Akrep’te Yeniay doğdu, Güneş tutuldu. Peki ne yaptık? Karanlık yanımızla yüzleştik mi? Saplanıp kaldıklarımızı eledik mi? Dönüşüm tohumlarını attık, ölüp yeniden dirildik mi? Yazdık, çizdik, düşündük, taşındık, hissettik, farkettik, tespit ettik, ‘tamam şimdi buldum’ dedik. Dedik de deyince oldu, gözlerimiz doldu mu?

Bugün Yeniay ve tutulma mesajlarını çeşitli mecralarda tekrar tekrar verdim. Arkadaşlarıma dilek tutmak istedikleri konularda hatırlatma yaptım. Cikletten sürpriz çıkan ziyaretçi dostlarımıza Akrep’in alanlarını anlattım, günün temalarını biraz da sözlü olarak taradım. Kendime gelince Yeniay’ın haritamda doğacağı alanı bilmeme rağmen dilemek istediğim tamı tamına cuk diye oturanını bulamadım. Zaten tam sırasında yalnız da değildim. Yeniay’a 3,5 yaşında tatlı mı tatlı Elif’le hoplaya zıplaya dans ederek girdim. Belki de tutkuyla atacağım tohum buydu. Dansetmek! Şakası bir yana Yeniay ve tutulma mesajları benim için günler önce başladı. Belki Yeniay ve tutulma yazımı da o yüzden erken gündeme aldım.

Banyo yaparken, duş alırken başka dünyalara dalar giderim. Suyun iyileştirici, yatıştırıcı ve şifalı etkisi beni anında hayal alemine götürür. Bazen gündüz düşü görürüm, bazen iç sesimle konuşurum, bazen de hiç farkında olmadan kendimi dışarıdan bir gözle izler bulurum. Haftaiçi bir gün, hızlı bir duş alıp çıkacağım. Suyun altına girmemle zaman kavramını yitirmişim. Belki 2 dakika geçmişti, belki 15, farkında değilim. Bir baktım bir yandan saçlarımı duruluyorum bir yandan da karşımdakine müthiş bir diskur çekiyorum. Amanın! Öfke hortlamış bir yerlerden. Kızmışım. Kızgınım. Ama öyleydi de böyleydi de, sen de, ben de, vıdı vıdı bıdı bıdı. Kaşlarım çatık, sesim çatallaşmış konuşuyorum durmadan. Ne zamandır birikenler, içimde tutup açığa vurmadıklarım, kırmaktan veya kırılmaktan çekinip bastırdığım, yerin dibine ittikçe ittiğim güç, öfke, hiddet, saplantılarım çıkmış, yıkıp geçiyorlar ortalığı.

Of. Yakalandım.

Hem de kendi kendime

Ih.

Yakalandığımı farketmemle önce bir güldüm kıs kıs. O karanlık yanımın gevrekliği midir, yoksa kendi egomu faka bastırmanın acımasız intikam ateşi midir, kaldım olduğum yerde, hıh deyip gülümsedim kendime acı bir ifadeyle. O gülüşle ısındı beynim, karıncalanıp uyuştu. Aynen geri tepip buz gibi oldu, soğuk duş etkisine evrilip dondu.

Hoşlanmadım karşımdakiyle kavga eden bu halimden. Kavgalıyım. Kavgalıymışım. Hem kendimle hem de karşımdakiyle. Bilmiyor muydum ben bunu da böyle far görmüş inek misali kalakaldım farkedince? Biliyordum tabii, bilmez olur muyum? Da atmışım taa sandığın en derinlerine bir yere, kimbilir ne zaman önce.

Eh hadi bakalım. Buldun yüzleşmen gereken, bastırıp ittiğin öfkeni (hem belki sadece birini). O kadar yazdın çizdin, yüzleşme, dönüşüm, metaforik ölüm-yeniden doğum. Ne yaptın akabinde?

Hiç.

Şimdilik (desem?)

