Tutulmalarla ilgili en hoşuma giden olgulardan biri geçmişe dönüp bakmak, konuları hatırlamak, o günden bugüne neyi taşıdığımı, taşımadığımı, elimde, avucumda, kucağımda tekrar ve yeniden nelerin olduğunu bulmak.

Yarın sabah, 15 Nisan 2014 günü Türkiye saatiyle 10.42’de Terazi-Koç aksında gerçekleşecek önemli bir Ay Tutulması var. Ay Tutulması demek Dolunay zamanı demek. Her Dolunay’da olduğu gibi birtakım şeylerin açığa çıkma, ürün verme, kendini ortaya koyma zamanı. Dolunay aynı zamanda bir dönemin sonu. Karar verme, yol ayrımında olma, içten içe gerginlik taşıma, kararsız kalma, isteklerle ihtiyaçların bizi bir o yöne bir diğerine çektiğini hissetme zamanı.

Her Ay (ve Güneş) Tutulması on dokuz senede bir kendini tekrar ediyor ve geçmişteki tutulmada ne yaşadıysak benzer konuları gündemimize getiriyor. Tutulmanın etkisi 6 ay ila 1 sene arasına yayılıyor.

Yarınki tutulmayı kuru kuruya çalışmaktansa kendi geçmişime dönüp o zamanın haritasına odaklandım, gündemimdekileri masaya yatırdım. Sonra bugüne döndüm. Yarınki Ay Tutulması’nın tohumlarının atıldığı 3 Kasım 2013’te Akrep’te gerçekleşen Güneş Tutulması’na baktım. Hatta o tutulma üstüne yazdığım blog yazılarını (ilki ve ikincisi) buldum, yeniden okudum.

Geçmişten bugüne bulduklarım temelde şuna işaret etti. Kişisel isteklerimin peşinden koşmakla karşımdakini kaale alıp onunla dengeli bir ilişkiyi sürdürmenin ikilemi, bunun gerginliği. Koç’taki Güneş tamamıyla dürtüsel, saf, hevesli, cesaretli, bencileyin hareketiyle sahaya çıkmak, projelerine atılmak, hayat yarışına soyunmak isteğiyle yanıp tutuşurken Terazi’deki Ay ilişki içinde kalarak, dengeyi gözeterek, önce sen, sonra biz diyerek duygusal anlamda kendini iyi ve güvende hissetme ihtiyacında. İşte kişinin yaşadığı kararsızlık bu. İlişki içinde kalarak kendini iyi ve güvende hissetmeye devam mı edecek yoksa sadece kendine, yoluna bakarak vizyonunun peşinden sabırsızca koşacak, kendini gerçekleştirme aşkıyla önüme gelene bir tekme mi diyecek?

Baktım, o zamanki Ay Tutulması’nın getirdiği içsel gerginliğin bir çıkış noktası varmış. Hem uyandırıcı bir farkındalık, sürprizli bir ayrılık, hem de feragat, fedakarlık, çözülme, erime getirecek nitelikteymiş. Kendi adıma bunun cevabını buldum. Siz de belki kendiniz için bu egzersizi yapıp cevaba ulaşırsınız.

Bugüne geldiğimdeyse benzer ‘ilişki’ temasının ikilemine girmeden Kasım’daki Güneş Tutulması’na dönüp baktım. O zaman atılan tohumun, belki olaysal (dış dünyada da hatırlayabileceğimiz) bir başlangıcın ‘dönüşüm’ üstüne olduğu hatırladım. İlişkisel dönüşüm, iletişimsel dönüşüm, yapılanma namına dönüşüm, dönüşüm sınavları, birleşme, bir olma, teslimiyet ve çözülme temaları. Kabullenerek adım attığımız, başlattığımız, akabinde anlamı aradığımız, keşfettiğimiz yerle parladığımız bir tohum.

Şimdi, yarın sabahki Ay Tutulması böylesi dönüştürücü bir tohum üstüne -ki bu tohum herşeye ölüm kalım meselesi olarak bakan bir ihtirasla, derinlerde, çok derinlerde atılıyor- dört bir koldan bizi çekiyor. Hayalinizde bir boks ringi canlandırın. Dört bir köşede birer boksör olduğunu düşünün. Herkes sırasıyla çıkıp ikili ikili dövüşmüyor. Hem burada hakem de yok. Hakem de oyunculardan biri. Ya dört boksör aynı anda ortada çıkıp aynı anda kendini ortaya koymaya çalışıyor ya da biri ortaya çıkmazsa öbürküleri de ortaya çıkamıyor, hepsi ellerinden kollarından birbirine kenetli, büyük bir güç oluşturuyorlar, ipini koparan serseri mayın modeli önüne geleni vuruyor. Ne demeye çalışıyorlar peki?

Biri sürpriz yapıp çat diye ortaya atılmak, herkesi uyandıracak bir şekilde kendini ortaya koymak, söz almak istiyor. Karşısındaki onu uyarıyor, bencil olma, diğerlerini unutma, dengede kal, köprüleri atma diyor, ama bunu öyle kibarca, medenice ifade ediyor ki içindeki öfkeyi aynı medeniyette dışarı akıtamıyor, içten içe öfke büyüyor, köpürüyor. Diğer köşede en karanlık, güçlü rakip ikisini de bastırıp yerin altına, karanlığa çekmeye, onları susturmaya çalışıyor, belki kötücül bir baba, otorite figürü gibi. Onun karşısındaysa tek parlayan yıldız, şefkatli bir dişi, şifalı bir anne gibi hepsini yumuşatmaya, beslemeye, büyütmeye, hayatın anlamını kucaklamaya davet ediyor. Bu dişil figür ringdeki atmosferi yumuşatmak üzere ideal aşk, özlem duyulan ilişki, hayalleri süsleyen sevgi, güzellik, sanat, barış, yaraları sarma ve iyileştirme konularında çevreden destek alıyor. İşte bu Ay Tutulması bütün bu konuları içinde barındırıyor.

Kişisel haritamızda Terazi-Koç aksı hangi evleri yönetiyorsa bu konuların o alanlarda kendilerini ifade edeceğini söyleyebiliriz. Evet, konumuz ilişkiler ekseninde sürprizler, manipülasyonlar ve büyümelere açık, ama nerede? Aile, kariyer, evlilik, kimlik, gelecek, geçmiş, para, pul, bilinç, bilinçdışı, hepsi olabilir.

Sadece ülkemizde değil dünyada da karışık, dönüştürücü zamanlardan geçtiğimiz şu dönemde her haritaya baktığımda olumlu bir ipucu arıyorum ve ışığı ordan karanlığa doğru tutma güdüsüyle yola çıkıyorum. İşte, boks ringi diyerek bir dövüş sahnesini gözünüzde canlandırmaya çalıştım. Bunun pek huzurlu ya da barışçıl bir tarafı yok, ama içinde ışık, yumuşaklık, göz kamaştırabilecek bir sevgi, aşk, kabulleniş var. Ordan tutarsak. Kolay olmayabilir, ama denemeye değer.

Kendi adıma ışığı bir yerden yakaladım. Sizin de yarınki Dolunay ve Ay Tutulması’yla hem bugüne hem de ondokuz sene öncesine dair o uyandıran ışığı yakalayabilmenizi diliyorum.

Boğaz'da Işık

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s