Aramızda

Ana kraliçe gibi karşıma oturdu. Kahvesi elinde, dirsekleri göğsünde geniş koltuğa yerleşti. Gözlerini yanındakine doğru devirdi. Daha önce aralarında konuştukları belliydi, bedenleri hala dedikodumun şeklindeydi. Omuzlar yapışık, dudaklar büzük, başlar birbirine doğru eğik.

Eee, dedim, gidiyor musun yani? Ne zamandı? Haftaya mı? “Aramızda” öğesini okumaya devam et

Bağırsaktan İçeri

Zihne girmemek nasıl mümkün? Bağırsaklardan yukarı fokurdayanları duyarak mı? Ya fokurdamazlarsa? Orası ıpıssız ve sessizse? Yalan. O sessizlik mikrofon verilmemişlikten, sahne bırakılmamışlıktan, antenleri açmamışlıktan. Bekle. Asitler dalgalanıyor, köpükler fışkırıyor, sanki kalbin yavaş yavaş sıkışıyor. O zaman? Bize bir tercüman! Ah hoş geldiniz mirim, içimdeki bu sular seller ne diyor? Dinle. Ay bilmiyorum ki, anlamıyorum ki, öyle mi ki, böyle mi ki, şimdi mi ki, eski mi ki, nasıl ki? Nasıl ki! Sus sus, adeta cb konuşuyor. İçimin asitli cbsi. Kara kızgın Lilith’i. Sen eşit meşit değilsin ki. Adem’e kafa tutmak da neymiş? Yürü git cennetten ileri. İleri, ileri, daha da ileri. Cehennemin dibi. Kalbine yükselenler süt beyazı değil miydi? Nereden geldi bu sarı sidikli iğrenç şeysi? Git ağacına tırman, tüne bir dala, öt hüthütlere, girsinler koynuna. Süt beyaz, sütlü beyaz, sütlaç beyaz. Öyle tatlı bir yaz. Değil. Hepsi naz niyaz. Neden? Kabuğun ince, kırılır kırılmasına da içindeki tembel, gör biraz. Lilithim, kara tanrıçam, ilk kraliçem. Yüksel küllerinden, sıçra dallarından, fırla bağırsaklarından, bağır, anır, aaaaaaaaaaaaa, çıksın dilinden bütün siyahlar karalar çiyanlar yılanlar, oooooooo, gitsin ağzından, kussun boğazından, eeeeeehhhh, gök karanlık, çocuklar siyah, yılanlar soğuk, yumurtalar sıcak, ölmesin yaşasınlar, kalbim sıcak, çok sıcak.

 

 

Yarından Önce

Soğuk bir kış gecesiydi. Kadın ve adam Boğaz’ın dik falezlerinin üstündeki daracık balkonda tek sıra halinde ilerliyorlardı. Yakaları kalkık, başları öne eğikti. Boğazın bu yanına kurulmuş, sadece tek kişinin geçebileceği falez balkon muhteşem ve korkutucuydu. Sanki durdukları noktadan bütün şehre hakimlerdi. Ve tam da o noktada şehir her an onları yutabilirdi.
“Yarından Önce” öğesini okumaya devam et

Hipodrom

Koca bir hipodroma çıkan, başında miğferi elinde kazığıyla atlı bir süvari gördüm. Beyaz entarili seyirciler -Romalılar- ayakta, tezahürattaydı. Tezahürat süvariye miydi, bekledikleri başka bir canavar yaratığa anlamadım. Coşkulu bir beklenti, köpüren öfke hakimdi. Süvarinin isteksiz ama sabırlı tavrına tezat izleyici sabırsız ve hoyrattı. Kalabalığın ortasındaki tekbaşınanın bekleyişi vardı, oradaydı. Kaç vakit, kaç kişi sürdü bilinmez, bekleyiş tamdı, zamanlıydı. Sonunda hipodromun derinlerinden, kara tünellerinden dişi bir aslan çıktı. Orta alanda ağır ağır dolandı. Patileri, bedeni, ergonomisi her şeyiyle gölgelerde salındı. Biraz da bıkkın mıydı? Süvariyle bakıştılar. Bir sağa bir sola dönenip koca alanda daireler çizdiler. Pek meydan okuma gibi değildi. Daha çok birbirini görüp gözünün içine bakmaydı sanki. Heyecan yükselir ne olacak ne olacak diye gergin bekleyiş sürerken aslan arkasını dönüp gitti iyi mi? Sıkıldı mı rakibini mi beğenmedi, belli değildi. Süvari öylece ortada kala kaldı mı? Rakibinin peşinden aslanın inine, nemli taş tünellere doğru şöyle bir uzandı, karanlığa doğru baktı. Yoksa ucunda ışık mı vardı? Gözü içeri girmeyi yemedi, hipodroma geri döndü. Kazığını aşağı mı indirdi, yere atıp pes mi etti? Belki de tüm bunları zihninden geçirdi. Seyirci inişe geçen uğultusuyla bekledi bekledi. Süvari koca alanın ortasında tekbaşınaydı. Baştaki gibi. Başında miğferi, elinde kazığı, altında atı. Bekleyiş sürdü. Alan artık sessizdi. Ya da insanın algılamayacağı bir dalga boyunda. Görüntüyse kavurucu güneşliydi. Toprak sarısı, tozlu, kalabalık, yalnız. Önce titreşimi geldi, sonra kükremesi. Titreşim görülebilir miydi? Görülmekteydi. Dişi aslanın kükremesi tünelin dehlizlerinden yükselmeye başladı. Şiddetlenerek, artarak, sesiyle tüm hipodromu yutarak, kabararak, tozu dumana katarak korkunç bir sesle geri döndü. Kükredi kükredi kükredi. Tüm dünya kükredi. Onu görmedim, kimse görmedi. Titreşimi yeterliydi. Aslan dalga dalga, rüzgar rüzgar, bulut bulut, damla damla her yerde, herkesteydi. Herkes, her yer, her şey bitti. Geriye sadece güneş toprak hava su kaldı. “Hipodrom” öğesini okumaya devam et

Olur muydu

Olur muydu yapmasan

Çatal dilini sokmasan

Peh diye tükürmesen

Zehrini akıtmasan
“Olur muydu” öğesini okumaya devam et