Yazmamak

Başka yazı fontları deniyorum. Liberation sans, lucida grande, apple symbols, didot.

Didot ismi hoşuma gidiyor. Yunan yazar, Fransız tasarımcı gibi okuyorum. Font hafif tırnaklı, espaslı. Nefesli ve hazırlıklı bir his veriyor. Bırakıyorum.

Fontları değiştirmek yazımın içeriğini değiştirir mi? Dış görünüşle iç hal düzeltilir mi gibi bir şey. Olmasını istediğin şeyi varmış gibi yaşamak kendini aldatmak mı yoksa hayallerini hemen şimdi şu ana getirip oradan deneyimlemeye başlamak mı?

İşte hava kapadı, gök karardı, beklenen yağmur yağıyor şehrin bu yakasında. Yine de içim güneşli. Havanın renk değişiminden etkilenen iç renklerim bugün dış faktörlere karşı kendi renklerinde ısrarcı. Kenarından kalkmış ojemi soyup çıplak haliyle kalan sol elimin yüzük parmağına da başka bir renk konduruyorum. Dokuz parmaktaki benim diyen mürdüm morlara karşı sakin serin duran pes bir vizon. Madem yağmur gelmiş, sol yüzük parmağından bu hüzne küçük bir hoş geldin. Bu havayı gördüm, kokladım, merhabaladım, ama içim yine de benim diyen mürdüm mor. Farklıyız ve böyle iyiyiz. Bir güneşli bir yağmurlu.

“Yazmamak” okumaya devam et

Kelebek

Fransızcaya geri döneceğim.

Şimdi değil, bir zaman.

Bu vizyon için şimdi biraz müzik.

Konoba için vikipedi ‘electropop ve downtempo sularında yüzen üretimleriyle dinleyenlerini bolca dans ettirmeyi, onlara hayaller kurdurmayı ve rüya ile gerçeklik arasında kaybolma fırsatı vermeyi amaçlıyor’ demiş. Fransızca bana böyle hissettiriyor. Ya da Fransızca şarkılar mı? Belki de zihnimdeki kodlaması hayatımın önemli ve özel bir dönemine denk geldiği içindir. Hem karnımda minik kelebekler uçuşuyor hem kalbimde stresli kıskaçlar gıcırdıyordu. Böyleydi yirmi beş yaşında kendimi yeni bir dille ifade etmeye, o dilin sınırları içinde zamanı öğrenip anlamaya çalıştığım Fransızca halleri.

“Kelebek” okumaya devam et

Roket

Sağ kolumdan damar yoluna giremediler. Patladı ve kanadı. Acıdı da. Hemen içimde pırpır panik kuşları kanatlandı. Diğer tarafa geçip sol bileğimin üstünü alkollü pamukla sıvazladılar. Panik kuşları geldi boğazıma dayandı, neredeyse dışarı fırlayacaklar.

– Oradan mı gireceksiniz?

“Roket” okumaya devam et

Disco Inferno

Slow burn tatil şöyle bir şey mi?

Ilık ılık, tatlı tatlı gevşiyor, içinin gülümsediğini, bedeninin rahatladığını hissediyor, zihnine, kalbine, midene, bağırsaklarına, gözlerine, kulaklarına, burnuna, dudaklarına, saçına, tenine, eline, ayağına ama en bi’ fikir ve duygularına dalga dalga yayılan tatili depoluyorsun. O depo seni ısıtıyor. Dönüyorsun hayatının gerçeklerine, düzenine. Depo hala sıcak. Sanki içten yanmalı bir ateş oradayken seni tatile alıştırıyor da geri dönüp şimdiden oraya baktığında kazan gürlüyor, ateş coşuyor, bütün o ‘burn’ dediğim ılıklık ‘slowly slowly’ çıtırdayıp alev alıyor. Bir tek alevden bütün bir fırın nasıl yanar? Astroloji bilenlere Vesta el sallıyor.

“Disco Inferno” okumaya devam et

Karacı Denizci Karpuzcu

Karpuz suya düştü.

Büyük şükür.

Mavi sular, pembe gökler, sarı yıldızlar, turuncu ay.

Merkür gerilerken geçen sene bu vakitler bulunduğumuz yere geri döndük. Bir dolu -tatlı- sürpriz yol yaptı, bizi buldu. Biz de kollarımızı açıp sarıldık, ayağımıza gelen ganimetleri kucakladık. Bu zamanda en büyük hazine arkadaşlık, dostluk.

“Karacı Denizci Karpuzcu” okumaya devam et
%d blogcu bunu beğendi: