fotoğrafın konumuzla alakası olmayabilir.
ya da tam yerine rast gelmiş, manzara koymuşuzdur.
çünkü manzara dediğin bakan gözle değişebilir.
“Kes Kel Manzara” okumaya devam etfotoğrafın konumuzla alakası olmayabilir.
ya da tam yerine rast gelmiş, manzara koymuşuzdur.
çünkü manzara dediğin bakan gözle değişebilir.
“Kes Kel Manzara” okumaya devam etMadem o başlangıç noktasına geldik, yine en iyi bildiğimizi yapalım. Yazalım.
Ateş ve hava elemetindeki yeniaylarda yazıyorum, toprak ve su elementidekilerle bırakıyorum. İhtiyacım bu demek. Temiz hava, bol güneş.
Günün şerefine bu sabah 11 gün sürecek kundalini yoga sadhanasına, yine canlı olarak değil de, gün aydınlanınca kayıttan katıldım. Harika bir mantrayla nefes ve kollarla sonda meditasyon yaparken yüzümün ısındığını, farkında olmadan gülümsediğimi, o gülümsemenin yüz kaslarımı hem esnetip hem şeklini değiştirdiğini farkettim.
O sırada kayıt dondu, mantra devam etti. Hocanın gözleri kapalı, kocaman bir gülümsemeyle iki kolu iki yana açık donmuş görüntüsü tüm ekranı kapladı. Bu ifadeye de o gülümsemede buluştuğumuza da bayıldım. Kendimi doğru yerde doğru kişiyle hissettim. Ciddi, karanlık, hırçın ya da dalgalı bir salınımda değil; nefesli, aydınlık, sıcak, mutlu, hatta coşkulu bir yapış halindeydim. Enerjim hala pek yerinde olmasa da, aç karnına ateş nefesleri, kök kilitleri biraz tansiyonumun iniş çıkışlarına oynasa da sonunda kendimi oldukça yükselmiş, dinçleşmiş, güne hazır hissettim.
“Gün 0: Ekinoks” okumaya devam etŞöyle oluyor.
Güne başlıyorum. Sabah, su ritüeli, kahvaltı, evi toparlama, mailler, whatsapp, sosyal medya, anne kardeş görüntülü konuşma, dışarıda işim varsa fırlama, iş güç halletme, hastalık sağlık randevuları, görüşme, restoran, dönme, yoksa dışarısı biraz okuma, biraz yazma, belki çalışma, çok bırakma, o bu şu, aa saat kaç olmuş, akşam, yemek, mutfak, sofra, toplama, dizi, film, uyuklama, yatma vakti, tuvalet, temizlenme işleri, yatak odasına git, biraz yatakta kitap, belki biraz daha telefon ve aşağı kaydırma, bırak şimdi, uyu, uykum kaçtı, o zaman yaz, belki laptop belki telefon, ve işte orada, geçiştirilmişle buluşma. Günü hep onunla bitiriyorum. Çünkü buraya yazmaya gelince gün içinde yakalanmış da tutulamamış o yokluk detayları teker teker üşüşüyor.
“Nöbet Günlüğü | 14-15: İdrak” okumaya devam etErken kalkan yol alır derler.
Ben erken kalkanlardan değilim. Uykuyu severim, ihtiyaç duyarım. Uykusuzluk beni aksi, huysuz, bet yapar. Ondan mıdır bilmem yol almam zaman alır.
Halbuki erken kalktığım sabahlarda, daha çok hava aydınlıkken bahardan sonra, ev sessizdir, benimdir. O evde tekbaşına olmakla evde birileri olup yine de evin tamamen sana ait olması hissi başkadır. Ayrı ayrı sevilesi.
Ev erkende sessizliğindeyken dışarıda yaşam uyanıştadır. Kuşlar öter, uzaktan geçen bir motor sesi duyulur, karşı komşunun köpeği havlar, iki kedi mavırdanıp birbirine meydan okur, alt bahçenin horozu öter, şehrin makineleri -hidroforlar, klimalar, jeneratörler, kombiler- alttan titreşen gizli sanayi sistemleri gibi çalışır durur. Birden ses kesilir. Şehir sanki durur. Sessizlik. “Günlerden Erken” okumaya devam et