Günlerden Erken

Erken kalkan yol alır derler.

Ben erken kalkanlardan değilim. Uykuyu severim, ihtiyaç duyarım. Uykusuzluk beni aksi, huysuz, bet yapar. Ondan mıdır bilmem yol almam zaman alır.

Halbuki erken kalktığım sabahlarda, daha çok hava aydınlıkken bahardan sonra, ev sessizdir, benimdir. O evde tekbaşına olmakla evde birileri olup yine de evin tamamen sana ait olması hissi başkadır. Ayrı ayrı sevilesi.

Ev erkende sessizliğindeyken dışarıda yaşam uyanıştadır. Kuşlar öter, uzaktan geçen bir motor sesi duyulur, karşı komşunun köpeği havlar, iki kedi mavırdanıp birbirine meydan okur, alt bahçenin horozu öter, şehrin makineleri -hidroforlar, klimalar, jeneratörler, kombiler- alttan titreşen gizli sanayi sistemleri gibi çalışır durur. Birden ses kesilir. Şehir sanki durur. Sessizlik. “Günlerden Erken” okumaya devam et

Günlerden Rapor

Başlıyorum.

Ara

Verdim. Çünkü dışarısı birden içeri doluştu. Her şey çok fazla geldi. Online gruplar, görüntülü görüşmeler, her gün yazılar, yayınlar, feeding-seeding-connecting. Üstelik alışık olmadığım bir düzende, sevmediğim ve beni fiziksel olarak hemen hasta edebilen ev işi -temizlik, bulaşık, çamaşır, yemek- eşliğinde. Halbuki ne yapacaktım? İçeride kalıp içerimle dışarımı (bedenimi, psikolojimi, zihnimi) sağlıklı, dengede ve teslimiyette tutacaktım. Birden iflas ettim. Hasta gibi hisler üşüştü boğazıma, vücuduma, başıma. Hastalanmaktan çok hastalanmanın fikri ürküttü. Her şeyi kestim. “Günlerden Rapor” okumaya devam et

Müsaitim

Çalışırken de böyle yapardım. İşimi önceliklendirir, kendimi ve özelimi ötelerdim. Su içmezdim bu yüzden çünkü içtim mi sıkışırdım. Conference call, sunum, toplantı derken çatlamak üzere tuvalete koşmam akşam dördü beşi bulurdu. “Müsaitim” okumaya devam et