Kala

6

Sokaklarda portakal ağaçları. Dalları capcanlı, dopdolu, tupturuncu. Balkonlarda yemyeşil, koskoca, sımsıkı bitkiler, çiçekler. Karakterli, güzel, eski apartmanlar. Yüksek, büyük camlı tek ve çift kanatlı giriş kapıları. Pembe, beyaz baharlar. Salkımlar mor, kokuları daha yaz baygınlığına geçmemiş, taze, diri, iç çektirici. Çek çek bırak, hımh-haa.

“Kala” okumaya devam et

Ben Geldim

Evim de evim, rutinim de rutinim diye tutturup döndüm işte şehre.

Selam kürkçü dükkanı. Kim kimi daha çok özledi?

Sanki hayatı yeniden düzene koymam gerekiyormuş, bir şeyler elimden uçup gidiyormuş gibi bir his kaplıyor içimi. Daha çok eskisini yerli yerinde bulamamaktan kaynaklı bir huzursuzluk. Bazı şeyler artık yerli yerinde değil. Halbuki ev aynı ev, koltuk aynı koltuk, masa aynı masa. Bey, Coffee, ben..görüntüde aynıyız. İçeride nasıl bilinmez. Dış dünyada o kadar büyük bir kaos, yıkım, gümbür gümbür değişim rüzgarı var ki alışkanlıkların belirgin koruyuculuğuyla bilindiklerin sıkıp boğması iki ayrı uca çekiyor. Sığındım şeyle sıkışıyorum. Ev, rutin, düzen.

“Ben Geldim” okumaya devam et

Lüks

Odamın tülleri kapalı. İçerisi loş. Kimseye farkettirmeden yazıyorum, saklı gölgelerde, gizli gizli. Uzun bir espresso çekiyorum. Raftan da tabaklı bir fincan. Kahve kokusu sabahın serininde sürünerek çadırdan dışarı çıktığımız orman sabahlarını anımsatıyor. Kahvaltı öncesi ateş üstü pişirdiğimiz kısalar. Çiğ düşmüş yeşiller. Ilık ılık yalayan sabah güneşi.

Hep böyle özlem kıvamında mı sürecek artık hayat?

Coffee güneşli bahçede kaldı, ben bulutlu şehre döndüm. Hava açık olsa da düz ayak basılan toprak zeminden katlı beton apartmana terfi etmek kapanma hissi. Olsun. Bir yaratıcı yazarlık dersine, bir de astroloji paneline katıldım kendimi ekranlara gömüp daha da kapatarak. Olacaksa tam olsun.

“Lüks” okumaya devam et

Sadık Yarim

Kulaklıklarımı taktım, müziğin sesini açtım. Kendimi yeni çıkanların ritmine kaptırıp ilham alma hayalleri kurdum. Kısmen. Esas sebep yan tarafta babamın bangır bangır dinlediği televizyonun sesini bastırmak. Zor.

Hem duymuyor hem tek kanalda durmuyor. Senelerdir böyle. Bir kanaldan diğerine geçerken patlayan reklam cingıllarından tut tartışma programlarında, futbol maçlarında cascas cavlayan adamların sesleriyle kulaklarımın içindeki baslar yarışıyor.

dost diye nicesine sarıldım, benim sadık yarim kara topraktır, beyhude dolandım ey yar boşa yoruldum

“Sadık Yarim” okumaya devam et

Zor

Bir tütsü yakıyorum. Dumanı yavaşça yükselirken kokusu odayı dolduruyor. Zihin dalgalarım onunla çarşaf gibi serilsin diye gözlerimi kapıyorum. Başımın arkasında kırış buruş bir şeyler açılıp genliyor. Dudaklarım da. Sanki gülümsüyorum.

Değişen küçük şeyleri farkediyorum. Küçük, ama değişen. Daha az alıyorum, daha az harcıyorum, daha çok düşünüyorum, daha dikkat ediyorum. Daha az mı hissediyorum? Ya da az yaşıyorum? Azalıp gidenlerden bazılarını özlüyorum. Mesela Eylül inzivalarını. Olmuyor evde ekran karşısında, yetmiyor. Birlikte titreşmeyi özlüyor bu beden, bu kalp, bu zihin. Eş zamanlı ses vermek, ses almak, dokunmak, dokunulmak istiyor. Gözlerinin içine bakmak. Hiç bakıp konuşmadan aynı alanda durmak. Sessizliği paylaşmak. Esen rüzgarı, öten kuşu, çınlayan çanı, nefesi, gözyaşını, kahkahayı.

“Zor” okumaya devam et
%d blogcu bunu beğendi: