Günlerden Sıkışık

İçin sıkışık olunca başkasını yazmak zor. Gerçeğin neyse çıkan da o.

Bu sabah yine geçen haftaki gibi. Kendim için erken, herkes için normal, hatta belki geç bir saatte kalktım. Bir nevi Groundhog Day. Dün gece TRT 2’de oynuyordu, bense iki buçuk saatlik gece dersim için odamda bir üniteyi daha dinlemeye çalışıyordum. Her gün bir diğerinin aynı gibi, his bu.

Hah, kapı çaldı, kapıcımız geldi. Bu sefer açmıyorum, sipariş edecek bir şeyim yok. Oturduğum yerde sessizce çalan kapının ardındakinin gitmesini bekliyorum. Bu dönem de böyle geçip gitsin diye. Altta bir yerde ne zamana varacağı belli olmayan hep o beklenti. Biriktirdiğim ütüsüzler, içimin ütüsüzleri olarak duruyorlar bir ara el atıp düzelteyim diye. Ama el atacak hal yok. İçimiz bugün düz, yarın kırışık. “Günlerden Sıkışık” okumaya devam et

Ümitvâr

Aslında geri dönüp seneye bakmak için erken. Ya da değil mi? Bende bu son ay, son hafta, son günler hep bir geride ve geç kalmış hissi yaratıyor. Ay dur, daha karpuz kesecektik!

Gerçi…

Düşünüyorum da geçen sene sonunda 2018’in bitip gitmesinden mutluydum. Acaba şimdi daha iyi geçmiş bir senenin kapanışında ‘ya yine sevimsize bağlarsa’ endişelerine mi gark oluyorum? Halbuki 2020 geçişinin ardından 2021 umut vaat ediyor. Ama arada koskoca bir 2020. “Ümitvâr” okumaya devam et

Hiçbir Şey Hakkında

‘Hiçbir şey hakkında yazmak o kadar da kolay değildir.’

diyor Patti Smith M Treni’nde. Halbuki bunu çok iyi yapıyor. Murakami’nin, Bolano’nun, Akutagawa’nın, Plath’in, Frida ve Rivera’nın peşinde, The Killing’den dedektif Linden ve ‘mamaçita’ Holder’ın analizinde, her gün bir ayin gibi gittiği Cafe Ino’daki mabedi köşesinde, önünde defteri, listeleri, elinde kahvesiyle. “Hiçbir Şey Hakkında” okumaya devam et

Eylül Bir

Güle güle yaz fotoğrafları dönüyor sosyal medyada. Aslında yaz daha tam bitmedi, ama mevsim değişiyor ekinoksa dek. O zaman resmen sonbahar. Şimdiyse hasat.

Bu yaz iyi tatil yaptım. Haziran ve Temmuz aylarının rüzgarlı havası, serin denizi sonrası Ağustos güneşi, çıkmamacasına kendimi kollarına bırakabildiğim deniziyle pillerimi doldurdum. Yokluğumda tüylü oğlumuz Coffee denizci oldu. Yani, olduğu kadar. Ama emeğini, uyumunu takdir etmeli. Kocaman kemik madalyaları haketti. Kendisi hayatında ilk defa yelkenliyle seyahate çıktı. Bu, Bey’le ortak hayallerimizden biriydi. Coffee’yle denizlere yelken açmak. “Eylül Bir” okumaya devam et

Beyaz Okyanus: Erzurum’dan Kars’a

İçimde beyaz bir okyanus açıldı. Benim okyanus dediğime ova, göl, yayla deniyor, ama gözün alabildiğine bembeyazlığın tanımını böylesi devasa bir aşkınlık dışında yapamıyorum. Sözcüklerim yetmiyor, sınırlarım yetişmiyor. Kavramsal olarak bildiğim en büyük coğrafi alanları okyanuslar ve çöller oluşturuyorsa ben okyanusu seçiyorum. Hem de Balık dönemi başlamışken.
“Beyaz Okyanus: Erzurum’dan Kars’a” okumaya devam et