Müsaitim

Çalışırken de böyle yapardım. İşimi önceliklendirir, kendimi ve özelimi ötelerdim. Su içmezdim bu yüzden çünkü içtim mi sıkışırdım. Conference call, sunum, toplantı derken çatlamak üzere tuvalete koşmam akşam dördü beşi bulurdu. “Müsaitim” okumaya devam et

Bir Garip Merkür

Gece daha rahat yazıyorum, sanki doğal bir akış yakalıyorum. Bir nevi ‘interconnection’.

Ama gece yazıp üstüne uykuya yatmak sanki spor yapmışım ya da prana vanalarını açmışım gibi bir etki yapıyor. Bazen çarpıntı tutuyor, hiç uyutmuyor.

Yazmak ya da yazmamak, işte bu gece meselemiz bu. “Bir Garip Merkür” okumaya devam et

Ne İçin

Tabii ki okunmak için yazıyorum. Sorulmamış ya da sorulmuş da buraya yazılmamış sorunun cevabını verdim işte.

Okunmak için yazıyorum.

Okunmasını istemediklerim de olduğunu okunsun istediklerimi yazmaya başladıktan sonra keşfettim. Dışadönüğün içe dönüş yörüngesinin ters işleyişi diyelim. “Ne İçin” okumaya devam et

Hiçbir Şey Hakkında

‘Hiçbir şey hakkında yazmak o kadar da kolay değildir.’

diyor Patti Smith M Treni’nde. Halbuki bunu çok iyi yapıyor. Murakami’nin, Bolano’nun, Akutagawa’nın, Plath’in, Frida ve Rivera’nın peşinde, The Killing’den dedektif Linden ve ‘mamaçita’ Holder’ın analizinde, her gün bir ayin gibi gittiği Cafe Ino’daki mabedi köşesinde, önünde defteri, listeleri, elinde kahvesiyle. “Hiçbir Şey Hakkında” okumaya devam et