Coffee & Gandalf – Season II Episode II

Bayır Yürüyüşü

Yılbaşı yaklaştıkça sosyalleşmeler artıyor. Yeniyıl gelmeden görüşelim, öpüşelim, koklaşalım, kutlayalım hadisesi. Biraz bundan biraz dönemin bayramsal havasından. Her kavuşma yılbaşına özel değil, ama görüşme görüşmeyi çeker gibi bir durum oluyor bizde.

Ev sosyalleşmelerinde nasıl misafirliğe giden çocuklar zıvanadan çıkarsa bizdeki durum da buna benziyor. Tabi bu daha çok Gandalf bizdeyken hasıl oluyor, zira küçük at hem ilgi çekmek hem de yemeklerden nasiplenmek için ne numara gerekiyorsa yapıyor, kimseye pabuç bırakmıyor.

Geçen Cumartesi evde kalabalık aile yemeği vardı. Lezzetli bir sofra, uzun sohbetler ve bizim köpekler. Gandalf her zamanki rolünü mükemmel bir şekilde oynadı. Nerede kalabalık orda hırsızlık. Bir sefer sehpadan peçeteyi kapmasıyla kağıtlar sehpa altında paramparça lime lime. Diğerinde masadan ekmek. Daha nefes almadan anında midede. Coffee de kendine düşen görevi hakkıyla yerine getirmede. Sehpa altında azarı yiyen Gandalf’a fırlayıp kulağının dibinde postayı koydu. Ayaklarımızın altında, görünmeyen alanlarda misafirinin biletini kesti. Gandalf her şımarıklık ve hırsızlık yaptığında ya da burnumuza girip koca burnunu dayadığında bizimki sanki ona nispet yapar gibi uzaktan mağrur ve gururlu oturma pozunda gıkını çıkarmadan olanları izledi, gerektiğinde araya girip müdahale etti. Bir ona bir de bana bak der gibi. Nitekim herkes Gandalf’ı çok yakışıklı buldu, o kadar ki ‘bu çok güzel, e sizinki de güzel’ ifadeleri arttıkça ‘anladık anladık, siz Gandalfçısınız’ dedik. Ammavelakin yarışı o gece güzellik değil, iyi huy kazandı, zira kapıdan çıkarken misafirler ‘İkisi ne kadar farklı, çok belli. Bu (Coffee) başka, bambaşka. Niye lord diyorsunuz şimdi anlaşıldı’ dedi.

Pazar günü aynı rutin tekrarlandı. Öğlen kahveye bir çift arkadaşımız geldi. Sehpaya hiç birşey koymamamıza rağmen artık ne varsa – peçete – Gandalf yine rolünü eksiksiz oynadı. Kapmayla sehpa altı, Coffee’den ok gibi fırlama ve posta, boynuna kayış bağlanarak sehpa altından çıkarılan Gandalf ve sonunda kapıya bağlanarak üç ayak cezasına çarptırılma. Hatırladı mı geçen seneden kalma cezayı bilmiyorum. Miy-muylar bir süre devam etti, sakinleyip dostlarla ayrılık vakti gelince salınıp yerine geçti.

Akşam başka bir çift arkadaşımız çaya geldiler. Gandalf’a yönelik önlem olarak biri masada yemek yedi, sehpada sadece çay demlendi. E yanına bir iki kurabiye atalım demeye kalmadan hooop kocaman kurabiye anında mideye indi. Gandalf yine kapıda, üç ayak cezasında. Bu sefer Coffee bile ilgilenmedi. Kapma, kızma, müdahale etme, kapıya götürme esnasında yerinde sakin oturup olanları izledi, sonra da yerine geçip yattı. Coffee bile öf sıkıldım dedi.

Bugün bir arkadaşımız uğradı. Poğaça getirmiş. Kahve eşliğinde yedik, sonra mutfağa kaldırdık. Malum Gandalf atmaca gibi sehpanın etrafında dolanıyor. Mutfağın kapısı kapalı – idi. Ben içeri gittiğim sırada bir baktım içerden bir bağrışmalar hayır mayır falan. Gandalf acımamış, iki pati tezgahta poğaçaları kapmış. Baktım kayış yine çıkmış, Gandalf kapıya bağlanmış, anında da miymuylar başlamış. E be evladım, e be evladım.

