Geçer

Dandan dandan dandan da dandan

Susmuyor susmuyor durmuyor sabah davulu.

Dandan dandan dandan da dandan

Ne kadar olmuştur? Yarım saati var, şahidim. Duydum, uyandım, bekledim, baktım devam ediyor, tuvalete kalktım. 03.05. Geri geldim, su içtim, yattım, gözümü kapadım, oh sessizlik -mi- derken başladı, durmuyor devam ediyor.

“Geçer” okumaya devam et

Boş

İşte geldim buradayım, ben bu işte ustayım.

Geceyarısı yattım, bir buçukta kalktım. Neden? Çünkü yine bir dolunay gecesi uykucuğum kaçtı. Yani aslında yattım sayılmaz. Yatayazdım hacıyatmaz.

Anlamıyorum. On bir civarı içim geçiyor, misler gibi yatıyorum. Kafamı yastığa koymamla gözüm kapanıyor, iç gözüm açılıyor. Kalp çarpıntısı ve yatakta bir cin. Yahu şimdi buradaydın, nereye kayboldun uykucuğum? Bak tatlı tatlı, cicimli bicimli konuşuyorum, hala yoksun. Yanımdaki iki horhorcuysa anında öteki tarafta, birbirleriyle frekans yarıştırıyorlar. Obuayla kum tepsisinin düeti. Yo hayır, uyuyamama sebebim değiller, ama topuklayıp kaçan uykucuğumu bir de onlar kovalıyorlar düdüklü tencereler.

“Boş” okumaya devam et

Dharma

23 mart

Uykuyla uyanıklık arasındaki o ince çizgide en saf ve yaratıcı saatlerimizin yattığı söyleniyor. Yazarlar o hali yakalamak için sabahın dördünde kalkıp yazmaya koyuluyorlar mı? Bir meditasyon, bir ritüel gibi o eşsiz anla buluşmak için yataktan kalkmak.

Benim kalkmalarım uykunun kaçmasıyla yakalanan anlardan. Yani o zamanı yakalamak için kalkmıyorum da uykum kaçtığı için yakalıyorum. Şu anda sabah dört de değil, altı buçuk. Bir önceki akşam yoğun bir çalışma yaptıysam -uzun süren bir seans gibi, gece katıldığım online bir ders gibi- fişim çekiliyor, yorulup -kendimce- erken yatıyorum ve sabaha karşı bir vakit birden o bir önceki gecenin uyarılmasıyla gözlerimi açıyorum. Bazen ertesi günün yapılacaklarının stresi de zihnime yük bindiriyor. O taahhüt beni uyku içinde bile bir başöğretmen gibi diri tutuyor. Uyanır uyanmaz zihnim yapılacakları bir bir diziyor o bu şu diye.

“Dharma” okumaya devam et

Dene

04.00 – 05.00

Uykunun bölündüğü bir sabaha dönüş. Saat dört civarı, ama başlangıç daha da erken. Üç buçuk desem yeri. Suçu bu sabahki dolunaya atabilirim -kafamı çıkardım ama göremedim, kar da yok, hafif grimsi bir don örtüsü- ya da dün gece yediğim bol körili -kari kariii- hint yemeklerine vurabilirim -biraz hararetlendimle kan ter içindeyim arası salındım ve başucumdaki suyu lıklıklık bitirdim- içki içtim de cine bağladım desem pek sayılmaz, bir kadeh meyveli kokteyl, üstüne de bol su -meyvenin adı çarkıfelek ama İngilizcesine baksan bir tutku bir tutku*, belki yanıp da uyanmanın bir başka sorumlusu-. O ya da bu, masa başında parmaklarımla tıpırdıyorum, saatin triktraklarını bedenime veriyorum. Uyusun da büyüsün ninnisi.

“Dene” okumaya devam et

Temas

İşte o uykusuz sabahlardan.

Özlemiş miyim?

İçinde yazmak varsa belki.

Çünkü hep erteledim, hayatı ertelemek mümkünmüş gibi. O da hep bekledi, gelir de yüzüne bakarım, her halimle varım diyebilirmişim gibi.

“Temas” okumaya devam et
%d blogcu bunu beğendi: