Dönmek

Rüyamda havaalanında, check-in deskindeyim. Desk arkasındaki kadın görevliler maskeli. Lacivert üniformaları içinde işlemlerimi yapıyorlar. Ben de siyah çantamda lacivert maskemi bulmaya debeleniyorum. Karanlık renkli bir kumaş içinde başka bir karanlık kumaş aramak. Zor! Hem oraya kadar nasıl maskesiz girmişim? Bir utanç bir sıkıntı bir çarpıntı. Görevliler bana (Türk) havayollarıyla ilgili (pandemi kapsamındaki) deneyimimi soruyorlar. Gayet iyi diyorum, her şey olması gerektiği gibi. Daha ötesi olamaz. Ama tabii Amerika’ya gitmeye bayılmıyorum. Hele bu zamanda! İş mecbur etmese şuradan şuraya kıpırdamam.

Şehre döner dönmez insanın rüyaları da şırak diye değişiyor mu? Nerede kaldı o güzelim mavi deniz, pırıltılı yıldızlı gökler, baygın yaz kokuları, tatlı meltem esintileri? Anında üniforma, havaalanı, çanta. Hayatımda üç kez Amerika’ya gittim, üçü de iş içindi. Amerika kodlamam iş. “Dönmek” okumaya devam et

Kuyruklu

Nafile bir çaba içindeyim. Gece on civarı ve sabah gün ağarmadan Neowise kuyruklu yıldızını görmeye çalışıyorum. İstanbul dışına kaçtık, tamam, ama burası da farklı değil. Zira mevsimin bu vakti sayfiye şehirden daha ışıklı.

Sabahları gayriihtiyari beş civarı uyanıyorum. Gün ağarmaya başlamış oluyor, kıpkırmızı bir gök karşılıyor denizin üstünden. Kaldığımız ev doğuya bakıyor ve tam karşısında Venüs sabah beşte ufuk üstüne çoktan yükselmiş, parıl parıl parlıyor. Mitolojisinin timsali gibi nefes kesici.

Yeni kuyrukluyu bu ışıklı yer ile göktaşının geçişine ters yönlü evde yakalayamasam da bizim tüylü kuyruklu yakaladığımız gibi suda. Her deniz kenarına iniş geri geri basan patiler ve bahçeden eve kaçış adımlarını içerse de o iskeleye çıkıldıktan sonra iki basamakla inilen ara platform sonrası ıh mıh diye diye dubaları tarayan koca ayaklarla cup aşağı. İşte batık gemi karaya yüzüyor. Buf buf buf. İki yana büzülmüş ördek gibi dudaklarıyla Coffee’nin yüzerken çıkardığı ses bu. Buf buf buf. “Kuyruklu” okumaya devam et

Süt Nesnesi

Önce kendime koyduğum sene sonuna kadar şu sayıda kitap okuma hedefini düşürdüm. Belli ki yaşım kadar okuyamayacağım bu sene. Başka şeyler okuyup yazmam gerekiyor, zaman kısıtlı, kıymetli. Strese gerek yok.

Bu senelik indirim önce rahatlattı. Sonra o indirdiğim hedeften de geriye düştüm. Goodreads uyardı: Hedefinizden bir kitap geridesiniz. Yetmedi. Hedefinizden iki kitap geridesiniz. Yine baskı.

Geçtiğimiz yıllarda bu hedef meselesi, okuma ritmi ve düzene bağlama babında diri tutup iyi çalışırken bu sene hedeflerin istem dışı şişmesiyle ben de hedef odaklı okumaktan şiştim. Bir arkadaşım dedi ki, niye kendini böyle kasıyorsun? Zaten okuyacağın kadar okuyorsun, gerek var mı? “Süt Nesnesi” okumaya devam et

Hizalanma

Oturdum yazıyorum.

İçimden çıkıp gidenin büyüsüne kapıldığımı, kapıldığımla yerime çakılıp kaldığımı, kaldığımla kaçıp giden zamanın peşinden koşmam gerektiğini, bu farkedişle paniklediğimi, hızla ileri sardığımı, bazen yakaladığımı, bazen saçmaladığımı, bazen yetişemediğimi, bazen yeni büyüler yarattığımı, hepten bir aşklanma haliyle kendimin dışında bir akış, aktarış, uçuşla oradan alıp buraya verdiğimi, neler neler dediğimi..

Geriye sarıyorum. “Hizalanma” okumaya devam et