İçimden

Sanırım en hızlı yazı yazdıran ateşin yakıtı öfke. Bir duruma, olaya, kişiye karşı hissedilen alevlenme insanın içinden fışkırdı mı çata çota klavyeyi dövdürürken sözcükleri de bir güzel eğip büküveriyor. Astrolojide ikisine de Mars deniyor. Öfke ve yaratıcılık. Yoo yoo, öfkeli değilim, ama o öfke hissinin bir yılan gibi içimde kıvrıldığına şahit olduğum bir şeyin içinden geçip gittim. Veee… ta taam! İşte geldim burdayım, ben bu işte ustayım. Bildiniz, replikçilerden eski reklamcıyım. “İçimden” okumaya devam et

Türkiye Hikayelerini Anlatıyor

Küçük bir kız çocuğu. Avaz avaz ağlıyor. Elinde naylon poşet, içinde kağıt mendiller. Sokak satıcısı. Yaşı kimbilir kaç. İlkokul öncesi. Yoldan geçen iki kadının bacaklarına saldırıyor, sarılıyor korkuyla çünkü polisler gelmiş, emniyete götürecekler. Nerede çocuğun ana babası diye soruyor polisler. Ortalıkta kimsecikler yok.

Polisten, üniformadan, resmi görevlilerden ödü kopan, köşe bucak kaçıp kuytuluklara sığınan bu çocuğa etraftan bir adam el uzatıyor, üzülmesin, korkmasın diye onunla konuşuyor, yüzünü okşamaya çalışıyor. Çalışıyor, ama görüntü o kadar sakil ki. Koca bir adam eli, minik bir yanak üstünde yukarı aşağı titrek titrek dokunup kalkıyor. Parmaklar açık, el ve kol cansız, adeta protez. Eğilip bükülmeden, uzak atış seviyor kız çocuğunu. Kızcağızın iç parçalayıcı korkusu ve ağlaması bir yana, yardım elini ‘şefkatle’ uzatan adamın elindeki donukluk, katılık, nasıl seveceğini bilmezlik görüntüsü aklıma düşüyor. Yazdan başka bir ana ışınlanıyorum.
“Türkiye Hikayelerini Anlatıyor” okumaya devam et

Nasıl Bir Çocuk

Hani bir zamandır değerler, saygı, bel altı konuşmalardan dem vuruyorum ya, tam da bunun üstüne düşünmeme sebep olacak bir ortak yaşam alanı hadisesinin ortasındayım.

Yaz geldi mi oturduğumuz konut bölgesinde çoluk çocuk ortalığa fırlıyorlar. Hava güzel, okullar tatil, bahçe koşup oynanmayı bekliyor. Bizim sitede de anaokul ve ilkokul yaşlarındaki çocuklarda artış var. Kışın sesleri solukları çıkmayan, varlıkları hissedilmeyen bu keratalar yazın çığlık çığlığa tatilin tadını sonuna kadar çıkarıyorlar.

Çocuk çığlıklarını seviyorum. Diyaloglarına özellikle kulak kesiliyorum. Öyle beklenmedik laflar, ifadeler, espriler fırlıyor ki aradan durup not alıyorum olur da anlatır yazarım diye. Arada ayar kaçmaları oldu mu -sataşma olsun, argolu küfürlü konuşma olsun, bağırış çağırış itişme olsun- o zaman çocukları bırakıp ebeveynleri, sorumluları nerede, nasıl davranıyorlar, nasıl tepki veriyorlar, veriyorlar mı diye bakıyorum. Çocuk dediğin büyürken karakterini yavaş yavaş oluşturuyor, ama hem kendiyle hem çevresiyle ilişkisini, sınırlarını ve sınırsızlığını ailesinden gördüğüyle tanımlıyor. “Nasıl Bir Çocuk” okumaya devam et

%d blogcu bunu beğendi: