Yüzelim

Belki de Henry David Thoreau bu yüzden yürüyordu. Hayatı devam ettirmek, onu yürütmek için.

Oturduğum yerde yürüyen tek şey yanımdaki bitki çayının yükselen sıcak dumanı. Havaya doğru yürüyor. Dikey bir çaba.

Coffee’nin derin nefesli horultuları var sonra. Dudaklarından ileri doğru, yere yatay düzlemde yürüyorlar. Biz onları görmüyoruz, ama yürümediklerini ispat edebilir miyiz? Ses yürüyünce ayaklarla mı kulaklarla mı takip etmek gerekiyor? Yürüyen kulaklar fikri güzel geliyor, pıt pıt zıp zıp yumuşak yumuşak.

“Yüzelim” okumaya devam et

Merhaba

Merhaba demek için uğradım.

merhaba merhaba

Küçük harfli, ikilemeli, müzikli.

merhaba merhaba

Çocukluğun saflığına, birliğine, renklerine götüren minik zillerin sesi, çan merdivenleri.

merhaba merhaba

“Merhaba” okumaya devam et

Dünyanın Sesi

Şarkı söylemek istiyorum. Şöyle berrak, güçlü, tertemiz bir sesle.

Tam da şurayı mesela, yüksek, tiz, haykırarak.

in his arms she fell as her hair came down / among the fields of gold

Beraber dinleyelim, söyleyelim.

you’ll remember me when the west wind moves

“Dünyanın Sesi” okumaya devam et

Wonderful Life

Dönebilmek.

Bugünkü meditasyonumdan yükselen.

Nereye (geri) dönmek istiyorum ki sonra yeniden önüme dönebileyim?

Zaman retro, gecesine Kova dolu (ya da deli) Yeniay.

no need to run and hide

it’s a wonderful wonderful life

Kaçmadan Önce

Gözlerim odayı tararken aloe verayı seçiyor. Yaprakları sivri, görüntüsü dikenli. O dikenleri göğsüme batırma fikri iyi geliyor. Sanki bedenim kurumuş bir toprak, sivri uçlar içeri girecek, delikler açacak, oraya hava dolacak, su damlayacak.

Gir diken gir. Bat dünya bat.

Gözlerimi kapıyorum, yönlendirmeli meditasyon rehberliğine kendimi bırakıyorum.

‘Hayat dışarıda ve içeride akıyor’ diyor yönlendirmenin sesi.

“Kaçmadan Önce” okumaya devam et