Günlerden Sıkışık

İçin sıkışık olunca başkasını yazmak zor. Gerçeğin neyse çıkan da o.

Bu sabah yine geçen haftaki gibi. Kendim için erken, herkes için normal, hatta belki geç bir saatte kalktım. Bir nevi Groundhog Day. Dün gece TRT 2’de oynuyordu, bense iki buçuk saatlik gece dersim için odamda bir üniteyi daha dinlemeye çalışıyordum. Her gün bir diğerinin aynı gibi, his bu.

Hah, kapı çaldı, kapıcımız geldi. Bu sefer açmıyorum, sipariş edecek bir şeyim yok. Oturduğum yerde sessizce çalan kapının ardındakinin gitmesini bekliyorum. Bu dönem de böyle geçip gitsin diye. Altta bir yerde ne zamana varacağı belli olmayan hep o beklenti. Biriktirdiğim ütüsüzler, içimin ütüsüzleri olarak duruyorlar bir ara el atıp düzelteyim diye. Ama el atacak hal yok. İçimiz bugün düz, yarın kırışık. “Günlerden Sıkışık” okumaya devam et

Kırmızı Balonlu Kız

Yerlerden bir yerde, dünyanın bir köşesinde kırmızı balonlu bir kız varmış. Bu kız kırmızı balonuyla dolaşmayı çok sever, balonunu arkadaşlarıyla da paylaşırmış. Balonunun bir özelliği varmış. Onu her kim eline alırsa balonun rengi kırmızıdan başka bir renge dönermiş. Böylece sadece kırmızıyı değil, pembeyi, moru, maviyi, sarıyı ve daha bir dolusunu da içinde saklayıp kırmızısına katarmış. Kırmızı görünümlü bir gökkuşağı. Kırmızı balonlu kız işte buna çok mutlu olurmuş. Balonu eşsizmiş, elden ele dolaştıkça daha da eşsizleşirmiş. “Kırmızı Balonlu Kız” okumaya devam et

Değdi

Üstüne uranüs mavisi bir döpiyes giymiş, anneannemin evine gelmiş. Saçlarını kısacık kestirmiş. Biraz siyasi, erkeksi, ama havalı. Kızıl hem saçı, mars sıcağı. Boynunda güneş sarısı ipek fuları. Değişmiş. İçeri giriyor topuklu ayakkabılarıyla. Asansör bozulmuş, meğer ta dördüncü kata o topuklarla tırmanmış. Yüzünde koca bir gülümseme. Mutlu. Niyeyse. Beni görmek istemiş. İyi de niye anneannemin evi? Anneannem aramızdan ayrılalı geçmiş kaç yıl, o apartman yıkılıp yerine yenisi dikileliyse birkaç yıl daha. Deşmese o yaraları. “Değdi” okumaya devam et

Güneş

Kalkıp içeri gittim. Yüzüme gözüme çeki düzen verdim. Biraz makyaj, hafif bir parfüm. Saçıma yeni attırdığım (başkalarına göre yeşil, bence) mavileri görünecek şekilde sağ kulak arkama tokaladım. Uzun sarkaçlı bir kolye taktım. Nereye mi gidiyorum? Yazı masama.

Geçen sene okuduğum Big Magic kitabında Liz Gilbert yazma sürecini ve özellikle yazının kendisini yakalama ilhamını aynı bir randevuya gidermiş gibi bir ritüel olarak tarifliyordu. Kokular, sesler, renkler, ışıklar, kıyafetler, artık içine ne koyar, nasıl kişiselleştirirseniz ‘o ana’ bağlanmak, sadece sizin ilhamı yakalamanız için değil, ‘onun da sizi bulması’ için izler yaratmanın, onları birbirine eklemlemenin, düğüm noktaları oluşturmanın örneklerini veriyordu. Şu müziği değiştirip bir de kokulu mum yakayım en iyisi.
“Güneş” okumaya devam et