Kuyruklu

Nafile bir çaba içindeyim. Gece on civarı ve sabah gün ağarmadan Neowise kuyruklu yıldızını görmeye çalışıyorum. İstanbul dışına kaçtık, tamam, ama burası da farklı değil. Zira mevsimin bu vakti sayfiye şehirden daha ışıklı.

Sabahları gayriihtiyari beş civarı uyanıyorum. Gün ağarmaya başlamış oluyor, kıpkırmızı bir gök karşılıyor denizin üstünden. Kaldığımız ev doğuya bakıyor ve tam karşısında Venüs sabah beşte ufuk üstüne çoktan yükselmiş, parıl parıl parlıyor. Mitolojisinin timsali gibi nefes kesici.

Yeni kuyrukluyu bu ışıklı yer ile göktaşının geçişine ters yönlü evde yakalayamasam da bizim tüylü kuyruklu yakaladığımız gibi suda. Her deniz kenarına iniş geri geri basan patiler ve bahçeden eve kaçış adımlarını içerse de o iskeleye çıkıldıktan sonra iki basamakla inilen ara platform sonrası ıh mıh diye diye dubaları tarayan koca ayaklarla cup aşağı. İşte batık gemi karaya yüzüyor. Buf buf buf. İki yana büzülmüş ördek gibi dudaklarıyla Coffee’nin yüzerken çıkardığı ses bu. Buf buf buf. “Kuyruklu” okumaya devam et

Günlerden Yön

Geriye dönük yaşamaya mecbur hissediyorum ve bu hoşuma gitmiyor. Sanki yeniyi yaratamıyoruz da geviş getirip anılardan besleniyoruz. Çirkin oldu biraz, pardon, ama sindirilmiş özümsenmişlerin de kaldıkları yerde ağırlıkları var. Tekrar tekrar ısıtıp önüne koyunca olmuyor.

Bir ara ben de kapıldım, eski seyahatler, eski fotoğraflar, anılar ve yaşanmışlığa özlemle eskilerden paylaşımlara. Halbuki anılarda yaşamak ayağıma zincir gibi geliyor. Önüme dönüp üstüne yenisini koymak istiyorum. Bu içimde o kadar net bir varoluş ki. “Günlerden Yön” okumaya devam et

Skandal

Çok sevdiğim bir arkadaşım ‘adım referansımdır’ derdi. Sorsam hala der. Ben de ‘ederim bana verilen referanstır’ demek istedim. Aynı vuruculukta olmadı tabii, ama iş görür. “Skandal” okumaya devam et

Değdi

Üstüne uranüs mavisi bir döpiyes giymiş, anneannemin evine gelmiş. Saçlarını kısacık kestirmiş. Biraz siyasi, erkeksi, ama havalı. Kızıl hem saçı, mars sıcağı. Boynunda güneş sarısı ipek fuları. Değişmiş. İçeri giriyor topuklu ayakkabılarıyla. Asansör bozulmuş, meğer ta dördüncü kata o topuklarla tırmanmış. Yüzünde koca bir gülümseme. Mutlu. Niyeyse. Beni görmek istemiş. İyi de niye anneannemin evi? Anneannem aramızdan ayrılalı geçmiş kaç yıl, o apartman yıkılıp yerine yenisi dikileliyse birkaç yıl daha. Deşmese o yaraları. “Değdi” okumaya devam et

%d blogcu bunu beğendi: