Acayip

Tam da böyle hisssederken, aha içimdeki deliye bak diye kıkırdarken, tüm rahatsızlığın içinde kendi kendime gülüp eğlenirken aklımdan geçenleri kaydedebilmek istiyorum. Siz deyin Strange Days, ben diyeyim Black Mirror.

Ben dünyadaki Uranüs’le tanıştım. O yüzden… “Acayip” okumaya devam et

Bir

Üç boyutluyuz, üçüncü boyutta yaşıyoruz. Bedenimizin eni, boyu, yüksekliği, varlığımızın bir hacmi var. Bulunduğumuz ortamda yer kaplıyoruz, belli bir koordinat ve zamanda bulunuyoruz. Aynı doğum anımız gibi. Dünya üstünde belli bir enlem ve boylamın kesiştiği noktada, belli bir zaman diliminde ana karnından çıkıp gözümüzü dünyanın gerçekliğine açıyoruz. Bizim algımıza göre başlangıç noktamız o doğum anı. Kağıt üstünde bir nokta, uzayda akla-hayale-sığmayacak-mikroskobik-boyutta bir hacim.

Fiziksel bedenin, yaşadığımız dünyanın bir başlangıç, bir de bitiş noktası oluyor. Düz bir çizgi üstünde iki nokta arası bir yol. Ya da belki bir çemberin herhangi bir noktasından ötekine sürekli devinen bir döngü.

Başlangıç ve bitişlere iki nokta arası zamanla tanımlanmış, miyadı dolan bir yolculuk olarak süreli mi bakıyoruz yoksa her başlangıcın bir bitişin arkası, her bitişin bir başlangıcın önü olduğu dairesel devinimin sürekliliğiyle mi?
“Bir” okumaya devam et

Astrolojik Titreşimler: Güneşini Bulmak

Dün gece rüyamda çok meşguldüm. Gezegenlerle işim vardı. Uzayın derinliği, bolca gezegenler, çokça yıldızlar, güneşler, uydular. Zodyak’ın ünlü onikisinin gizemini çözmeye çalışıyordum. Her bir burcu ve gezegeni tek bir sözcükle ifade etmen gerekse ne derdin dedim kendi kendime. Önce burçlardan başladım, nedense de tersten. Balık’tan Koç’a doğru gittim, sonra da Mars’tan Neptün’e turu tamamladım. Her biri için bilinen ve sadece böyle ifade edilince yüzeysel kalan duygusal, uyumlu, mükemmeliyetçi, aykırı dışında alternatif söylemler ürettim. Ürettiklerimi çok sevdim. Bunları bir kenara yaz, unutma dedim.

Güneşe gelince kesildim. Bir türlü dillendiremedim, ifademi merkezine konduramadım. Sonra kafamda görselledim. İçindeki turuncu, kırmızı, volkansı patlamaları gözlemledim. Gözlemledikçe nefes alışını hissettim. Ve de kalbinin atışını. Büyülendim. Büyülendikçe ben nefesten kesildim. Ben bir Uranüs’e gidip geleyim dedim.

Uranüs’e gidip titredim. Titredikçe silkinip silkelendim. Ve yazmaya başladım. Yazdıkça açıldım, açıldıkça mutlandım. Yazıma başlık attım: Astrolojik Titreşimler! Yazdıklarım o kadar hoşuma gitti ki rüyada olduğuma uyandım ve yazdıklarımı hafızama kazımaya çalıştım. Aslında ben bu yazıyı dün gece rüyamda yazdım.

….

Uyanınca malesef hiç bir şey hatırlayamadım. Sadece elimde bir başlıkla kalakaldım. Dedim ki geç ekran başına, başla yazmaya, gerisi gelir nasıl olsa..

Astrolojiye oldum olası ilgi duydum. Yakın çevremdekilerin bir şekilde doğum günlerini, burçlarını bildim, sordum, öğrendim. Bazen neye yaradığını pek bilmedim, bazen bir yerlere değdirdim. Dünya dışındakilerin de hep doğal olarak çekim alanına girdim. Belki bu yüzden çocukken Battlestar Galactica, Star Trek, Uzay 1999 gibi dizilerden kendimi alamaz, vazgeçemezdim. Barbie’lerle oynamazdım, Apollo’culuk ve Starbuck’cılık oynardım. Çoğunluğun kahramanı Apollo’ya karşın ben hep Starbuck’tım, bu uğurda Apollo’cuların hayallerini yıktım.

Astrolojik ilgimi derinleştirme kararıyla almaya başladığım eğitim, rüyalarımın seyrini değiştirdi. Birden kendimi, çocukluğumda beni çeken karanlık, gizemli, bilinmezlerle dolu uzayda buldum. Bir yandan bildik, tanıdık; bir yandan soğuk, uzak. Hem heyecan verici, iştah kabartıcı; hem sıkıntı verici, korkutucu. Heyecan verici çünkü bambaşka, farklı –extraterresterial. Sıkıntı verici çünkü aykırı, bildiğin uzaylı –alien!

Hevesle öğrenmek istediğim, merak ettiğim, yepyeni güneşimi galiba keşfettim. Belki de bu yüzden güneşin ifadesinde kesildim. Yeni güneşimin etrafında pır dönüyorum, bu yolculuk henüz nereye varacak bilemiyorum.

Bu arada rüyamdaki uzayın yazısını hatırlayamadım hala.

Yerine, içimdeki uzayın derinlikleri döküldü adeta.

Dünyadan uzaya.

Ben çıktım bir yola, sonu hayrola..