Ses

Bugünkü pilates hocasının sesi çok yatıştırıcıydı. Bu yatıştırıcılığı stüdyonun boşluğunda, hafifçe çınlayan aletlerin akorları arasında ayırt ettim. Yumuşak, pürüzsüz, sakin, ılımlıydı. Yapmamı söylediklerini sesinden duydukça aslında ne kadar gergin olduğumu, kaşlarımı çattığımı, kendimi sıkıştırdığımı farkettim.

Sesin böyle bir gücü var.

İletken.

Sonra karşıma günün Sabian sembolü olarak şu çıktı: “Ses” okumaya devam et

Yağmur

‘Seni sevmediğimden değil. Mızmızlığa tahammülüm yok, çünkü şu an ben de mızmızım’ dedim Coffee’ye.

Yağmurlu hava altında yaptığımız kısa akşam yürüyüşümüzden yeni dönmüş, ıslanmıştık. Ekim’i atlayıp doğrudan Kasım’a ışınlandığımız bu sevimsiz havanın ruhuna uygun, eve döner dönmez mavi yumuşak battaniyemin altına girivermiş, az önce kaynattığım suya bitki çayımı sallandırmıştım. Coffee’yse yürüyüşten dönmenin mutluluğu, benim onu çıkarmış olmamın şükran ve teşekkürüyle nemli başı, ıslak patileriyle yanıma çıkmak istiyor, kanepenin yanında vızvız vızırdanıyordu. “Yağmur” okumaya devam et

Nezaketle

Bugün yumuşak bir yerden yazmak istiyorum.

Seneyi yumuşak ve nazik kapatma ihtiyacı; hırpalayıp sarsan olayları şefkatle sarıp sarmalama niyeti; Balık’taki Chiron-Mars kavuşumuyla geçmişin yaralarını sevgi ve teslimiyetle şifalandırma isteği; Terazi’deki Ay’ın gökyüzündeki eksik elementi -hava- tamamlaması; nazik, hoşgörülü, dengeli bir ilişkinin bugün duygusal olarak iyi ve güvende hissettirmesi… Çok sebebim var sarılmak, sevmek, gülümsemek, teşekkür etmek, dokunmak, tutmak, bırakmak ve daha ne çok için… “Nezaketle” okumaya devam et