Blop

Ne oldu şimdi?

Bütün o koşa koşa gidilen, ışığa kapılmış kanatlılar gibi göz kamaştıran yükselmelerin altında başını su yüzeyine çıkarıp sana blop diyeceğini bildiğin ses bu. Soruyor.

Neredesin? “Blop” okumaya devam et

Yazsam İyiydi

Yazsam iyiydi. Halbuki tüm gün etrafında dolandım. Onu yaptım, bunu yaptım. Yaptım yani. Bir dolu şey. Boş durmadım. Ama yazsam iyiydi. Yazmadım. Şimdi de yazmama halimi yazıyorum. Bu bir yazı mıdır, size soruyorum.

Günün umut nesnesini takdim ediyorum. Yokluğumuzda nöbet tutmuş, bizi beklemiş, sürprizini patlatmış, minik yapracığını içine ektiğim küçük kahve fincanından dışarı salmış şu mum çiçeği. Yapraklar tüm kış ikiydi, şimdi üç. Gerisi değil güç müç. Yaşam şu tipitoş haznede. İşte vizyon işte görüş. “Yazsam İyiydi” okumaya devam et

Dalga

Unuttum tabii.

Sabah aklıma tatlı tatlı yazdıklarımı bir kenara not almadığım için unuttum.

Ama şunu hatırlıyorum.

Çok dingin, sakin, dalgasız, pürüzsüz bir su karşımda. Deniz, göl, nehir. Karanlıkça. Belki hava da aydınlanmanın ancak kıyısında. Öyle sessiz, öyle huzurlu, öyle derin bir görüntü.

Peki neden huzurlu değilim? “Dalga” okumaya devam et

Tutunamayan

Bazen başkasının hissi üstünde kalıyor. Çıkamıyorsun oradan bir türlü. Fazla empatiden mi sınırını bilmediğinden mi nedir, boğuluyorsun içten içe. Bu hisle çırpındıkça daha da dibe çekiliyorsun. Nefret ediyorsun. Duvar örmek, kaçıp gitmek istiyorsun. Olmuyor. Olmadığını gördükçe daha da deliriyorsun. Kalamıyorsun, gidemiyorsun. Kalamadıkça çıkman daha da zorlaşıyor. Gidemedikçe kalman daha da boğuyor. Daha da, daha da.

Sonra birden ya da değil, belki yorulduğundan, belki bezdiğinden, belki çaresizliğinden, belki teslimiyetinden, belki pazarlıkları bırakıp kabullenişinden çırpınmayı bırakıyorsun. Çırpınanın sen değil, çevren olduğunu görüyorsun. Çevren çalkalanıyor, sen onu kendin sanıyorsun. Başkasının çalkantısında boğulurken kendini unutuyorsun. Bu çalkantı bana ait mi, değil mi? Bu çırpınışlar kurtulmanın yolu mu, dibi boylamanın kendisi mi?
“Tutunamayan” okumaya devam et

Retro

Hava yok su yok, hava yok su yok. Gökyüzü toprak ve ateş dolu. Bolca Boğa, azca Başak, yeterince Yay, iyice Koç. Hani bana rüzgar, hani bana yağmur? O yüzden mi bu hafta şakır şakır fırtına çamur? Steve Judd toprak ve ateş elementlerinin birleşimini kızgın lavlara benzetmiş. Sıcak, yakıcı, hareket halinde, ama ağır, kapsayıcı, boğucu. Hava olmayınca dili kullanmak zor, su olmayınca empati yapmak. Yazılar da akmıyor, duygular da. Zaman ileri giderken konular gerisin geri geliyor.

Beş gezegen retroda, namı diğer gerileme hareketinde. Satürn, Jüpiter, Mars, Plüton ve Merkür. Bu kadar çok konuda yavaşlama, ağırdan alma, içe dönme ve değerlendirme teması var işte. Alınacak kararlar sorumluluklar, geliştirilecek alanlar inançlar, ortaya konacak irade ve istekler, hedeflenen güç ve dönüşümler, iletilecek söz ve alışverişler. Tümünde dur yolcu! hissi. Acele etme. Hemen davranma. İleriye atılma. Ama yerinde de sayıp durma. Ağır ol, ağırdan al, geçmişinden bugüne feyz al, önündekine bak, ötedekini vizyonuna kat, ama şimdi sadece elindekine bak. Elinde ne varsa ona. Hayat hızlanınca sen de duramayacaksın nasıl olsa. “Retro” okumaya devam et