Özlem

çiçek toplardık eskiden

kulübemizin önünden

Coffee’nin bayırından

ormanın derininden

sarı mavi

seviyor sevmiyor

kaldık japon bahçesinin

otlarından bitenlere

özledim. “Özlem” okumaya devam et

Değdi

Üstüne uranüs mavisi bir döpiyes giymiş, anneannemin evine gelmiş. Saçlarını kısacık kestirmiş. Biraz siyasi, erkeksi, ama havalı. Kızıl hem saçı, mars sıcağı. Boynunda güneş sarısı ipek fuları. Değişmiş. İçeri giriyor topuklu ayakkabılarıyla. Asansör bozulmuş, meğer ta dördüncü kata o topuklarla tırmanmış. Yüzünde koca bir gülümseme. Mutlu. Niyeyse. Beni görmek istemiş. İyi de niye anneannemin evi? Anneannem aramızdan ayrılalı geçmiş kaç yıl, o apartman yıkılıp yerine yenisi dikileliyse birkaç yıl daha. Deşmese o yaraları. “Değdi” okumaya devam et

Maraton

Batan güneşin önünde onları açıkça gördü: Kadın uzun boylu, ince yapılı; Arroyo kısa boylu sayılırdı ama atletikti, kişiliğinden taşan erkeklik, Amerikalı kadının gözünde eksiklik sayılabilecek olan şeyleri telafi ediyordu; boyunun kısalığı, kibarlık bilmemesi ve onun şu anda kadında görüp de korktuğu, arzuladığı her şey. *

“Maraton” okumaya devam et

Komşu Komşu Huu

Evimi özlemişim. Halbuki hayat bu ara daha çok dışarıda geçiyor. Tam da bunun üstüne yuvaya sığınma hissi sarmalıyor, toparlıyor. Sonbahar hüznü de üstüne bir çimdik serpildi mi, evim evim canım evim.

Komşularımla ilgili ise aynı şeyi söyleyebilir miyim, bilmiyorum. Sezarın hakkı sezara, onlar da benimle ilgili benzer hissiyattadırlar belki, sormak lazım. Madalyonun her zaman iki yüzü var. Gerçi bir sefer Bey’le taşınırken (şu an dördüncü evimizde oturuyoruz) apartmandaki komşulardan yaşı yaşıma yakın bir hanımın taşınma esnasında gelip taşınmamıza çok şaşırdığını ve üzüldüğünü söylediğini, aynı şaşkınlığı bana da geçirdiğini hatırladım şimdi. Anca birkaç kere günaydın diyebilmiştik birbirimize, o kadar. Nasıl bir şaşkınlık ve üzüntü yaratmış olabileceğimi anlayamamıştım. “Komşu Komşu Huu” okumaya devam et