Yılbaşında evdeyiz. Yakın dostlarla bizde yemek yiyeceğiz. Beni aldı bir telaş. Gandalf efendiyle masa, sehpa nasıl olacak? Ben gergin, Bey benim gerginliğimden dolayı benden gergin. Abartıyormuşum, hiç birşey görmemişim. Doğrudur, görmedim, çünkü Coffee köpek değil, insan galiba. Hatta düşününce bizim emektar dostlar, rahmetli Psycho ve Emirgan kurdu Berduş da insandılar belki. Gerçi onların da yaramazlıklarını biliyorum. Misal Bey’in rahmetli köpeği Psycho’nun küçükken bir vazelin kutusunu alıp dibine kadar yediğini, sokaktan sahiplendiğimiz Berduş’un da bizim olmadığımız bir gün mutfakta zeytinyağı şişesini devirip içtiğini ve içinde yuvarlandığını hatırlıyorum, o kadar. Gandalf’sa şımarık köpek. Ya da tersi. Coffee söz dinleyen köpek, Gandalf şımarık insan. Gandalf geçen sene aynı dönemde, benzer toplaşmalarda hiç acımadı, her seferinde kaşla göz arasında ordan burdan birşey kaptı, ama iki buçuk ay bizimle kalmanın sonunda şımarıklıktan pek eser kalmadı, Coffee’den söz dinler, kural ister hale geldi. Bu sene onbeş gün beraberiz. Uzun gibi, ama kısa. Geçen sene eğitseldik, bu sene misafir ağırlıyoruz, benim için aradaki fark bu. Dolayısıyla oğlanı küstürmeden, ama kendi düzenimizden de ödün vermeden Yılbaşı’nı nasıl edeceğiz göreceğiz. Neyse ki daha vakit var, yarın ola hayrola.

Gördüğünüz üzere ikinci sezon her gün yeni bir macerayla devam ediyor, meşguliyetler artıyor. Meşguliyetlerin arka planında astrolojide bazı değişiklikler, vurgular oluyor. Mars’ın Kova’ya geçmesi, Cuma günü Yengeç’te Dolunay olması gibi. Bunların bize faydası ne derseniz yarın öbür güne yazacak konu kalsın, arkası yarın..

Ayşe Ve Fatma Teyze

Duygusal bir yazı numero 2

Gandalf bize geleli tam 2,5 ay olmuş. 4 Kasım’da alıp ormana, Istrancalara gitmişiz. Anasını da o haftasonunun ertesi gurbet ellere yolcu etmişiz uzaktan, sessizce.

Yarın ayın 19’u, 2012’nin Ocak ayı. Gandalf’ın sahibesi hanım dönüş yoluna geçiyor, oğluna kavuşmaya geliyor. Bize de sessiz bir hüzün çöküyor olur olmaz, 2 ay 15 gün sonra.

Bu süre zarfı içinde kendisiyle karı koca çeşitli itiş kakış durumlarımız oldu. Hem döverim hem severim hesabı. E ne de olsa bizim evdeki oğlan Coffee sahiplendiğimizden beri elimizde yoğrula yoğrula, istediğimiz ayarda bir hamur mahiyetinde kıvamını almışken, başka bir ekol, cins, karakter, boy, pos, endam gelmesiyle evdeki hesaplar ister istemez değişti.

Öncelikle kendini misafir olarak gören Gandalf beye evin kurallarını öğretelim dedik.

1. Bizim evde köpekler koltuğa çıkamaz. (Sanıyoruz)

Aa bir bakıyorum Gandalf içeriki odada kanepede sere serpe.

2. Bizim evde köpekler kendi yataklarında uyurlar. (Sözde)

-Allah allah, yahu Bey, Gandalf’ı gördün mü? Yer yarıldı içine girdi.

Evet yer yarılmış, yatağın içine girmiş. Öyle bir girmiş ki, yatak çarşafı kahve, bizimki senden kahve, bütünleşmiş görünmez olmuş Harry Potter misali.

3. Bu evde köpekler masadan, sehpadan yemek almaz, yemeklere sulanmaz, hele ağızları hiç sulanmaz.

Peehh, hangi birini saysam? 3 yaşındaki Lara’nın elinden kapılan dondurma kornetini mi, sehpadan kapılan ekmek sepetini mi, mutfak tezgahından götürülen 2 adet tuğla büyüklüğündeki hamsikoliyi mi? Yok canım, abartıyorum. En fazla biz yerken burnunu gözümüze sokup dibimize girmiş, koklamış, salyaları salmış, salınan salyalardan oluşan küçük vıcık köprücükler hemen altında duran kıskanç Coffee’nin kafasına yapışmıştır, o kadar!

4. Bizim evde köpekler mutfağa girmez, en fazla kapı girişinde oturur veya yatar, bekler.

Cevap için bakınız bir önceki madde, hamsikoli vakası.

