Ay Günlüğü | 9

Hallo. Ich bin eine Berlinerin.

Desem de inanmayın. Bu sadece ayakbastı mesajı. Olsun. İnsanın hemen havası değişiyor. Haydi hoppa gemeinsam.

İki saat fark fena. Sabah altıda gözlerimi açtım. Kapkaranlık bir gök. Gerçi dün öğlen ikide indiğimizde de neredeyse böyleydi. Koyu, karanlık, puslu. Dön uyu uyan yedi buçuğu ettim. Şimdi hala uzandığım yerden yazıyorum. Artık hava aydınlanıyor. Soğuk olsa da mavi bir gök görür müyüz?

“Ay Günlüğü | 9” okumaya devam et

Ay Günlüğü | 8

Sığar mıyım sığmaz mıyım derken fermuarı çektim, kabin bagajımı kapattım.

Yarın yolcuyuz. Gündüz sıfır, gece eksi iki. Bırr. On beş dereceden sıfıra inmek eksi on beşe gitmek gibi bir şey. Bu sıcaklığa -ya da soğukluğa mı demeli?- inmeyeli oldu. İki üç senede bir yağan kar soğuğunu saymıyorum. O kar. Bu şehir ayazı, kış Avrupasının göbeği. Destinasyon Berlin.

“Ay Günlüğü | 8” okumaya devam et

Ay Günlüğü | 7

Salonu havalandırdım, tül perdeleri çektim, lambaları tek tek söndürdüm, birini bıraktım. Evin içinde ileri geri dolaştım. Mutfağa gittim, tezgahı topladım, salona döndüm, televizyonu kapadım. Sehpanın altında benim yönümü gösteren bir burun ve iyi görmeyen gözlerle izlendiğimi hissettim. Arada kısık bir vızıltı. Unutma beni.

Evin kapısını kilitledim, dönüp salondaki sehpanın altına baktım, bekledim. Birbirimize dönük karşılıklı bekleştik. Yanına gidip onu sehpanın altından kaldırdım. Önce o önden ben arkadan, sonra beraber yanyana hole doğru yürüdük. Çalışma odama uğradım, bilgisayarımı aldım. Odanın kapısında beni bekledi, çıkmamla dönüp yanıma geldi. Holde yan yana durduk. Haydi dedim, sırtına hafifçe dokundum. Beraber yatak odasına doğru yavaş yavaş uygun adım yürüdük. Tırıs tırıs patiler, pıtı pıtı terlikler.

“Ay Günlüğü | 7” okumaya devam et

Ay Günlüğü | 5,5’tan 6

Gördüğünüz gibi her gün yazmak kolay değilmiş.

İki seferdir gün aşırıya ancak yetişiyorum. Ama kendime güvenmeme endişesini üzerimden attım, mesele o değil. Yazmak zaman, emek ve öncelik istiyor. Bir şeyleri elemek, kimisinden vazgeçmek, feragat etmek. Her zaman da elinde değil. İşte hastalık ve sağlık, işte sosyal hayat ve iş güç.

Mesela bu yazıyı sabah on bir civarı yazmaya başlamıştım, şimdi akşam altı. Ne oldu? Telefon geldi oldu, evde temizlik yapıldı oldu, anne baba ziyaret etti oldu, Coffee veterinere iğneye gitti oldu, zaman geçti akşam oldu, yazmak olmadı bir sürü şey oldu.

Ama Coffee -Kofiş- raporumuz bugün iyi. İştah geldi, yemek yedi, gece uyudu, tepkiler göründü, yaşasın oldu.

“Ay Günlüğü | 5,5’tan 6” okumaya devam et

Ay Günlüğü | 3 ve 4

O ‘ve’ kısmı önemli.

Çünkü bazen ayrı ayrı olmuyor. Bağlı bağlı gidiyorsun, bir ve iki, üç ve dört. Biri ötekini yanında getiriyor, cumartesi pazarı, sabah akşamı.

Dün sabah ihtiyar oğlum Coffeemin zift gibi ishaliyle başlayan gün hem onun hem benim için yorucu gitti ve bitti. İlaç, vitamin, antibiyotik, kan tahlilleri ve takip. Bütün gün hiçbir şey yap(a)madım. Halbuki ne ayıp. Coffee’ye baktım. Bu hiçbir şey mi? Saati saatine ilaç ver, dışarı çıkar, elinden mama yedir (çünkü iştah azaldı), su içir (çünkü içmiyor), yatır, okşa, sev (çünkü şefkat istiyor), kalkınca kalk, yatınca yat.

“Ay Günlüğü | 3 ve 4” okumaya devam et
%d blogcu bunu beğendi: