Çözül

Dönmeden bir daha yazamadım tabii. Arkadaşlarımızın gelmesiyle hayat hızlandı. On günde girmediğim tempoya üç günde girip bir de hazır onlar yanımdayken dönüşte yardım alırım diye Coffee’yle kavimler göçümüzü iki gün erken sonlandırmaya karar verince günler kısaldı. Rahat rahat, uzun uzun, yaya yaya geçirdiğim on iki günün üstüne son üç gün hızlandırılmış yoğun bir program gibi altın vuruş tadındaydı. Hem çok tatlı hem nakavt edici.

“Çözül” okumaya devam et

Bayram Kapısı

Run for your life!*

Böyle bağırırarak uyandım. Galiba Amerika’daydım, uyardığım kadın zenciydi, camların ardında bir ofisteydi, birbirine bitişik iki camın arasındaki incecik aralığa dudaklarımı yapıştırıp böyle seslendim ona.

Run for your life.

Ona değil de kendime diyordum sanki. Karışık odalardan, kalabalık insanlardan, nereden kimin çıktığı belli olmayan perdelerden, üste çıkarken yerin dibine inen merdivenlerden geçiyordum.

İşte bayram kapısı böyle kapandı, şehir kapısı açıldı.

“Bayram Kapısı” okumaya devam et

Ben Geldim

Evim de evim, rutinim de rutinim diye tutturup döndüm işte şehre.

Selam kürkçü dükkanı. Kim kimi daha çok özledi?

Sanki hayatı yeniden düzene koymam gerekiyormuş, bir şeyler elimden uçup gidiyormuş gibi bir his kaplıyor içimi. Daha çok eskisini yerli yerinde bulamamaktan kaynaklı bir huzursuzluk. Bazı şeyler artık yerli yerinde değil. Halbuki ev aynı ev, koltuk aynı koltuk, masa aynı masa. Bey, Coffee, ben..görüntüde aynıyız. İçeride nasıl bilinmez. Dış dünyada o kadar büyük bir kaos, yıkım, gümbür gümbür değişim rüzgarı var ki alışkanlıkların belirgin koruyuculuğuyla bilindiklerin sıkıp boğması iki ayrı uca çekiyor. Sığındım şeyle sıkışıyorum. Ev, rutin, düzen.

“Ben Geldim” okumaya devam et

Kürkçü

Gittik geldik, kürkçü dükkanındayız. Geçen hafta cıbıl cıbıl yazlık dolaşır, denize girerken kış mevsimine geri döndük. Retronun bize anlatmaya çalıştığı bu mu? Öyle hemen yaza, coşkuya, maskeleri fırlatıp atmaya falan kalkışmayın, hop, durun orada.

Durduk.

Çorap, yağmurluk, pantolon, kapalı ayakkabı, yorgan, battaniye, maske, maske, maske.

“Kürkçü” okumaya devam et

Dönmek

Rüyamda havaalanında, check-in deskindeyim. Desk arkasındaki kadın görevliler maskeli. Lacivert üniformaları içinde işlemlerimi yapıyorlar. Ben de siyah çantamda lacivert maskemi bulmaya debeleniyorum. Karanlık renkli bir kumaş içinde başka bir karanlık kumaş aramak. Zor! Hem oraya kadar nasıl maskesiz girmişim? Bir utanç bir sıkıntı bir çarpıntı. Görevliler bana (Türk) havayollarıyla ilgili (pandemi kapsamındaki) deneyimimi soruyorlar. Gayet iyi diyorum, her şey olması gerektiği gibi. Daha ötesi olamaz. Ama tabii Amerika’ya gitmeye bayılmıyorum. Hele bu zamanda! İş mecbur etmese şuradan şuraya kıpırdamam.

Şehre döner dönmez insanın rüyaları da şırak diye değişiyor mu? Nerede kaldı o güzelim mavi deniz, pırıltılı yıldızlı gökler, baygın yaz kokuları, tatlı meltem esintileri? Anında üniforma, havaalanı, çanta. Hayatımda üç kez Amerika’ya gittim, üçü de iş içindi. Amerika kodlamam iş. “Dönmek” okumaya devam et

%d blogcu bunu beğendi: