Black Swan: Natalie’den Nina’ya

“Kendi kendinin önündeki tek engel sensin. Bırak kendini.” dedi koreograf Thomas baş balerin Nina’ya.

“Mükemmellik sadece kontrolden ve işin tekniğini keskin bir şekilde uygulamaktan ibaret değil. Yeri geldiğinde kontrolü bırakabilmek ve kendi kendini şaşırtmaktan geçer.”

Mitoloji, Sinema ve Hikaye Anlatımı derslerinin bugün katıldığım üçüncüsü için Black Swan’ı (dokuz sene sonra yeniden) ödev olarak izledim. Tam da dün gece Akrep dönemine girmişken böylesi vurucu ve yıkıcı bir dönüşüm hikayesini seyretmek zamanın ruhuyla titreşmek babında derinden temas etti. Daha önce seyretmiş olmama rağmen filmin sonunda göğsümden yükselen yumrular gözlerimden yaş olarak fışkırdı. Of işte, o en derin yoğun hisler. Hepimizin içindeki Akrep’e değen eller. “Black Swan: Natalie’den Nina’ya” okumaya devam et

Geçiyor

Hemen şimdi, oturur oturmaz yazıyorum. Başka türlü olacağı yok. Geçerken uğradım yazdım, çok kalamayacağım üzgünüm. İçimden değil, elimden gelen bu.

İnsan madden manen olacağını bildiği bir şeye ne kadar hazırlanırsa hazırlansın başına gelmeden anlayamayabiliyor. Anca başına gelince, içine girince, olay gerçekleşince. Ya, işte böyle gizemli gizemli konuşuyorum. Neden? Daha anca dakikası oldu, Jüpiter Akrep’e girdi de ondan. Şu onüç ay benden zırnık laf alamazsınız. Gizliliği gizemi büyütüyor, onunla gelişiyoruz. Uuu. Nokta.  “Geçiyor” okumaya devam et

Yeniay Yay’da: Sınırlarını Aşmakla Eritmek Arasında

Ay’ın Akrep’te ilerlediği günler hep içim sıkışıyor. Sanki kalbimi demirden kıskaçlarla kelepçelemişler, sıktıkça sıkıyorlar. Karanlık, koyu, göz gözü görmeyen bir dünyaya çekildiğimi hissediyorum. Gözlerimi kocaman açıp ne olduğunu görmek istiyorum. Ne kadar açsam o kadar körleşiyorum. İstemeye istemeye gözlerimi kapatmak zorunda kalıyorum. O zaman o karanlığın dehlizlerinden yukarı doğru çıkanı iç gözümle anlayabiliyorum. Dış dünyanın ışığı, mercek ayarıyla tepeden bakmayı bırakıp aşağı indiğimde, kuyunun içine girdiğimde ışığa ya da gözümü açmaya ihtiyacım olmadığını görüyorum. Evet, kör gözlerle görüyorum. Görmek için sadece göz gerekmediğini farkederek.

Dün Ay Akrep’te, Balsamic halde, kapanan fazdaydı. Bir önceki Akrep Yeniayı’nın başlattığı döngüde büyüyüp de olgunlaşamamış ya da geriye sadece çürümüşlüğü kalmış ölüler, sıkı sıkıya anlamsızca elde tutulanlar, korkular, kontroller, karanlık güçlere dair bırakmam gerekenler çığlık çığlığa haykırıyordu sanki. İçim ciyaklıyordu, ben susuyordum. Karanlığa gömülü tabutumun içinde bir sonraki döngüyü bekliyordum. Kabuk mu değiştiriyordum? Yeniden mi doğuyordum? Belki de Westworld’de hafızası sıfırlanıp tekrar tekrar aynı rüyayı gören park sakinleri gibi yaşıyordum.
“Yeniay Yay’da: Sınırlarını Aşmakla Eritmek Arasında” okumaya devam et