Tıkaç

Tıkandım, yazamıyorum. Bari bunu yazayım, belki tıkacım açılır.

Alıklar Birliği’nde Ignatius’un bir mide subabı vardı, kapağı açıldığında durup durup gaz salıyordu. Gele gele aklıma bu geldi işte, iyi mi? “Tıkaç” okumaya devam et

Neredesin sen?

İnsan yoğun, koşuşturmalı geçen günlerin üstüne birden serbest ve boş kalınca ne yapacağını şaşırıyor.

İnsan = ben.

Bir şey yapacaktım, ama ne? Yapacaktım, edecektim, ne, ne, ne?

Beden durmuş, ama zihin hala o deli sıkışık tempoda koşuyor. -Ecek -acak, -se -sa ekleri dönenip duruyor. “Neredesin sen?” okumaya devam et

Aldım Verdim Ben Seni

Kendime soruyorum.

Ne zaman başarılı sayılıyorum?

Kitlelere ulaşınca mı?

Yoksa az da olsa anlamlı bir okuyucuya, dinleyiciye, danışana ulaşınca bütün o çıkış gireceği anahtar deliğini bulmuş oluyor mu? “Aldım Verdim Ben Seni” okumaya devam et

Virgül

Sadece yarım saatim var. Bu kadar kısa bir zaman diliminde hızlı ve anlamlı ne çıkarabilirim?

Yazmak yazmamaktan iyidir. Yazmaya yazmaya insan yazmama haline alışıveriyor. Sonra birden bu kadar mıydı, böyle gelip geçici miydi, birkaç senelik heves miydi de tükendi diye hayıflanır olunuyor. Edilgen edilgen yazıyorum. Ben tekil şahsını kullanmasam kişiselleşmeyecek ya, kaçış orada. İyeliksiz kimliksiz bir şeyler. Çünkü neden? Ben iyelikli söylenmeyenlerden. “Virgül” okumaya devam et

Bitti

Ne demişti Yaratıcı Yazarlık kursunda hoca? Her gün yazacaksınız. Ben ne yaptım? Her gün okudum. Okuyunca kendine dönüyorsun, yazınca dışarı açılıyorsun. Okurlukla yazarlığın farkı bu. Biz yine de ikisini birbirinden ayırmayalım, okur-yazarlıkta buluşalım.

Biraz bitirmişliklerimle övüneyim. “Bitti” okumaya devam et