An Meselesi

Odanın kapısını açıp dışarı çıktım. Adımlarımı saydım.

Bir, iki, üç, dört, beş, altı, yedi, sekiz, dokuz, on, on bir, on iki, on üç, on dört, on beş, on altı, on yedi, on sekiz, on dokuz, yirmi, yirmi bir, yirmi iki…

Deniz kıyısındayım.

“An Meselesi” okumaya devam et

Isıtma

Yazdıkça yazıyorsun, yazmadıkça soğuyorsun.

Başka şeyler yazdım, yazıyorum. Halbuki burası esas merkez, kaynak. Kaynaktan kopunca dönüş yolunu unutuyorsun. Nereden giriyorduk? Nasıl başlıyorduk? Ne diyorduk?

Arkada Spotify dönüyor. Fink en İngiliz, nemli, yağmurlu haliyle söylüyor. Dışarının grisi, ıslağı, serinine baka baka inletip dinletiyor. Hemen şuracığa koyuyorum.

let me know when we get there / if we get there

“Isıtma” okumaya devam et

Seni Sevmek

Gözleri aşka gülen

Taze söğüt dalısın

Gel bana her gece sen

Gönlüme dolmalısın

Tatlı gülüş

Pek yaraşır

Gözleri ömre bedel

Ah ne güzel ne güzel

Seni sevmek

Ah ne güzel ne güzel

Ne yazmam gerektiğini biliyorum, bir türlü elim gitmiyor. Ve olanlar ortada beton bir blok gibi duruyor. Belki başımıza geleni yazarken tekrar yaşamaktan korkuyorumdur. Belki canlandırması gerçeğinden daha fenadır. Belki hala o ‘olay bedeni’nin içindeyimdir. Belki anlatmak yaşadığımızı hafifletmektir. “Seni Sevmek” okumaya devam et

Tebrikler

Diliyorum ki oturduğum anda parmaklarımdan klavyeye pıtır pıtır dökülsün kelimeler. Arsız bir sabırsızlık, hız, düşündüğüm an olsun hali. Bazen oluyor, şu an olmuyor. İçten içe biliyorum ki o boş ekrana bakaaa bakaaa bakaaa bir müddet dursam, içimden yükselenlere izin versem (yükselmelerini ‘bekleyebilsem’), geldiklerinde dinlesem, dinlediklerimi duysam; olur. “Tebrikler” okumaya devam et

%d blogcu bunu beğendi: