Tek Başına

Tek başına dans eder misin diye sordu.

Düşündüm.

Sorunun cevabını değil de en son ne zaman doyasıya dansettiğimi.

Müziğin sesini açıp arabayla yol yaptığım manzaralar daha çok üşüştü aklıma. Birtakım savunmalar geliştirdim. Dansetmenin daha genç zamanlara, hayatlara, bitip tükenmeyen enerjik dönemlere has bir vazgeçilmez olduğundan tut da dansedecek yer mekan kafa mı kaldılara varana dek dansın vazgeçilmezlikten çıktığını ispat etme mücadalesine giriştim.

Tekrar sordu, tek başına dans eder misin?

“Tek Başına” okumaya devam et

Çok başıma

Sabah erken randevusuyla buluşmaya geldim. Sessiz, özlediğim, evde gün başlamadan, sokakta araba geçmeden, üst katın tek tük terlik sesleriyle, güneşin parmaklarını geçirdiği zakkumların gölgesinde, tekbaşıma ve çokbaşıma olmaya bir randevu.

Ama çok mümkün değil. İşte bu haftanın misafir köpeği Pingu klavyemin tuşlarını duyup geldi bile. Patpatpatpat kaşınıyor koca kuyruğunu yere vura vura. Neyse ki gelip o ıslak burnunu kucağıma koymadı. Her misafir köpeğin ıslak burnu, sıcak nefesi yüzümün iki parmak ötesinde. He-he-he-he beş kardeş suratıma hızlı hızlı nefes nefese vurur gibi he-he-he-he. Lord oğlumdan böyle görmedik ki bilelim. Yatakta sağdan sola döndüğümde birden yabancı bir karşılama. Günaydın gözleriyle burun burunayım. Küçük bir dile karşı büyük sevgi isteği. Arz talep meselesi.

“Çok başıma” okumaya devam et
%d blogcu bunu beğendi: