Çekici

“Doğru,” dedi Mitchell. Ses tonunda alaycı bir sertlik vardı. “Şu bizim şahane arkadaşlığımız…Arkadaşlığımız gerçek bir arkadaşlık değil çünkü sadece senin kuralların geçerli. Kuralları hep sen koyuyorsun, Madeleine. Benimle konuşmamaya karar verirsen aylarca konuşmuyorsun. Sonra konuşmaya karar veriyorsun çünkü annenle babanı eğlendirmem gerekiyor ve tekrar konuşuyoruz. Sen arkadaş olmak istediğinde arkadaş oluyoruz ve asla arkadaştan öte bir şey olamıyoruz çünkü sen istemiyorsun. Ve benim bütün bunları kabullenmem gerekiyor.”

Madeleine,”Üzgünüm,” dedi, gerçekten şaşırmıştı. “Seni o şekilde sevemiyorum.”

“Onu anladık!” diye bağırdı Mitchell. “Beni fiziksel olarak çekici bulmuyorsun. Tamam. Peki, benim seni zihinsel olarak çekici bulduğumu kim söyledi?”

Evlilik Meselesi, Jeffrey Eugenides

“Çekici” okumaya devam et

Komşu Komşu Huu

Evimi özlemişim. Halbuki hayat bu ara daha çok dışarıda geçiyor. Tam da bunun üstüne yuvaya sığınma hissi sarmalıyor, toparlıyor. Sonbahar hüznü de üstüne bir çimdik serpildi mi, evim evim canım evim.

Komşularımla ilgili ise aynı şeyi söyleyebilir miyim, bilmiyorum. Sezarın hakkı sezara, onlar da benimle ilgili benzer hissiyattadırlar belki, sormak lazım. Madalyonun her zaman iki yüzü var. Gerçi bir sefer Bey’le taşınırken (şu an dördüncü evimizde oturuyoruz) apartmandaki komşulardan yaşı yaşıma yakın bir hanımın taşınma esnasında gelip taşınmamıza çok şaşırdığını ve üzüldüğünü söylediğini, aynı şaşkınlığı bana da geçirdiğini hatırladım şimdi. Anca birkaç kere günaydın diyebilmiştik birbirimize, o kadar. Nasıl bir şaşkınlık ve üzüntü yaratmış olabileceğimi anlayamamıştım. “Komşu Komşu Huu” okumaya devam et

Haleluya

Doğru sığınağa uçmuştu. Onu tekrar insan haline sokabilecek, Roke’ta ancak birkaç kişi, Gont’ta ise tek bir kişi vardı.

Yerdeniz Büyücüsü, Ursula K. Le Guin

Açık Radyo’da Yerdeniz Büyücüsü okuması bitti. Belki de yeniden bilim kurgu ve fantastik kurmaca dünyasına dalmanın zamanı. Halbuki A Little Life üstü hamhumşaralop yutar gibi bitirdiğim Tersane (Juan Carlos Onetti) o kadar gerçek dünyadan ki… “Haleluya” okumaya devam et

İz

İlkokulumuzun bahçesi dar, uzun, yokuşlu beton bir koridordu. Sınırları çizili bu alan biz öğrenciler için özgürlüğün tanımıydı. Teneffüs zili çaldı mı ipini koparmış gibi kendimizi o taş alana atardık. Karşılıklı iki basket potası arasında oğlanlar top çevirirken ben bir potanın ayaklarının arasındaki yatay demirde takla atarak kendimi üçyüzaltmış derece çevirirdim. Dönmek dünyaya her açıdan bakabilmekti. Kişisel çarkıfelek.
“İz” okumaya devam et

Venüs Akrep’te, Ben Nerede

Dün soluğu kuaförde aldım. Venüs Terazi’nin son derecesindeydi, güzellik ve zerafete vurgu süpernova etkisindeydi. Tevekkeli salon kalabalıktı. Üstelik Ay Yengeç’te olunca eskinin hamamlarındaki kadim kadın ritüeli artık kuaförlerde çoluk, çocuk, bakıcı ve anne ekseninde gerçekleşmekteydi. Bense kendi kendime, içimdeki farklı kadın, çocuk, bakıcı ve anne tiplemeleriyle oradaydım. Sıfıra sıfır, bire bir. 

Saçlarım kısaldı, düz düz yanaklarıma sarktı, tırnaklarım bordoya çaldı, güneşle rengi açılan saçım kaşım bir dem koyulaştı. Tüm bu hazırlık yazın elimi sürmediğim o doygun, kadifemsi, şarap kırmızısı ruju sürmek içindi. Bu renk kıvamlı kıvamlı, derinlerden çağırmaktaydı. Çalınıp giden takılarımın ardından ilk boşluğu doldurma çabasını ucu minicik bordo püsküllü bir küpe alarak göstermiştim. Akşamki dost meclisinde bordolanacağımı bilmeden derinlerimdeki uyumu böyle mi yakalamıştım? 

Ne de olsa Güneş 22 Eylül akşamı Terazi’ye geçmiş, Zodyak’ta sonbahar resmen başlamıştı. Sonbaharı Bodrum’da karşılarken hala ısıtıp yakan güneşin ışıkları daha eğik, rüzgar daha serin, suysa ılık mı ılıktı. Soğumaya başlayan toprağa, o toprağa düşmeye hazırlanan yapraklara tezat deniz ana kucağı gibi ılık ve yumuşacık sarmalıyordu. Dışarısıysa ısırıyordu, çıkmak insanın içinden gelmiyordu. 

