Zemberekkuşu’yla Aile Çay Bahçesi’nde Raks Ederken

Ateş dönemine girdiğimizden midir, Dolunay’a yaklaştığımızdan mıdır, annemin durumundan mıdır, yoksa genel midir nedir, kafam dağınık yazmak konusunda. Hatta sadece yazmak da değil, yapılacaklar, düzenlenecekler, işler güçler. Bir insan kafasına not alabilir mi kardeşim? Hah, işte benim yapmaya çalıştığım bu. Sürekli aklımın bir köşesine notlar notlar notlar. Seans zamanlarını ayarla. Oda eksiklerini tamamla. Bahar hazırlıklarını yarıla. Mutfak yenilemelerini unutma. Yaz bunları bir kenara, aman yaz sallama.

Kafa böyle olunca her blog başına geçip yazmayı planladığım konuya odaklanmaya çalıştığımda içim sıkıldı, bıraktım yazmayı, kaydettim taslağı. O anda ne varsa ona döndüm, dökülmeye başladım. Geçen hafta bir, bu hafta iki. Biriken taslaklar yapılmamış ödevler gibi içime dert oldu.

Misal, iki kitap üstüne başladığım taslak yazılarım yarım bırakılmış halde masa üstümden bana bakmaktalar. Biri Haruki Murakami Zemberekkuşu’nun Güncesi, diğeri Yekta Kopan Aile Çay Bahçesi.

Zemberekkuşu’nun Güncesi’ni sevemedim malesef. Bu sevememe hissine çok bozuldum. Zira Murakami’nin geçen sene 1Q84‘ünü okumuş, beğenmiş, lıkır lıkır içmiş, hazmetmiş, peşisıra diğer romanlarına da el atmayı kafama koymuştum. Bu kitap bana es verdirecek gibi. Murakami’yi geç buldum erken kaybettim tadındayım. Daha uzun bir eserini okumuş olmama rağmen (1Q84 1250 sayfaydı, bu ise 738), bu kitap bir türlü bitmedi, o ergen genç kız tipolojisi (May) içimi kanırttı, iki roman arasında ismi de cismi de benzer iki karakter nasıl yani dedirtti (Uşikawa), umutla, heyecanla bir yere bağlanmasını beklediğim roman hikayeyi bir şekilde yukarı taşıyıp benim için sanki buharlaşıp eridi. Ne olursa olsun ilgimi çeken, bana araştırma yaptırıp okumaya sevk eden yerler Japon tarihi, Mançurya toprakları ve buralar için verilen savaşlar oldu. Yeni bilgiye selam olsun.

Zemberek Bahçesi

Aile Çay Bahçesi’ni sevdim. Bu 140 sayfalık romanı bir gece birkaç saat içinde bitirdim. Kısa olmasına rağmen konusu derinlikli. Aile içi, kardeşler arası dinamikleri konu ettiği, benim de bu ara gündemimde anne-baba-çocuk ilişkisine dair malzeme olduğu için bazı taşları yerine oturttu. Fakat onu da aile de aile diye yaza yaza bir hal olduğum için yazdım yazdım bıraktım. Siz yine de benim yazamamama aldanmayın, bu şaşırtmacalı kısa romanın tadına kendiniz bakın.

Astrolojiye de ister istemez ara verdim. Evde durmadım ki mirim. Gökyüzü hareketlerini takipte olsam da derinine inemedim. İşte, dün oturup da bir Venüs Balık’ta yazısı çıkaracağıma kendimi ortaya karışık bir müzik-astroloji sentezi oluşturur buluverdim. Yerse!

Velhasıl, belki de istemeyince aynen böyle koyvermeliyim. Koç’un sabırsız, anda geldiği gibi, dürtüsel, hatta bencilce güdüleri beni nereye götürüyorsa oraya dönüp yürümeliyim. Sevmediğim kitabı niye yazmalıyım? Her okuduğumu buraya aktarmalı mıyım? Aslında analize de sabırsızım. Bugüne özel Güneş Koç’ta, Ay Aslan’da, hem ruhsal hem duygusal olarak harekete dönük temalar masadayken yazıyı bırakıp zıplama ihtiyacındayım. Neyse ki sabahtan yogamı yaptım.

İşte bu meli malılar var ya bu meli malılar. Adamı kıskaçlarına alıp sıkıştırır, kıpırdatmazlar. O meli malılar hep kafamızda, özgürlüğümüz sınırlarımızda.

Efendim, bir ekran karşısına daha oturup okuduğum kitapları yanıma alış, göz atış, taslaklarına dalış ve aynen çıkış hikayesinin daha sonuna geldik. Neyse ki bu ateşli güne eşlik edecek yeni bir keşif var elimizde. Parça da ateş gibi kan kırmızı isimli. Mars teması kalbimizden vurdu mu desek?

Dünkü parça pek tepki almadı. Sokak ve bölge ezgileri kimseye yenilik vaad etmedi demek ki. Uzanalım madem batımızdaki kıtanın sınır bölgesine. İrlanda’dan Marc O’Reilly abimizle Bleed’e* kulak verelim, taze kanla biraz nefeslenip tatlı tatlı raks edelim. Ah, hem de tam yağmur başlamışken…

* Marc O’Reilly’nin albümü Human Herdings ve içinden çıkan single Bleed oldukça yeniymiş. Sanatçı grubuyla albüm turnesindeymiş. Daha parça iTunes, Amazon gibi kanallara dahi düşmemiş. Ammavelakin Deezer’da bulundu! Verdiğim linkle dinleyebilirsiniz.

http://www.deezer.com/track/76176226

3 Replies to “Zemberekkuşu’yla Aile Çay Bahçesi’nde Raks Ederken”

  1. Benim okuyup da yazamadıklarım on filan oldu. Demek ki, kısmet değilmiş diyorum.
    Zemberekkuşu’nun Güncesi benim için de çok zordu, bir çeşit hayal kırıklığıydı.
    Neyse… öyle yani…

    Beğen

  2. Evet hayalkırıklığı. Kelimenin tam anlamıyla bu. Oysa ki bir Dostoyevski seminerinde bu kitaptan referans verilince ne de heyecanlanmıştım.
    Bunlar dışında yazamadığım ve içimde ukte bir de Michel Houellebecq Harita ve Topraklar var. Artık başka bir eserine kısmet inşallah..
    Senin okuma rutininle 10 yazılmamış kitap normal. Keşke hayat, okuma yazma hızımızla dengelenebilse..

    Beğen

  3. Geri bildirim: Titreşim « MINDMILLS

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: