Tek Başına

Tek başına dans eder misin diye sordu.

Düşündüm.

Sorunun cevabını değil de en son ne zaman doyasıya dansettiğimi.

Müziğin sesini açıp arabayla yol yaptığım manzaralar daha çok üşüştü aklıma. Birtakım savunmalar geliştirdim. Dansetmenin daha genç zamanlara, hayatlara, bitip tükenmeyen enerjik dönemlere has bir vazgeçilmez olduğundan tut da dansedecek yer mekan kafa mı kaldılara varana dek dansın vazgeçilmezlikten çıktığını ispat etme mücadalesine giriştim.

Tekrar sordu, tek başına dans eder misin?

“Tek Başına” okumaya devam et

Sonunda

Temmuz’u sevmeye karar verdim.

Hem de ayın on beşi olmasına rağmen.

özgür uçuyor içimde kuşlar sonunda

bir bir silinir tenimden izler izler

sensiz coşuyor içimde sesler sonunda

“Sonunda” okumaya devam et

Çok başıma

Sabah erken randevusuyla buluşmaya geldim. Sessiz, özlediğim, evde gün başlamadan, sokakta araba geçmeden, üst katın tek tük terlik sesleriyle, güneşin parmaklarını geçirdiği zakkumların gölgesinde, tekbaşıma ve çokbaşıma olmaya bir randevu.

Ama çok mümkün değil. İşte bu haftanın misafir köpeği Pingu klavyemin tuşlarını duyup geldi bile. Patpatpatpat kaşınıyor koca kuyruğunu yere vura vura. Neyse ki gelip o ıslak burnunu kucağıma koymadı. Her misafir köpeğin ıslak burnu, sıcak nefesi yüzümün iki parmak ötesinde. He-he-he-he beş kardeş suratıma hızlı hızlı nefes nefese vurur gibi he-he-he-he. Lord oğlumdan böyle görmedik ki bilelim. Yatakta sağdan sola döndüğümde birden yabancı bir karşılama. Günaydın gözleriyle burun burunayım. Küçük bir dile karşı büyük sevgi isteği. Arz talep meselesi.

“Çok başıma” okumaya devam et

Isıtma

Yazdıkça yazıyorsun, yazmadıkça soğuyorsun.

Başka şeyler yazdım, yazıyorum. Halbuki burası esas merkez, kaynak. Kaynaktan kopunca dönüş yolunu unutuyorsun. Nereden giriyorduk? Nasıl başlıyorduk? Ne diyorduk?

Arkada Spotify dönüyor. Fink en İngiliz, nemli, yağmurlu haliyle söylüyor. Dışarının grisi, ıslağı, serinine baka baka inletip dinletiyor. Hemen şuracığa koyuyorum.

let me know when we get there / if we get there

“Isıtma” okumaya devam et

Çabasız

Çabasız çaba ne demek?

Bu sabahki meditasyonun sorularından biri bu. Daha az şeyle daha çok şey yapmak.

Birden evdeki eşyalar üstüme üşüşüyor. Daha az olabilir mi tartıyorum. Bizden daha kalabalık, çok parçalı, dolu dolu evleri mekanları düşünüyorum. İçim sıkışıyor, hemen zihnimden silip gönderiyorum. Minimalist, geniş mekanları getiriyorum gözümün önüne, sadece boşluk hissini değil, ruhu ve sıcaklığı da beraberinde taşıyanları özellikle. Bir bitki, bir tül, bir gün ışığı, bir zarif rüzgar zili. Şimdi balkon kapısındaki tüle vurmuş hafif güneş ışığı o dingin yumuşaklığı veriyor. Halbuki dışarıda çöp kamyonu. Sabah yedi servisinde ağır metalik tangırdamalar gürültülü motor ve teker sürtmesiyle çarpışıyor. Çünkü burası büyükşehir. Çok şeylerimizi tüketip attığımız çöplerimizi topluyor bağıra bağıra, siz yerken iyiydi biz mi susacağız arkanızı temizlerken der gibi.

“Çabasız” okumaya devam et