Hiçbir Şey Hakkında

‘Hiçbir şey hakkında yazmak o kadar da kolay değildir.’

diyor Patti Smith M Treni’nde. Halbuki bunu çok iyi yapıyor. Murakami’nin, Bolano’nun, Akutagawa’nın, Plath’in, Frida ve Rivera’nın peşinde, The Killing’den dedektif Linden ve ‘mamaçita’ Holder’ın analizinde, her gün bir ayin gibi gittiği Cafe Ino’daki mabedi köşesinde, önünde defteri, listeleri, elinde kahvesiyle. “Hiçbir Şey Hakkında” okumaya devam et

Eylül Bir

Güle güle yaz fotoğrafları dönüyor sosyal medyada. Aslında yaz daha tam bitmedi, ama mevsim değişiyor ekinoksa dek. O zaman resmen sonbahar. Şimdiyse hasat.

Bu yaz iyi tatil yaptım. Haziran ve Temmuz aylarının rüzgarlı havası, serin denizi sonrası Ağustos güneşi, çıkmamacasına kendimi kollarına bırakabildiğim deniziyle pillerimi doldurdum. Yokluğumda tüylü oğlumuz Coffee denizci oldu. Yani, olduğu kadar. Ama emeğini, uyumunu takdir etmeli. Kocaman kemik madalyaları haketti. Kendisi hayatında ilk defa yelkenliyle seyahate çıktı. Bu, Bey’le ortak hayallerimizden biriydi. Coffee’yle denizlere yelken açmak. “Eylül Bir” okumaya devam et

Beyaz Okyanus: Erzurum’dan Kars’a

İçimde beyaz bir okyanus açıldı. Benim okyanus dediğime ova, göl, yayla deniyor, ama gözün alabildiğine bembeyazlığın tanımını böylesi devasa bir aşkınlık dışında yapamıyorum. Sözcüklerim yetmiyor, sınırlarım yetişmiyor. Kavramsal olarak bildiğim en büyük coğrafi alanları okyanuslar ve çöller oluşturuyorsa ben okyanusu seçiyorum. Hem de Balık dönemi başlamışken.
“Beyaz Okyanus: Erzurum’dan Kars’a” okumaya devam et

Yok Değil Var

31 Aralık’ı şimdiye dek hiç yıl sonu gibi hissettim mi? Gözlerim yukarı devrik, bir dolu soru işareti. 29 Aralık Perşembe günü Oğlak’ta oluşan Yeniay gerçekçi, başarı ve hedef odaklı başlangıç temasını gündeme getirince, içinde retrolu bir Merkür de olunca geriye dönük somut başarıları listelemek geliyor içimden. İç dünyaya senelik bilanço muamelesi. Daha yumuşak bir dokunuşu tercih ederdim, ama bu katı kuru soğuk dünyada içten ne fışkırıyorsa dıştaki gerçek de bu. Hem tüm deneyimlenen kaosa rağmen tutunmuş, devam etmiş, hayatına yeni bir şeyler katmış, hatta ve hatta üretmiş olmanın hatırlanması sağlam bir omurga inşaatı değil mi?

Bilanço mu? İnşaat mı? Omurga mı? Seçtiğim sözcükler neden böyle kurumsal dünya tadında kasık ve uzak? Oğlak dönemi dedin mi dış dünyadaki başarı, başarmak dedin mi yapılacaklar, görevler, sorumluluklar, Oğlak’ın yöneticisi Satürn. Zaman. Sağduyu.
“Yok Değil Var” okumaya devam et

Köle

Dış dünya etkenlerinin köleleriyiz. İstisnasız hepimiz. Arka sokakların birinde bir kafede otururken, güneşli bir gün sayesinde geniş bayırların hemen önümüzde uzandığını görebiliriz. Ya da kırların üstüne düşen bir gölge kendi içimizde ufalmamıza sebep olabilir – ki bu da kendimizden ibaret kapısız evimizde huzursuzca barınacak yer aramamızdandır.

Fernando Pessoa, Huzursuzluğun Kitabı*

Halbuki Jungcu analist Marion Woodman’a göre hep o sonsuzluk, sınırsızlık için yakarır, yana yakıla onu ararız. Ve bu arayışta sınırlar içinde çalışır, kendi sınırlılığımızla mücadele etmek durumunda kalırız.
“Köle” okumaya devam et