Bodrum’dan İstanbul’a dönüşse yazdan kışa paraşütsüz atlamak gibiydi. Kızgın kumlardan yağmurlu fırtınalara çakılmak, kuru Ağustos bedeniyle nemli Kasım ıslaklığına yapışmak. Sadece o mu? Sakin sessiz bir tempodan şemsiyelerin silah olduğu, metro istasyonlarının Boğaz köprülerinin yerini aldığı cinnet mahallerine dalmak. İklim şaşkını doğa, şoklama ishali metabolizma. 

Sonbaharın hüznü şehre çoktan gelmiş, üstelik sonbahar başlatıcısı Terazi’nin yöneticisi Venüs de dün gece Akrep’e geçmişti. İlişkisel dinamikler uyum, denge, barışçıl ve adaletli ifadeden derinlere, görünmeyen alanlara, tutkulara, ihtiraslara, kıskançlık ve haset vurgularına girmişti. 

Tırnaklarımda, dudaklarımda, saçlarımda koyu kıvamı bulma isteği iç dünyamın dışa vurum hazırlığıydı. Uzayan tırnaklarımı başkalarına geçirmemek için kestirip törpületecek, ama her zaman tırnaklama potansiyelim olduğunu rengindeki kıvamla hazırda bekletecektim. Yeraltının suyu. Dudaklarım ısırılası, öpülesi de olabilirdi, sokmaya hazır bir yılan diliyle zehir, kan, ölüm de saçabilirdi. Kapıldın mı bırakmazdı, ağına alır sarmalardı. Örümcek kadının öpücüğü. Saçlarım mı? Belki de kesildikçe yerine bilmemkaç tane daha çıkan Medusa’nın dokuz başlı yılan saçlarıydı. Renge ya da dokuya aldanmamalıydı. Her soyunulup bırakılan deri bir diğerinin doğumuna kozaydı. 

Venüs göz alıcıdır. Güneş gibi parlar. Öyle de aşık eder. Halbuki Venüs’ün Akrep’te parlaması zordur. Terazi’de veya Boğa’da olduğunun aksine karanlıktadır, derindedir, elle tutulmaz, gözle seçilmez. Venüs’ü Akrep’te bir arkadaşınız varsa ilişkinizde o sizin en derininizi talep edecektir. Bunun için sizi sonuna kadar zorlayabilir, bırakmayabilir. Kendi gerçeğini ortaya koymaya gelinceyse -eğer oraya gelirse- ancak sizin gerçeğinizin gücünü avcunun içinde tuttuğunda sizinle kendi karanlığını paylaşmak üzere açılmaya yanaşabilir. Bu dinamik, ilişkileri böylesi derinlerde ve kökten yaşamayanlara baskılayıcı ve manipülatif bir yaklaşım gibi gelebilir. Öte yandan ilişkiler, özdeğer ve değer sistemi babında hakikat arayışındakiler için son derece dönüştürücü ve aydınlatıcı olabilir. Venüs’ü Akrep birisinin elmaslarını ancak onun kömür madenine inerseniz, kendi kömürünüzü gösterirseniz görebilirsiniz. Kendi karanlığınızdan onun karanlığına geçerek aydınlıkta birleşebilirsiniz. 

Ormanda göğe baktığınızı düşünün. Dolunay olduğunda mı yıldızları görürsünüz, Ay ortalarda yokken karanlıkta mı? Yıldızlar göğün hazinesiyse, Venüs Akrep’in hazinesi de işte o karanlıktadır. Gerçek, hakiki, özden parlayabileceği karanlığı bulduğu ortamda mücevherlerini, gerçek değerlerini sergileyebilir. Tabii gördüğünüz hazinenin elmaslar mı yoksa öldüren Medusa’nın parlak gözleri mi olduğuna dikkat etmek gerekir. 

Venüs’ün Terazi’deki son derecesinde dış dünyada parlamak istemem boşuna değildi. Bugün bambaşka yerlerdeyim. Sanki Persefon oldum, Athene’nin tapınağına izinsiz girdim, davullar eşliğinde cadı dansı yapıyorum. Dum dum da dum dum. Athene ise aptal mı? Gördü beni, çaktı cezayı, masum Persefon’dan yarattı gözleriyle taşlaştıran Medusa’yı. Öfkeliyim öfkeli. Hele bir göz göze gelelim, alırım elinizden yaşam nefesinizi. 

Bu kadar yeraltı raksı yeter. Yeryüzüne çıkma vakti. 

Gerçek değer. Hakiki güzellik. Tutkulu birliktelik. İhtiraslı aşk. Dönüştürücü sanat. 

İlişkilerimizdeki tutku ne seviyelerde geziniyor? Aşağılardan çekip yukarı çıkarmak korkutucu mu aydınlatıcı mı oluyor? Tutku ve ihtiras, manyetik bir birleşme, kendi içinden başka bir kendini çıkarma gücünü yaratırken oraya saplanıp kalmak yaşam mı ölüm mü getiriyor? İlişkileri kontrol etmekle ilişkilerden korkup onları yok saymak nasıl bir kutuplaşmaya sebep oluyor? Sevgi ve ilişki, değerler ve güzellik böylesi ölüm kalım meselesi haline geldiğinde gerçekten ne kadar yaşanabiliyor? 

Athene’nin tapınağında Persefon kılığında dansım devam ediyor. Kollarım Hades’e doğru uzanıyor. Yeraltının suyu kaynıyor. Dışım ölüyor, içim şarap rengi doğuyor. 

Venüs’ü Akrep olan Jane Birkin Alain Chamfort ile söylüyor. T’as pas le droit d’avoir moins mal que moi.*  

* Benden daha az acı çekmeye hakkın yok.  

Ormanımızdan bize hediye