Şu anki durumum kendimi görmek. Düşüne düşüne olmadı bu. Hayaller kurar, suyla dansederken küt diye tepeden indi, hazırlıksız yakaladı beni. Ani bir bilgiydi, ama ezelden beri vardı belli ki. İşte şimdi teoriyle pratiğin yol ayrımındayım sanki. Derken iyiydi de yapmaya gelince iki adım geri. Aceleye gelecek şey değil. Dönüşmek dediğin bir günde olup bitecek iş hiç değil. Bütün bu değillerin yanında elde var bir. Ben Medusa ve karşımda Perseus’un tuttuğu ayna. Karşımdakiyle kendimi de taşlaştırmaya üç kala bir sonraki bölümde neyi doğuracağım acaba?

Bu gündüz düşüne paralel çeşitli rüyalar içinde de dönüp durdum geçtiğimiz hafta. Başka başka insanlar, geçmişten hortlayanlar. Kimi hayatımdan doğal olarak çıkmışlar, kimi hala bir şekilde etrafta ortalıktalar, ama ruhlarımız artık birbirine değmez kutuplarda paralel akışta veya anlamsız itişip kakışmaktalar. Ah ah o bilinçaltının verdiği mesajlar. Mesela bu insanları artık hayatımda tutmak istemediğim, ama bunun vicdan azabını çektiğim, bu vicdan ve suçlulukla rüyalarda yüzleştiğim, yüzleştirildiğim, utandığım, uykudan uyanıp rahatladığım, sonra içimdeki gerçekliğe ayıp tekrar karardığım birtakım görüntüler, duygular, düşünceler silsilesinden ibaret mesajların derinliği o kadar ürkütücü ki, uyan kızım uyan deyip gözümü açtığımı, ya da arada garip sesler çıkarıp Bey tarafından uyandırıldığımı, tekrar uyumaya direnip kafamdaki konuyu değiştirdiğimi, ancak onun üstüne uykuya yatıp devam ettiğimi bilirim. Elde var iki.

Bugünse sürpriz misafirlerimiz gittikten, Yeniay ve tutulma mesajlarına baktıktan, şimdi dilek dileme zamanı olsaydı mesajın ne olurdu diye içimden geçirdikten sonra elime üçüncü tema düştü. Konu bu zamana özel değil, evet canım, şimdinin konusu hiç değil, ama konu hala konu. Aklıma düşünce anladım ki bitmemiş, kapı gibi duruyor orda. Benim için en köklü, en derin dönüşüm konusu belki de bu. Karanlık ve derin konular demiştim, haliyle gizli, örtülü. Yazılmaz, çizilmez, ortaya dökülmez, mez maz mez maz. Akrep’in ‘ya hep ya hiç’inin hiçindeyiz sevgili okuyucular. Köklü dönüşüm dediğim zaman bunun bir zamana yayılacağını biliyorum aşamalarıyla. İnkar, baskılama, yansıtma, kabulleniş ve telafi. Kendimi kabullenişte sanıyordum, ama her bu konuyla ilgili (öfke örneğinde olduğu gibi) hazırlıksız yakalansam hala orada tutunduğum, yansıttığım, bırakmadığım birşeyin varolduğunu görüyorum. Bu konu var ya bu konu, benim için en büyük korku ve dönüşüm mevzusu. Elde var üç.

Ben bunları düşünür, aha diye farkeder, şimdi ben ne yapacağım diye ara ara panik olur, sonra derin bir nefes alır, verir, hayatın gerçekliğine döner, rutinlerime devam ederken zaman durmuyor, akıp geçiyor. Yeniay Akrep’te bugün saat 14.50’de 11 derecede doğdu. Baktım, şimdi gelmiş 16 dereceye, saat de 23.23’e. Ay durmuyor, Güneş durmuyor, evren durmuyor, dönüyor, ilerliyor. Biz de bu düzenin içinde kendi döngümüzü yaşıyor, tamamlamak üzere ilerliyoruz. Benim yaş bu sene yeni bir basamak dilimine doğru giderken kafamda bunlar dolanıp dolanıp duruyor.

Buket Uzuner – Su

3 thoughts

  1. :)) duşta ben de kendi kendime kavga ederim. bir zamanlar, avukatlık günlerimde, “nobody’s done anything for the common good” diye bağırdığımı hatırlarım.. neyse derdim?? gazetecilik yaparken de rüyamda deniz baykal’la filan kavga ederdim. neyse ki artık çalışmıyorum diyebilir miyiz? deriz..

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s