Neyse, bütün kurallarımızı sayıp dökmeyecağim, ama başlangıç olarak bir hadi yallah deyip besmeleleri çektik.

İlk haftalarda böyle in aşağı, çık dışarı, yat bakalım, kalk ordan komutlarıyla inledik biraz biraz. Bir yandan evdeki rutinlerin bir köpek için ne kadar, ne kadar faydalı olduğunu, bu rutini bekler hale geldiğini ve kuralların hayatını kolaylaştırdığını anladığını ve doğal olarak itaat ettiğini gördük.

Gandalf aynen Coffee gibi artık gün be gün gözümüzün içine bakarak (hatta çoğu zaman lapacı Coffee’yi de sollayarak) ‘hadi çıkmıyor muyuz?’ ‘artık yatmıyor muyuz?’ ‘hadi kalkmıyor muyuz?’ dedi, kapıda Coffee’den önce hazırol pozisyonunda oturup kayışının takılmasını bekler hale geldi. Her sabah ve akşam dışarı çıkmalar, akşam aynı saatte Coffee’yle sırayla yenen yemekler -hiç aynı anda yemek vermedik, hep sırayla birbirlerini beklemeyi öğretmek üzerine gittik-, orman ve sahilde uzun yürüyüşler, bütün bunlar gündelik hayatın bir parçası haline geldi. Böylece Gandalf da rahatladı, şımarık misafir pozisyonundan çıktı, eve uyum sağladı, yerleşti, yerini benimsedi.

Geçtiğimiz haftalarda bize geldikten sonra ilk defa kayınvalidemin evine gittik. Bakalım nasıl tepki verecek dedik. Tabi bir heyecan silsilesi koptu. Coffee’yle birlikte içeri dışarı, yukarı aşağı koşuşturmalar, arada ‘mutfağa girebiliyorduk bu evde ya, di mi?’ denemeleri, sehpadan peçete kapıp parçalama, ilgi çekme durumları vs. Bir müddet sonra duruldu. Normalde dışarıyı seyrettiği koltuğun tepesine çıkmak yerine, yine o koltuğun önünde ama yerde, dışarıyı seyretmeye başladı. Yanında Coffee’siyle.

Belli bir saati geçtikten sonra (genelde bu hep Coffee’ye olur) baktık ikisinde de bir gözümüzün içine ve kapıya bakma durumları. Hadi eve gidelim çağrısı sessiz sessiz derinden veriliyor. Döndük eve. Ohh, dünya varmış di mi kuru popolular? Herkes kendi şiltesine, yatağına serildi, bir horultular, bir sesli rüyalar görülüyor ki..sanırsınız bütün gün ormanda dört nala koşturduk itleri, pelteleri çıktı.

Bunlar işin dış dünya boyutu. Bir de iç dünyamızın girmekten kaçındığımız kıvrımları var. Bir gün nasıl olsa dönecek fikriyle kendisiyle hep ilgilendik, sevdik, ama belli bir mesafede durduk. İster istemez gelişen bir savunma mekanizması. Coffee’yle birlikte o kadar uyumlu, canlı, dostlar ki enerjimizi ikiye katlayıp yükselttiler. Ve bu Gandalf’ın gelişiyle oldu. Beklenmedik bir şekilde yakalandık, zamanında farkedip duygulara hemen müdahale ettik, yakaladığımız yere bir düğüm attık, bağladık.

Dünden beri bende de benim Bey’de de bir Gandalflama durumu baş gösterdi. Bakıp bakıp ‘özleyeceğiz seni be dümbük’ der bulduk kendimizi. O da bizi o kadar iyi anladı ki, koca ıslak burnunu ve salyalı ağzını bizden esirmeyen bu küçük at, 2 gündür küçük küçük el yalamalarında, çenemize yumuşak burun atmalarında, pati atıp sevgi göstermelerde. Şımarık sevgi istemelerden olgun ağırbaşlı sevgi verme safhasına geçmişiz meğer. Bendeki Coffee’yi sıkıştırma taktikleri kendisine sıçramış durumda, oğlancağız da hafiften dumura yatmada. Bu kadına ne oldu böyle şaşkınlığıyla birlikte verilen sevgiyi hiiiiç ikiletmeden karşılıkta kusur etmemekte.

İşte böyle.

İç dünyamızın kıvrımlarına hala çok girmiş değilim. Bilinçdışım bunu biliyor, bilincim onu bana çağırmakta direniyor, bünyeyi savunuyor.

Bunu bilir bunu derim.

Gerisi başka bir yayına..

%d blogcu bunu beğendi: