Egalite

Korku: Reddedilmek.

Arzu: Kabul edilmek.

Bugünün meditasyonu bu. Sisli puslu havada, Boğaz kıyısında, martılar eşliğindeki bir yürüyüşün sonu.

Böyle havaları çok sevip özlediğimden değil. Gökle denizin kavuşumuna şahitlikten, her zaman oyumu havaya suya vermekten, giden gemileri, uçan kuşları sıkılmadan sevmekten.

Belki hep aynı şeyi seviyoruzdur. Ben havayı suyu. Yine de canım çekiyordur ateşi, kumu.

“Egalite” okumaya devam et

Kapak

Güçlü müyüm?

Gözlerimi kapar kapamaz sözcükler birbiriyle yarışıyor, gevezeleşiyor, üst üste biniyor, biri ötekini deviriyor, ortalığı bir kaos sarıyor. Yazdığım kadar, okunduğu kadar, bu kadar hızlı, eş zamanlı, hepsi her şey bir söz yumağına dönüp deviniyor. İki elimle bu söz yumağına parmaklarımı daldırıyor, iki yana ayırıp dar, geçirgen, aydınlık bir kanal yaratıyorum.

Boşluk.

Görüyorum.

Bir yol.

Yolunu bulup hemen yukarı yükseliyor.

“Kapak” okumaya devam et

Gece kuşu

Sağa döndüm sola döndüm, bir saati buldum, sonunda kalktım. Ne ettin sen dolunay?

03.40. Gece kuşu geri döndü.

Bir kadehi geçtim mi uykuları yukarı yolluyorum. İçip içeceğim alt tarafı iki kadeh kırmızı şarap. Gecenin bir yarısı gözler açık, zihin cin.

“Gece kuşu” okumaya devam et

Ben Geldim

Evim de evim, rutinim de rutinim diye tutturup döndüm işte şehre.

Selam kürkçü dükkanı. Kim kimi daha çok özledi?

Sanki hayatı yeniden düzene koymam gerekiyormuş, bir şeyler elimden uçup gidiyormuş gibi bir his kaplıyor içimi. Daha çok eskisini yerli yerinde bulamamaktan kaynaklı bir huzursuzluk. Bazı şeyler artık yerli yerinde değil. Halbuki ev aynı ev, koltuk aynı koltuk, masa aynı masa. Bey, Coffee, ben..görüntüde aynıyız. İçeride nasıl bilinmez. Dış dünyada o kadar büyük bir kaos, yıkım, gümbür gümbür değişim rüzgarı var ki alışkanlıkların belirgin koruyuculuğuyla bilindiklerin sıkıp boğması iki ayrı uca çekiyor. Sığındım şeyle sıkışıyorum. Ev, rutin, düzen.

“Ben Geldim” okumaya devam et