Egalite

Korku: Reddedilmek.

Arzu: Kabul edilmek.

Bugünün meditasyonu bu. Sisli puslu havada, Boğaz kıyısında, martılar eşliğindeki bir yürüyüşün sonu.

Böyle havaları çok sevip özlediğimden değil. Gökle denizin kavuşumuna şahitlikten, her zaman oyumu havaya suya vermekten, giden gemileri, uçan kuşları sıkılmadan sevmekten.

Belki hep aynı şeyi seviyoruzdur. Ben havayı suyu. Yine de canım çekiyordur ateşi, kumu.

“Egalite” okumaya devam et

Yara

Balkonda sağ köşedeyim. Hava serince. Üstümde uzun kollu kapüşonlu bir hırka, ayaklarımda çoraplar. Yine de güney batı yönünde soluk bir güneş parlıyor. Önümdeki yeşilliğe sol yamaçtan ara ara vuruyor. Sokağın aşağısındaki kendi küçük sesi büyük köpecik evin terasında oradan oraya, oradan oraya koşarken ciğerlerini yırtarcasına havlıyor. Hayat ona zor. Onun hoyratlığı üstüne Coffee’nin derin iç çekişleri havadaki titreşimleri yumuşatıyor. Coffee rüyasında kesintisiz koşuyor. Evin en bi mutlusu.

Yaşamının başı yaralarla dolu bu tüylü patili kuzucuk şimdi bir şifa timsali ayaklarımın dibinde uyuklarken, aşağıki yüksek sesli, çılgın deli minik can hangi başka canları havlamalarıyla şu an yaralıyor? Çocuklar misal, havlayıp koşan köpeklerden çok korkuyor. “Yara” okumaya devam et

Hava Güzel

Bu sefer tatilden savaş yaralarıyla döneceğim.

Sivrisineklerin böyle vahşice saldırısına uğradığımı orman kulübemizin bulunduğu yeşillikte, akşamın alacakaranlığında geceye varmaya çalıştığımız o ince geçişte hatırlıyorum. Tabii onlar sadece sivri değildi, insan vucüdundan başka uzuvlar çıkaracak cinsten ısırıklara kadir, kendi küçük etkisi büyük orman yaratıklarıydı. Oysa burası -Bodrum- artık koca bir şehir. “Hava Güzel” okumaya devam et

Skandal

Çok sevdiğim bir arkadaşım ‘adım referansımdır’ derdi. Sorsam hala der. Ben de ‘ederim bana verilen referanstır’ demek istedim. Aynı vuruculukta olmadı tabii, ama iş görür. “Skandal” okumaya devam et

Giden*

Şimdi bir bak bana. Yolda kendi ritmimde, sakin sakin yürüyorum. Ya da belki hızlı hızlı. Nasılsa öyle. Sonra birden adımımı öne atamadığımı farkediyorum. Bir şey geri çekiyor. Duruyorum. Yavaşça bir ayağımı geri atıyorum, sonra diğerini, sonra öbürünü, sonra ötekini. Böyle böyle geri geri yürümeye başlıyorum. Sen de on adım, ben diyeyim onbeş. Hadi gün hesabına vuralım. Her gün bir adım geri gitsem şöyle üç haftadan yirmibir gün geri giderim. Yirmibirinci güne ulaştığımda bir bakıyorum ayağım daha geri gitmiyor. “Giden*” okumaya devam et

%d blogcu bunu beğendi: