Sürer

Yan taraftaki evde Abba’dan Chiquitita çalıyor. Geçen sabahlara göre hafif ve tatlı. Genelde bu saatler -on on bir civarı- bağırarak şarkı söyleyen kadın şarkıcıların gırtlağına maruz kaldığımız bir rutindeyiz. Ya temizlik yapılıyor ve o gazla dışarı müzik yayını veriliyor ya da genel alışkanlık ve beğeni.

Sabahları bir müddet pijamam geceliğimle ortalıkta salınmayı seviyorum. Günün koşuşturmasına girmeden o uyku halinden uyanıklık haline geçişi zihinsel olduğu kadar bedenen de yumuşak tutuyor pijamalar gecelikler. Tabii bu idealim. Gerçeğim Coffee bey. Dur durabiliyorsan hağv höğv diye çıkalım diye tutturduğunda. Ha pijamalı sokağa fırladığım olmadı mı? Oldu. Kış olunca daha da giyinmeye mecbursun. Bir kalın palto, bot, bere koştur koştur ve beyimiz şır ve pırt. Yazı o yüzden seviyorum işte. Hafiflik ve olduğun gibilik.

“Sürer” okumaya devam et

Disco Inferno

Slow burn tatil şöyle bir şey mi?

Ilık ılık, tatlı tatlı gevşiyor, içinin gülümsediğini, bedeninin rahatladığını hissediyor, zihnine, kalbine, midene, bağırsaklarına, gözlerine, kulaklarına, burnuna, dudaklarına, saçına, tenine, eline, ayağına ama en bi’ fikir ve duygularına dalga dalga yayılan tatili depoluyorsun. O depo seni ısıtıyor. Dönüyorsun hayatının gerçeklerine, düzenine. Depo hala sıcak. Sanki içten yanmalı bir ateş oradayken seni tatile alıştırıyor da geri dönüp şimdiden oraya baktığında kazan gürlüyor, ateş coşuyor, bütün o ‘burn’ dediğim ılıklık ‘slowly slowly’ çıtırdayıp alev alıyor. Bir tek alevden bütün bir fırın nasıl yanar? Astroloji bilenlere Vesta el sallıyor.

“Disco Inferno” okumaya devam et

Kürkçü

Gittik geldik, kürkçü dükkanındayız. Geçen hafta cıbıl cıbıl yazlık dolaşır, denize girerken kış mevsimine geri döndük. Retronun bize anlatmaya çalıştığı bu mu? Öyle hemen yaza, coşkuya, maskeleri fırlatıp atmaya falan kalkışmayın, hop, durun orada.

Durduk.

Çorap, yağmurluk, pantolon, kapalı ayakkabı, yorgan, battaniye, maske, maske, maske.

“Kürkçü” okumaya devam et

Dönmek

Rüyamda havaalanında, check-in deskindeyim. Desk arkasındaki kadın görevliler maskeli. Lacivert üniformaları içinde işlemlerimi yapıyorlar. Ben de siyah çantamda lacivert maskemi bulmaya debeleniyorum. Karanlık renkli bir kumaş içinde başka bir karanlık kumaş aramak. Zor! Hem oraya kadar nasıl maskesiz girmişim? Bir utanç bir sıkıntı bir çarpıntı. Görevliler bana (Türk) havayollarıyla ilgili (pandemi kapsamındaki) deneyimimi soruyorlar. Gayet iyi diyorum, her şey olması gerektiği gibi. Daha ötesi olamaz. Ama tabii Amerika’ya gitmeye bayılmıyorum. Hele bu zamanda! İş mecbur etmese şuradan şuraya kıpırdamam.

Şehre döner dönmez insanın rüyaları da şırak diye değişiyor mu? Nerede kaldı o güzelim mavi deniz, pırıltılı yıldızlı gökler, baygın yaz kokuları, tatlı meltem esintileri? Anında üniforma, havaalanı, çanta. Hayatımda üç kez Amerika’ya gittim, üçü de iş içindi. Amerika kodlamam iş. “Dönmek” okumaya devam et

%d blogcu bunu beğendi: