Değiştin

Değiştin sen. Eski sen değilsin. Hala sensin, neysen osun ve değilsin. Başkasın. Evrilmiş, türemiş, ilerlemiş bir sensin. Yoksa gerilemiş mi?

Bak şimdi, düşün. İlkokul zamanı teneffüste yokuş aşağı zembereğin boşalmış koşarken tökezleyip düşmüşsün. Kalın külotlu çorabın yırtılmış, altındaki dizinin derisi de bir güzel kalkıp kanamış. O düşmeyi unutmuşsun, ama dizinde izi kalmış. O düşmeden önceki senle sonraki sen bir misin?

Sevgilinle atışmışsın bir gün. Yetmemiş, kavgaya tutuşmuşsun. Ağızdan çıkanlar ortalığa saçılmış. Kimisini toplayabilmişsiniz kimisi havada öylece asılı kalmış. İlişkin belki orda nefeslenmiş, yeni bir viraj almış, belki de tamamen bağımsızlaşmış, ipler kopmuş. O kavgadan önceki senle sonraki sen hala bir misin?

Çalışma hayatında azimle, emekle devam etmişsin. Tırmanmışsın teker teker merdivenleri. Başarının, tatminin, ilerlemenin tadına bakmaya başlamışsın. Şöyle bir geriye yaslanıp oh çekmişsin. Ya da aksine, tepetaklak inişe geçmişsin. Düşmüş, düşmüş, düşmüşsün. Kayıplar kazanımlar arasında gidip gelmişsin. O başarıdan ve kayıptan önceki senle sonraki sen hala bir misin?

Önce. Sonra.

2 sene önce yoga yaparken bir pozda istemeden iç bacağımda bir kası incittim. O gün bugündür o bacağımı belli açma, uzatma, esnetme pozlarında kasılıyorum. Bu kasımı tetikleyecek her poza girerken o travmayı tekrar hissediyorum. Bu sadece fiziksel bir his değil, duygusal boyutu da var. Yavaş yavaş ve ısrarla o eşiği geçmeyi, eskiye dönmeyi deniyorum. Geçemedikçe üzülüyorum, kızıyorum. Sonra biraz bekliyorum, arkasından yine deniyorum. Yine yine yine. İncinmeden öncesini düşünerek, o halimi bilerek aynı noktaya gitmeye çabalıyorum. Nüanslarla da olsa bırakmıyorum. Eski bene, kasın eski haline tutunuyorum. Ne de olsa beni, bedenimi tanıyorum. Bacağımı zamanla o kadar güzel açabiliyor, vücudumla esneyebiliyor, fiziksel sınırlarıma öylesine yaklaşabiliyorum ki..

Şimdiki zamandan dili geçmiş zamana.

Bugün yine bu eşiğin sınırlarında bir yerde dolaşıp durdum. Üzülsem de, kızsam da, kabul etmeyip üstüne gitsem de değiştiremeyeceğim bir şey vardı. O kas bir şekilde incinmişti, yaşananla o bacak değişmişti. Olanı geri alamazdım. Bacağımı olmadığı birşey olmaya zorlayamazdım. Zorlamak bu durumu daha kronik bir hale getirmenin ötesine geçmezdi ki. Kabul etmeyi reddettikçe bedenim acıyı hatırlattı, elimin tersiyle ittikçe bacağım gerilerek uyardı.

Ruhumuz da benzer tepkiler veriyor. Doğumdan ölüme kadar aynı kişi olarak kalmıyor, değişiyoruz. Elimize aldığımız doğum haritasında kişinin bu dünyadaki potansiyelini, kendini rahatça ifade edebildiği ve zorlandığı alanları, yeteneklerini, korkularını, sınırlarını tespit edebiliyoruz. Kişiye kendi sınırlarının içinde nasıl daha rahat hareket edebileceği, kendiyle barışık bir halde hayatını nasıl gelişerek devam ettirebileceği yolları önüne seriyoruz. Gerisi özgür irade. Seçim her zaman kişinin.

Peki ya yaşananlar, hayatın kişi üstüne eklediği katmanlar, fiziksel, zihinsel, ruhsal deneyimler? İşte bunları da ilerletilmiş harita tekniğiyle yorumlayabiliyoruz. Sen son derece rasyonel, entellektüel, konuşkan, sosyal mizaçlı biriyken, belli bir yaşanmışlık sonrası daha duygusal, aileye düşkün, içe odaklanan bir mizaçla kendini ortaya koyabilir, kendini böyle daha rahat ifade edebilirsin. Ya da tam tersi. Çünkü sen doğduğun an itibarıyla bu dünyaya gelen kişi değilsin. Sınırların, potansiyelin belli, hala doğum anında çizildiği gibi, ama ruhun evrildi, değişti.

Kendimizi bilmek ve kabul etmek ilk adım sanırım. Sonra da her bir gün değiştiğimizi, evrildiğimizi farketmek. Tüm yaşanmışlık insanı ileri götürecekken yerinde saymaya sebep olacak tek şey değişime, evrilmeye, kendini kabul etmeye direnç göstermek, reddetmek, inkar etmek. İlla örneklediğim gibi bir olaysallık, travma veya drama olması gerekmiyor. Bazen bir nüans marşa basabiliyor.

Önce. Sonra.

Değiştin sen. Eski sen değilsin. Hala sensin, neysen osun ve değilsin. Ben de.

Ne sen ne ben eski ‘ben’lerimiz değiliz. Hala kendimiziz, neysek oyuz ve değiliz. İlerlemiş, gerilemiş, sağa eğilmiş, sola kalkmış, tüm bunlardan bağımsız, şimdi buradayız. Tam bu noktada, bu bedende, bu zihinde, bu duyguda, bu yaşanmışlıkta. Dün değil, yarın değil, şimdi ve burada ne varsa tam da o.

Değiştin sen.

Değiştim.

Değişiyoruz.

Hepimiz.

Mezara dek.

3 Replies to “Değiştin”

  1. omzumu kırdığımda benzer bi deneyim yaşamıştım. alçıda kaldı, kaplıcalara gidildi, onca fizik tedavi gördü, acılar ve gözyaşlarıyla açılmaya çalışıldı….ama yok.. ta ki ben denize girecek ve kulaç atacak cesareti bulana dek… çünkü ben deniz ve denizi vücut biliyor, seviyor, istiyor. ve en önemlisi ben yüzmek istiyorum..

    Beğen

  2. Benim de benzer bir bilek kırma ve iyileşme hikayem var. Yazıda kendine yer bulamadı. Seninkiyle anmış olayım. Güzel katkı oldu. Teşekkür Ayşe. 🙂

    Beğen

  3. Geri bildirim: Titreşim « MINDMILLS

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s