Nasıl

Kırk beş yaş üstü, haftanın her günü erken kalkıp fiziksel olarak yollara düşen ve işe giden kadınlara sesleniyorum. Nasıl yapıyorsunuz? Ya da bitmeden, yılmadan, sürünmeden yapabiliyor musunuz?

Bu sabah Fransızca kursuna gitmedim. Çünkü kaç günden sonra bugün de sabah karanlığında kalkıp yollara, metrolara düşmek, dört saat başka bir dilde düşünüp konuşmak, konuşulanları dinlediklerimi anlamak, zihnimde süzüp dışarı aktarmak, öğrenmek ve daha çok öğrenmek pek mümkün görünmedi. Beden saatimin bu erken kalkmalara hemencecik uyumlandığını yazmıştım. Yine uyandım, yani bedenim uyandı demeliyim, ama gözlerim açılmadı, zihnimdeyse yoğun bir sis.

“Nasıl” okumaya devam et

Rutin Dışı 7: Olasılıklar, Mumlar

Rutinlerime yavaş yavaş yetişiyorum.

Teknedeyken giremediğim, girmeyi deneyip de koyverdiğim evrensel kadim bilgelik dersimi ikiye bölüp tamamlıyor, meditasyonumu yapıp kendime notlar alıyorum. Kaçırdığım derslere sonradan dönmek zul geliyor artık. Her şey yerinde ve zamanında trak ediyor sanki. Olmuyorsa bırak diyen bir ses içimde sürekli. Halbuki zamanı geliyor, eksikler yerini buluyor, boşluklar dolup kapanıyor.

Bu sene nisanda başladığımız yeni öğretinin not almaya yetişemediğim bölümlerini de açıp dün gece teker teker defterime işliyorum. Bu notlara dönüp tekrar bakacak mıyım? Bilmiyorum. Ama o kaçırılmış ve eksik bırakılmışlığın suçluluğunu giderdim, artık tam ve bütünüm, huzurlu hissediyorum. Üstelik yapmaya yapmaya gözümde büyüyüp içimde biriken o eksik kalanların hiç de sandığım kadar “çok” olmadığını görünce kendi kendime gülüyorum. Bu cumartesi yeni ders var. Hazırım, hizalıyım, hatırlıyorum.

“Rutin Dışı 7: Olasılıklar, Mumlar” okumaya devam et

Veda

Ezanı duyduğumda saat beş civarıydı. Gün doğumuna daha bir saat vardı ve gündoğmadan kalkamayacağımı anladım. Tekrar gözümü açtığımda saat yedi sıfır yediyi gösteriyordu. Biraz daha içim geçti. Yedi yirmi yedi. Uyusam mı kalksam mı? Yedi elli yedi. Sonunda kalktım.

Açık bıraktığım camın dışındaki ağzı açık su dolu kavanozu aldım. Bir yudum alıp tedavi gören bacağıma püskürttüm. Kurulasam mı kurulamasam mı arada kaldım. Ellerimle üstüne yaydım, emdirdim. Geri kalanını azar azar bitkilerime, çiçeklerime döktüm. Kapakları açık bakliyatın kapaklarını kapadım. Kapı girişindeki ağzı açık cüzdanlar, keseler, pasaportlara dokunmadan altıma hızla bir tayt geçirip usulca kapıdan çıktım.

“Veda” okumaya devam et

Sağlıcakla

23 Nisan

Başka şeyler yazacaktım, bu sefer de deprem oldu. On senedir yaşadığımız şu evde hissettiğimiz ilki. Konum olarak şehrin kuzeyinde kaldığımız için karşı tarafta oturan annemler ya da daha merkezde olan arkadaşlarımız ne zaman “hissettiniz mi?” diye mesaj atsalar boş boş bakıyorduk.

Sallanmaya başladığımızda ben mutfaktaydım, Bey salondaydı, temizlikçimiz arka odadaydı. Önce hepimiz birbirimize koştuk, sonra balkona çıktık. Halbuki balkona çıkmamalıydık. Üstümüzü giyinip aşağı indik. Sallantı esnasında apartmanda olan herkes aşağıdaydı zaten. En mutlusu tabii ki Fındık’tı. Bir ona bir buna kuyruk sallaya sallaya bacaklarımızın arasından geçip duruyordu.

“Sağlıcakla” okumaya devam et