Sal

Anne, sal ya!

Böyle demiş arkadaşımın ondört yaşındaki oğlu kendisine. Anne sal.

Biz de kırk yaş üstü üç kadın kendi salmadıklarımızla ondört yaşındaki oğlandan feyz almaya niyet ettik o akşam. Zira salıp bırakmamaya yemin etmiş bir karşıt güç var.

Halbuki Güney Ay Düğümü ve Plüto kavuştu. Varolan sistemi, yapıyı, geleneği eski ve işe yaramaz ilan etti. İstediğin kadar diren, tutun, bırakma. Bu yapı artık ölü, çürük, kompost. Bastırılan, kaçınılan, görmezden gelinen korkudan, karanlıktan, çirkinlikten ancak yaratıcı hayalgücüyle çıkılırsa yeni tohumlar üreyebilir, eskiler dönüşebilir. Bu eskilerle devam ederek değil, eskiyi geride bırakarak mümkün. Ölüyle yaşam olur mu? Nerede mazbata? “Sal” okumaya devam et

Neredesin sen?

İnsan yoğun, koşuşturmalı geçen günlerin üstüne birden serbest ve boş kalınca ne yapacağını şaşırıyor.

İnsan = ben.

Bir şey yapacaktım, ama ne? Yapacaktım, edecektim, ne, ne, ne?

Beden durmuş, ama zihin hala o deli sıkışık tempoda koşuyor. -Ecek -acak, -se -sa ekleri dönenip duruyor. “Neredesin sen?” okumaya devam et

Gelen*

Kalan’ı yazdım, Giden’i yazdım. Bir de Gelen vardı, onu yazamadım.

Onu da yaptım, bunu da ettim, şunu da bitirdimler var mı sizin de hayatınızda şu ara? Bitirdikten, üstünü çizdikten, tamamladıktan sonra gelen bu da gitti, hadi sonraki hissiyle gelen bir peşpeşelik? O boşlukta kalınca bir an neredeydim, ne yapıyordum, böyle boşlukta durabiliyor muydum, dururken bile koşuyor muydum hali. “Gelen*” okumaya devam et

Giden*

Şimdi bir bak bana. Yolda kendi ritmimde, sakin sakin yürüyorum. Ya da belki hızlı hızlı. Nasılsa öyle. Sonra birden adımımı öne atamadığımı farkediyorum. Bir şey geri çekiyor. Duruyorum. Yavaşça bir ayağımı geri atıyorum, sonra diğerini, sonra öbürünü, sonra ötekini. Böyle böyle geri geri yürümeye başlıyorum. Sen de on adım, ben diyeyim onbeş. Hadi gün hesabına vuralım. Her gün bir adım geri gitsem şöyle üç haftadan yirmibir gün geri giderim. Yirmibirinci güne ulaştığımda bir bakıyorum ayağım daha geri gitmiyor. “Giden*” okumaya devam et