Sonunda

Temmuz’u sevmeye karar verdim.

Hem de ayın on beşi olmasına rağmen.

özgür uçuyor içimde kuşlar sonunda

bir bir silinir tenimden izler izler

sensiz coşuyor içimde sesler sonunda

“Sonunda” okumaya devam et

Ayın Biri

Kitap okuyorum, pilatese gidiyorum, Coffee’yi gezdiriyorum, restorana uğruyorum, eve dönüyorum, kitap okuyorum, pilatese gidiyorum, Coffee’yi gezdiriyorum, restorana uğruyorum, eve dönüyorum, kitap okuyorum, pilatese gidiyorum, Coffee’yi gezdiriyorum, restorana uğruyorum, eve dönüyorum… “Ayın Biri” okumaya devam et

Bitti

Bugün tam bir buçuk yaşına giren yeğenimin en sevdiği laflardan biri bu.

Bit-tii.

Sepet içindeki topları dışarı atıyor, sepet boşalıyor. Bit-tii. Kitabının sayfalarını çeviriyor, arka kapağı kapatıyor. Bit-tii. Şişedeki suyu yere döküp üstünde tepiniyor, kahkahalarla annesine koşuyor. Bit-tii.

Ben de kendi seans sepetimin üçte birini boşaltmış, elimdeki kitabı bitirip kapağını kapamış, çiçeklerime su döküp yeni tomurcuklarına mutlanmış şekilde yeğenimi taklit ediyorum.

Bit-tii.
“Bitti” okumaya devam et

Konu

Sözcüklerim tutuk. Yazı yok. Konu yok. Çok var, hiç yok. Blokaj. Gelip geçen görüntüler, düşünceler, hisler. Ekran imi yanıp sönüyor. Zaman akıyor. Sayfa boş. Ben bön.

Bön olunca ne yaparsam onu yapıyorum. Sanal sörf. Orda da rüzgar yok. Yelken açamıyoruz. Ortalık durgun. Ben suskun.

Dışarısıysa çılgın. Modifiye motorlu, patlak egzozlu arabalar vırın vırın. Sahile yaz gelmiş, Avrupa Anadolu’ya caka satıyor. Yere vuran mavi mor neonlar asfalt üstü göz alıyor.

Köprü mavi. Turkuaz esintili. Tek renk. Yekpare. Animasyonsuz. Çakarsız. Still life. Natürsüz bir mort.

“Konu” okumaya devam et

Temmuz

Dün gece saat 00.00’ı gösterdiğinde bir baktım takvime ‘1’e dönmüş.

1 mi?

Hangi 1?

Haziran mı?

Ne! Temmuz mu?

Benim beyin takvimim 31 Mayıs’ta sabitlenmiş, haliyle Haziran buharlaşıp uçmuş.

Dün geceyarısı yağmur başlamıştı. Şimşekler şimşekler şimşekler. Gürül gürül gürleyen gök ve gürültüleri. Coffee’nin sehpaların, kabloların, duvarın, koltukların, en kuytu köşe bucakların arkasına sığınması, saklanacak kozasını araması.

Damar damar aydınlanan gökyüzüyle sanki bir aylık elektrik yükü sonunda kısa devre yapıyor, hüngür şakır boşalan bir ağlamayla yağmur bizi ıslatıp yüreğimize su serpiyordu. Yengeç dönemi Haziran sonunda yumuşak lansmanla başlamıştı. Benim için Temmuz’la açılışı yaptı.

Bu sabah Coffee’yle anoraklarımızı giyip yürüyüşümüzü yaptık. Islak zemin, serinlemiş hava, ot toprak ağaç kokusu ikimize de iyi geldi, Coffee eve dönmek istemedi. Peki, onun dediği olsun diyerek uzattım yolu, özgür bıraktım.

Tevekkeli bayır sonrası yan sokak, sokağın aşağısı, meydanı, ortadaki ağaç, ağacın tepesindeki horoz ve tavuklar derken Coffee koklayıp fıslayıp turunu tamamladı, dönüş yoluna geçti.

If you love someone set him free..

#direnCoffee

Eve dönünce uzun zaman sonra yemek yaptım. Aman da birşey sanılmasın. Yoğurtlu pilav ve zeytinyağlı patlıcan. Ammavelakin pilavın benim için ehemmiyeti büyük. Nitekim sanırım Coffee sayesinde pilav yapmayı öğrendim!

Oğlanın bağırsaklar hassas. Yemek değişikliğinde, kemik yediğinde, üşüttüğünde, ıslak kaldığında, soğuk sularda fazla dolandığında (Bkz. Bozcaada sonrası) direkt ishal oluyor.** Biz de hemen lapaya sığınıyoruz. Son iki ayda yaptığım lapalar biraz pratik biraz ayar biraz gözlem faydası sağladı. Bugün taneleri, yağı, tadı, tuzu yerinde bir sade pilavı layıkıyla becerdim. Normalde tüm pirinçleri tek bir pirinç haline getirecek beceride veya italyan usulü al dente kıvamında bırakabilme kapasitesindeyim. Sonuç genellikle hüsran. Ya dibi tutar ya benim başım! Napalım, sevmiyorum yemek yapmayı yemeyi sevdiğim kadar.

Mutfakta ocakla tezgah arasında gidip gelirken Açık Radyo’yu dinliyorum genelde. Şu sıralar Gezi programlarını da beğeniyorum, her telden sese, söze, müziğe yer veren seçkilerini de. Yemek yaparken klasik müzik eşlik etti bugün şans eseri. O kadar güzel gitti ki. Amadeus programı vardı öğleden sonra. Benim gönlümü çelen bir Mitsuko Uchida’dan Mozart Türk Marşı ve Viyana Filarmoni Orkestrası’ndan Mozart Don Giovanni uvertürü oldu. İşte, burda ve burda.*

Eh, Temmuz Yengeç dönemini getirmiş hakikaten. Ev, yemek, Coffee’ye analık, köklere, eskiye dönük klasik müzik. Tabii olay sadece bu konulardan ibaret değil. Annelik de sadece bilinen anlamda annelik değil. Her neye şefkatle, sevgiyle, besleyen, büyüten, kol kanat geren bir mizaçla yaklaşıyorsan işte o Temmuz’un, Yengeç’in enerjisi. Vatanına da olabilir, evine de, kendine de, işine de, dünyaya, hayata da.

Geçen sene Temmuz’un son günü iyi ki bitiyor bu ay diye yazmıştım. Bir günümüz diğerini tutmaz, seneye vursan değişenler şaşmaz. Evrim böyle birşey.

Temmuz geldi, hoş geldi.

* Klasik müzik dedim, ama yine de müzikal olarak gönlümden başka bir parça geçti. Kardeşler birliğine dair Easy hoşuma gitti. Anoushka Shankar ve Norah Jones’tan, Karsh Kale’yle birlikte. Enjoy!

** Yazıyı yayınladım, Coffee ishal oldu iyi mi! Ah yağmur..

%d blogcu bunu beğendi: