Yaratmak

“Yıllar sonra genç insanlar bana, nasıl yazar olunur, diye sormuşlardır. Cevabım her zaman sadece, yazarak, olmuştur. Yazmak deneyim gibidir. Hayatta bir şeyler deneyimlemezseniz, hayatı anlayamazsınız. Ve eğer yazmazsanız, neler yaratabileceğinizi bilemezsiniz.” *

On Sözcükte Çin, Yu Hua

“Yaratmak” okumaya devam et

Roket

Sağ kolumdan damar yoluna giremediler. Patladı ve kanadı. Acıdı da. Hemen içimde pırpır panik kuşları kanatlandı. Diğer tarafa geçip sol bileğimin üstünü alkollü pamukla sıvazladılar. Panik kuşları geldi boğazıma dayandı, neredeyse dışarı fırlayacaklar.

– Oradan mı gireceksiniz?

“Roket” okumaya devam et

Disco Inferno

Slow burn tatil şöyle bir şey mi?

Ilık ılık, tatlı tatlı gevşiyor, içinin gülümsediğini, bedeninin rahatladığını hissediyor, zihnine, kalbine, midene, bağırsaklarına, gözlerine, kulaklarına, burnuna, dudaklarına, saçına, tenine, eline, ayağına ama en bi’ fikir ve duygularına dalga dalga yayılan tatili depoluyorsun. O depo seni ısıtıyor. Dönüyorsun hayatının gerçeklerine, düzenine. Depo hala sıcak. Sanki içten yanmalı bir ateş oradayken seni tatile alıştırıyor da geri dönüp şimdiden oraya baktığında kazan gürlüyor, ateş coşuyor, bütün o ‘burn’ dediğim ılıklık ‘slowly slowly’ çıtırdayıp alev alıyor. Bir tek alevden bütün bir fırın nasıl yanar? Astroloji bilenlere Vesta el sallıyor.

“Disco Inferno” okumaya devam et

Bayram Kapısı

Run for your life!*

Böyle bağırırarak uyandım. Galiba Amerika’daydım, uyardığım kadın zenciydi, camların ardında bir ofisteydi, birbirine bitişik iki camın arasındaki incecik aralığa dudaklarımı yapıştırıp böyle seslendim ona.

Run for your life.

Ona değil de kendime diyordum sanki. Karışık odalardan, kalabalık insanlardan, nereden kimin çıktığı belli olmayan perdelerden, üste çıkarken yerin dibine inen merdivenlerden geçiyordum.

İşte bayram kapısı böyle kapandı, şehir kapısı açıldı.

“Bayram Kapısı” okumaya devam et

Bayram Sözü

Uğrayacağıma söz vermiştim. Bu satırlar o söz için.

Bugün Bey’le evden çıkıp köye yürüdük, meydana varmadan aşağı ağaçlıklı yola saptık. Evden çıkıp tam tur çember çizerek eve döndüğümüz üç yüz altmış derecelik bir rota.

Ağaçlıklı yol buranın -bana göre- medeni görünümlü tek caddesi. Sebebi iki sıra boyunca uzanan ağaçlar. Sadece bu. Şimdi köyden bozma şehir görünümlü kasabalara dönmüş bu İstanbul kırsalının ağaçlıklı yolu İBB damgalı, yol çizgili, asfaltlı arabalı, minübüslü otobüs duraklı bir şehiriçi sınırına dahil olmuşken, çocukluğumun ağaçlıklı yolu hep yoldu da toprakla asfalt arası delik deşik köy yoluydu işte. Ama yolun iki yanındaki ağaçlar hep ağaçtı, oradalardı, yeşil, uzun, güzel.

“Bayram Sözü” okumaya devam et
%d blogcu bunu beğendi: