Diyaloglar: Kadın, Adam, Kedi, Köpek

Saat sekizi geçmiş, hava karanlık mı karanlıkmış. Kadın ve köpeği birlikte dışarı, akşam yürüyüşüne çıkmışlar. Kadın köpeğini apartmanın bahçesine salmış. O sırada mahallenin tatlı beyaz sokak köpeği yan bahçenin çalılıkları arasından fırlamış. Ev köpeğiyle sokak köpeği havada öpüşerek kavuşmuşlar. Ne kadar da mutlularmış. Bütün bahçe akşam kuytusunda, kış saatinde sadece onlarınmış. O çayır senin bu bayır benim koşturmuş, sağa sola fiske atmışlar. “Diyaloglar: Kadın, Adam, Kedi, Köpek” okumaya devam et

Şu Dolan Ay

Hep o terkedilmiş, kaybolmuş köpekleri sokaklardan kurtarıyorum. Bazen Coffee de içlerinde oluyor. Halbuki onları kurtarmam kendimi kilitlemem anlamına geliyor. Fiziksel olarak ne hareket edebiliyor ne onları bırakabiliyorum. Bu sefer benim kurtarılmam gerekiyor. Onlardan değil de, hep birlikte bu durumdan. O zaman ben bu hayvancıkları gerçekten kurtarmış oluyor muyum, yoksa büyük işlere soyunup kendim dahil herkesi topyekün kurban mı ediyorum?

Dolunay içimde yükseliyor. Yarın sabah yedide tam haline ulaşana dek her bir kalp atışında etlendiğini hissediyorum. Ne yaptın bugün diye soruyor bana. Gerçek bir başarı addettiğin küçük ya da büyük ne yaptın? “Şu Dolan Ay” okumaya devam et

İlham

Yazmak dediğin oturup iş yapmak gibi değil kardeşim. Önümüzdeki iki saat boşum, geçeyim masa başına, döktüreyim şöyle sayfa sayfa. Yok. Yalan o. Olmayabilir de. Ve lakin oluyor da.

Yazacak ilhamla dolup taştığım zamanlar genelde yazmaya müsait olmadığım anlar. Mesela Coffee’yle yürüyüş yaparken veya araba kullanırken, bir sohbetin derinliklerine dalarken ya da yogada poz içindeyken, kitap okurken, film izlerken, bir yerden bir yere yetişme derdindeyken, kısaca hayatı aralıksız yaşarken.

Bazen kafama notlar alıyorum, onları klasörleyip raflara diziyorum. Vakit bulunca uygun raftan ihtiyacım olan dosyayı çıkarıp dökebiliyorum. Her zaman değil, ama mümkün. Yakalayamadığım veya yazmaya giriştiğimde kaçırdığımsa o ilham anı oluyor.

O his, o an. “İlham” okumaya devam et

Karibu Sana: Zanzibar I

Efil efil, püfür püfür esen rüzgar. Foşur foşur, çapır çupur kıyıya vuran dalgalar. Gözün alabildiğine yeşil, turkuaz, kızıl, sarı, gri, mavi, yine yeşil, yine turkuaz, yine mavi, sonunda laci mi laci sular. Dokundun mu dağılan, ayağa yapışıp tırnakları açıkta bırakan, üstünde taklalar atan apak yengeçlerin yuvalarını delerek inşa ettiği yumuşacık, kremalı kumlar.

Burası Tanzanya, Zanzibar.

Kutuplara gitmeyi çok istedim bu sene. Çok isteyip de soğuklardan cesaret edemedim. Aksi yönde Ekvator’a yakın, tropik bir rota seçtim. İçten içe gidip geldim. Beyaz kumlar, yemyeşil sular fotoğraflardan beni heyecanlandırsa da ya iki güne o heyecanım geçerse? “Karibu Sana: Zanzibar I” okumaya devam et

%d blogcu bunu beğendi: