Dua

Bir mum yaktım. Üstünden ellerimizi geçirip ısıttık. Kollarımızı göğsümüzü ellerimizle süpürüp temizledik, birbirimizin sırtını üç kere sıvazladık. Bey dileğinin kağıt makedini yaptı, ben zamanında Olympos’tan topladığım taşlardan birine dileğimi çizdim. Coffee’yi de alıp bahçeye indik. Balkonumuzun önündeki kırmızı gülün dibine şekillenmiş dileklerimizi yerleştirdik (gömmedik). Coffee zıplamalı omuz dönüşüyle yanımızdan neşeyle koştu. Gecenin keskin temizini içimize çekip eve döndük.

“Dua” okumaya devam et

Tutturdun

Tam açılacağım, kapanıyoruz. Tutturamadım şu işi.

Mesele de bu ya. Tut(tur)amamak. Bir dolu Boğa ve en bi’ sürprizli Uranüs karşısındaki Akrep dolunayı hep bana hep banayı bırak, istesen de istemesen de gidecek kopacak, şeyler açığa çıkacak, krizini kaybını paylaş, birleş, direnme, hiç öyle darılma, arın tadındaydı. Hissettiniz mi? Geçmiş gelecek koptuk gidiyoruz zati. Demi taze ikinci baharımız, yeni kapanmamızı mı paylaşsak, ne etsek? Sisifos’a bağladık yine.

Felsefeye de derin analizlere de tokum. Sığ sularda yüzmek istiyorum. Ya da sadece yüzmek. Güneşli, dibi görünür, berrak, şıkır şıkır. Şu tokluğu biraz silkelemeli. Kimi bedenine yemek yiyerek topluyor, kimi rutinlerine iş güç biriktiriyor, kimi zihnini aralıksız uyaranla besleyip şişiriyor. Çoktan seçmeli sınavımızın bugünkü sorusuna da cevabımız d hepsi.

“Tutturdun” okumaya devam et

Kara Güneş

Nerede kaldığımı unuttum. O kadar ara vermişim gibi. Sebep, ekran başında geçirilen saatler, evde yapılması gereken işler, bunalıma girmekle girmemek arası tutunma çabaları, bir gün daha geçti ve zamana bir çentik daha atıldı tadında kayıp hisleri.

Mesela dün Coffee’yle yürürken bahçedeki baharların açtığını, pembelerle beyazların birbirine karıştığını farkettik. O kokladı, ben gördüm. Bir minnacık tomurcuk gül sıkı sıkıya sarılı yapraklarının içinde salındı rüzgarla önümüzde. O zaman geldi. Bahar. Boğa dönemi. Yaşasın. Ve bir burukluk.

“Kara Güneş” okumaya devam et

Leke

Zaman geçiyor. Sonra geçmişte bir yere bağlanıp kendini tekrar ediyor. Atlı karınca misali. İleri gittiğimizi sanarken bir çemberin içinde dönüp duruyoruz sanki.

Dün rastgele açtığım Sabian sembolü de (5 derece Başak) öyle diyordu:

BİR ATLI KARINCA

Bu sembol sanki bir “Atlı Karınca” üstündeymiş gibi hiçbir gelişme kaydetmeden sürekli aynı yere dönüp durduğumuz durumları ifade eder. Tam paçayı kurtardığımızı ya da artık bu döngünün dışına çıktığımızı düşündüğümüzde kendimizi yine başa dönmüş bulabiliriz. Aslında her seferinde etrafımıza bakınır, olanları farkeder ve hayatın olasılıklarıyla ilgili daha da çok şey öğrenme fırsatını yakalayarak bir şekilde gelişir, ilerleriz. Burada bir karar vermemiz gerekir: aynı şekilde dönüp durmaya devam etmek istiyor muyuz yoksa hayırlı olanın gerçekleşeceğine güvenerek “Atlı Karınca”dan inmeye ve gerçek gelişime adım atmaya hazır mıyız?

“Leke” okumaya devam et

On

Yuvarlak rakamlara karşı zaafım var.

On, yüz, bin.

Bir de tekrar eden, çift rakamlara.

Kırk dört, elli beş, yetmiş yedi.

Geçen hafta tarihi kendime not ettim, sonra unuttum.

Birden kafası kesik tavuğa dönüveriyorsun. Dolu zihin, huzursuz geceler, çıksan mı kalsan mı arası gelgitler. Hala salgın vardı değil mi? Hala salgın var. Dili geçmiş zaman bile değil. Tamamen şimdi. Beterin beteri haller.

“On” okumaya devam et