kara kızgın Lilith’i. Sen eşit meşit değilsin ki. Adem’e kafa tutmak da neymiş? Yürü git cennetten ileri. İleri, ileri, daha da ileri. Cehennemin dibi. Kalbine yükselenler süt beyazı değil miydi? Nereden geldi bu sarı sidikli iğrenç şeysi? Git ağacına tırman, tüne bir dala, öt hüthütlere, girsinler koynuna. Süt beyaz, sütlü beyaz, sütlaç beyaz. Öyle tatlı bir yaz. Değil. Hepsi naz niyaz. Neden? Kabuğun ince, kırılır kırılmasına da içindeki tembel, gör biraz. Lilithim, kara tanrıçam, ilk kraliçem. Yüksel küllerinden, sıçra dallarından, fırla bağırsaklarından, bağır, anır, aaaaaaaaaaaaa, çıksın dilinden bütün siyahlar karalar çiyanlar yılanlar, oooooooo, gitsin ağzından, kussun boğazından, eeeeeehhhh, gök karanlık, çocuklar siyah, yılanlar soğuk, yumurtalar sıcak, ölmesin yaşasınlar, kalbim sıcak, çok sıcak.

 

 

Yarından Önce

Soğuk bir kış gecesiydi. Kadın ve adam Boğaz’ın dik falezlerinin üstündeki daracık balkonda tek sıra halinde ilerliyorlardı. Yakaları kalkık, başları öne eğikti. Boğazın bu yanına kurulmuş, sadece tek kişinin geçebileceği falez balkon muhteşem ve korkutucuydu. Sanki durdukları noktadan bütün şehre hakimlerdi. Ve tam da o noktada şehir her an onları yutabilirdi.
“Yarından Önce” öğesini okumaya devam et