Deneyim Konuşuyor

Yumuşak sınır

Yin yogada çok kullanılıyor. Pozun içine girdiğimizde o son sınır değil, onun bir gerisindeki yumuşak sınırda kalmak.

Dün seneyi kapama ve yeni yıla yeni niyetlerle girme ekseninde katıldığım Yin Yoga ve Ses Banyosu atölyesinde şunu farkettim.

O yumuşak sınırda kalabildiğin zaman sınır zaten yumuşuyor, açılıyor. Yumuşakça sınırla, sınırları yumuşat. Böyle bir geçişkenlik. Bu sınırsızlaşmak değil. Aksine ihtiyacın olan bedeninin, çatının, kalıbının içinde akabilmek, oynayabilmek, hareket kabiliyeti kazanmak. Sınırlar bizi koruyor, yeter ki onlara saygı ve sevgiyle dokunabilelim, gerektiğinde orada bekleyebilelim. “Deneyim Konuşuyor” okumaya devam et

Terapi Niyetine #2: Dolunay

Terapi niyetine yazmayı neden seçtiğimi buldum. Ay İkizler’e geçmişti ve dolun haline doğru ilerliyordu. Bu iki gün boyunca kendini iyi ve güvende hissetme teması iletişim etrafındaydı. Öğrenmek, bilmek, yazmak, okumak, merak etmek, soru sormak, daha çok sormak, sebep sonuç ilişkisi kurmak, rasyonel zekayı kullanmak. İkizler’deki Ay’ın huzursuz ve ikircikli yapısı ancak bu şekilde bir nebze huzur bulabiliyordu. Duyguları zihinsel köprülere bağlayarak.

Hah. Al bakalım. Rasyonel zeka devreye girdi bile. Neden illa o ihtiyacın bir kaideye oturması gerekiyor? Neden onun sebebinin bulunması ve adının konması gerekiyor? Adı konmayan ihtiyaç anlamsız, değersiz, kaale alınmaz mı oluyor?
“Terapi Niyetine #2: Dolunay” okumaya devam et

Yeniay Yay’da: Sınırlarını Aşmakla Eritmek Arasında

Ay’ın Akrep’te ilerlediği günler hep içim sıkışıyor. Sanki kalbimi demirden kıskaçlarla kelepçelemişler, sıktıkça sıkıyorlar. Karanlık, koyu, göz gözü görmeyen bir dünyaya çekildiğimi hissediyorum. Gözlerimi kocaman açıp ne olduğunu görmek istiyorum. Ne kadar açsam o kadar körleşiyorum. İstemeye istemeye gözlerimi kapatmak zorunda kalıyorum. O zaman o karanlığın dehlizlerinden yukarı doğru çıkanı iç gözümle anlayabiliyorum. Dış dünyanın ışığı, mercek ayarıyla tepeden bakmayı bırakıp aşağı indiğimde, kuyunun içine girdiğimde ışığa ya da gözümü açmaya ihtiyacım olmadığını görüyorum. Evet, kör gözlerle görüyorum. Görmek için sadece göz gerekmediğini farkederek.

Dün Ay Akrep’te, Balsamic halde, kapanan fazdaydı. Bir önceki Akrep Yeniayı’nın başlattığı döngüde büyüyüp de olgunlaşamamış ya da geriye sadece çürümüşlüğü kalmış ölüler, sıkı sıkıya anlamsızca elde tutulanlar, korkular, kontroller, karanlık güçlere dair bırakmam gerekenler çığlık çığlığa haykırıyordu sanki. İçim ciyaklıyordu, ben susuyordum. Karanlığa gömülü tabutumun içinde bir sonraki döngüyü bekliyordum. Kabuk mu değiştiriyordum? Yeniden mi doğuyordum? Belki de Westworld’de hafızası sıfırlanıp tekrar tekrar aynı rüyayı gören park sakinleri gibi yaşıyordum.
“Yeniay Yay’da: Sınırlarını Aşmakla Eritmek Arasında” okumaya devam et

İkizler Dönemi ve Yay’daki Dolunay

20 Mayıs 2016 akşam saatlerinde İkizler dönemi başladı. Bu dönem doğanların zamanı kutlu olsun.

Koç’la başlayan, Boğa’yla sağlamlanan Zodyak döngüsünde İkizler dönemiyle ilk kez soru soruyoruz, öğreniyoruz, öğretiyoruz, iletişim kuruyoruz, konuşuyoruz, dinliyoruz, diğeriyle irtibat sağlıyoruz.

Hava elementinde, değişken bir burç olan İkizler düşünsel merakı, rasyonel zekayı, bilgi alışverişiyle köprü kurmayı, bu anlamlardaki esnekliği ve değişkenliği ifade ediyor. Her zaman madalyonun diğer tarafını görüp göstermek istiyor çünkü içinde bu dualiteyi barındırıyor. Siyahta dururken beyazı, erilden konuşurken dişiyi, iyiyi sahiplenirken kötüyü yansıtıyor. İkizlerin özünde işte tam da bu yatıyor: zıtlıkları birleştirmek, karşıtlıklar arasındaki irtibatı sağlamak. Yargı yok, savaş yok, ikiliğin kendisi var. Hamuru bu.
“İkizler Dönemi ve Yay’daki Dolunay” okumaya devam et