Deneyim Konuşuyor

Yumuşak sınır

Yin yogada çok kullanılıyor. Pozun içine girdiğimizde o son sınır değil, onun bir gerisindeki yumuşak sınırda kalmak.

Dün seneyi kapama ve yeni yıla yeni niyetlerle girme ekseninde katıldığım Yin Yoga ve Ses Banyosu atölyesinde şunu farkettim.

O yumuşak sınırda kalabildiğin zaman sınır zaten yumuşuyor, açılıyor. Yumuşakça sınırla, sınırları yumuşat. Böyle bir geçişkenlik. Bu sınırsızlaşmak değil. Aksine ihtiyacın olan bedeninin, çatının, kalıbının içinde akabilmek, oynayabilmek, hareket kabiliyeti kazanmak. Sınırlar bizi koruyor, yeter ki onlara saygı ve sevgiyle dokunabilelim, gerektiğinde orada bekleyebilelim. “Deneyim Konuşuyor” okumaya devam et

Namaste Varan II

Bu oğlan beni güldürürken ağlatacak. Bu sefer oda dışında bıraktım, o da zaten koridorda gözleri kapanır halde içeri alınmamaya tamamdı. Yogamın ortasında patpat kapıya pati atıp gelmek istedi. Açtım. Hemen masanın altını işaret ettim. Girdi, ama daha bir yamacıma yanaşmak istedi, elimle masa altına doğru hafifçe ittim, oraya yat, dedim. Dinledi. Yattı. Rebound için sırtüstü uzandığımda o da hemen kalkıp yanıma uzandı. Yanyana paralel iki hattık. Cat’s tail için yana döndüğümde o da döndü, sırtını matın kenarına doğru bıraktı. Derin nefesini verdi, uykuya daldı. O an yanlışlıkla elime değdi. (Yanlışlıkla?) Sırtı sıcak, tüyleri yine yumuşaktı. Güldüm. Hatta neredeyse kahkaha attım. Sonra gözlerim doldu. Sonra yine güldüm. Derin bir nefes alıp verdim. Poza girip nefesimle kaldım. Düşünceler duygular düşünceler duygular deli gibi yazılar yazılar yazılar zihnimde aktı aktı aktı.
“Namaste Varan II” okumaya devam et

Terapi Niyetine #1: Yedi

Bugün yogada ağladım. İçimden hüngür hüngür boşalmak geliyordu. Yaşadığımsa titreyen dudaklar, sulanan gözlerle içeri akan birkaç damlaydı. Gözyaşı pınarlarım kurumamıştı, şükran doluydum, ama gürül gürül coşup çağlamıyordu. Halbuki damlaların etkisi çölde susuz kalıp yağmura yakalanmak gibiydi. İçim usul usul yıkandı.

Pazar gününü çok tatsız geçirdim. Konuşmak, yazışmak, dışarı çıkmak, okumak, yazmak, izlemek, dinlemek, bunlardan hiçbirine ne tahammülüm ne halim vardı. Kendi içime dönebilecek durumda da değildim. Nefesim de bedenim de benden uzaktı. Hepimiz ayrı bir mağaraya çekilmiş, matem halindeydik. Üstüne yatıp uyumak, Pazartesi sabahları stüdyoda yaptığım yin yoga dersine gitmek kendime koyabildiğim tek ve yegane hedefti. Sadece önümdeki yirmidört saati düşünebilirdim.
“Terapi Niyetine #1: Yedi” okumaya devam et

Gerçek Beden

Bedenle çalışmak ne acayip bir şey. Ne gerçek.

Bedenden gelen her tepki bir anlama hali sanki. ‘Aha, şimdi anladım’ın beyne gelme aracı.

Bir sıkışmışlık, katılık, kapanmışlığın nefesle, ısınmayla, orada kalarak, oraya vararak, varmadan yol alarak açılmasının evrekası.

Biliyordum işte buna kızdığımı’nın farkındalığı ya da ‘ne kadar derinden üzülmüşüm, ne kadar’ın ortaya çıkışı veya ‘yine mi sen’in tuhaf kahkahası.

Senin ortaya çıkışın.

Bedende ne varsa gerçeğin o.

Beden gerçek, gerçek beden.

Hadi ormana.

 

Dolmak – İnziva Yazıları III

Geçen haftasonu yin yoga ve meditasyon kampında, Büyükada’daydım. Şehre bir o kadar yakın, bir o kadar uzak. Gri yağmur bulutlarının altındaki İstanbul, beton gofretlerden oluşan apokaliptik bir edadaydı uzaktan. Oysa ada martıların çığlıkları, salyangozların fışırtıları, atların tıkıdık tıkıdık geçişleri, kedilerin, köpeklerin mavhavlarıyla capcanlıydı. Sakindi, yaşam vardı.

Aslında adayı çok yaşadığım söylenemez. Kaldığımız mekana Cuma öğleden sonra girdim, Pazar öğleden sonra çıktım. Arada adada kahvaltı dükkanı olan arkadaşıma tek başıma yürüdüm. Yalnız gidiş iyi geldi. Ada da ben de öyle doluyduk ki.. Köpüklü Türk kahvesini içip o gün denenmiş tiramisudan dilimleri çatalladım. Kısa ve telvesi bol bir sohbetti bizimkisi. Acelesiz, telaşsız, koşuşturmadan uzak, samimi. Bu kısacık sosyalleşme yaptığım çalışmadan şöyle bir dışarı çıkardı beni. Devamındaysa daha derinlemesine içine aldı.

Ne niyetle gittim? Ne edinimle çıktım?

“Dolmak – İnziva Yazıları III” okumaya devam et