Bayram

Bangır bangır düğün çalıyor yakınlardaki köylerin birinde. Düğün çalmak diye bir şey yok, tamam, ama anladınız ne demek istediğimi. İki bayram arası düğün olmaz derler, ama bizzat bayramı bağlayan bir durum yok. Kökleyin o zaman.

Körolasııı çöpçüleee-hee-eeerr.
“Bayram” okumaya devam et

Derin

“derinden, kulaç kulaç derinden bir ses işitiyordum. Bu ses, bu mavi âlemin nefes alıp verişinin sesidir gibi geldi bana. Bir karıncanın bizim bütünümüzü değil, milyonda bir parçamızı duyması gibi ben de bu kocaman, deniz denilen canlı, muhteşem mahlukun bir parçasının sesinin, sağır, derin gürültüsünün milyarlarla eksilmiş bir parçacığını işitiyordum. Şakaklarım zonkluyor, kulaklarım vınlıyordu. Açıklarda bu durgun, derin, sesi gelmeyen sesten hep ürkmüşümdür. Konuşmak istiyorum. Bu sesi duymamak için içimden haykırmak geçiyordu. Şimdi pek yaklaştığımız Sivriada’ya kadar yüzsem, karaya ayağımı bassam, bağıra bağıra bir türkü söylesem diye içimden geçti.”

İki Kişiye Bir Hikaye, Sait Faik Abasıyanık, Alemdağ’da Var Bir Yılan

Mavi

Orta ikideyim. Dramatik tepkileri olan bir Türkçe hocamız var. Aslında kadını seviyorum, bizimkilere taklidini yapıyorum. O kısa saçlarını savurup dalgalandırışını, heyecanla titreyen mavi boncuk bakışlarını kopyalayıp yüzüme yapıştırıyorum. Sadece onu değil, keskin gözlemime takılan herkesi iyi taklit ediyorum. Hala ederim. Bir gün bana hatırlatın, size sıkı bir Penny Dreadful Vanessa Ives yapayım. Güd iiv-ning mis-ta Çand-laaa.

Bir gün ödev olarak kompozisyon yazmışız, sonuçlarını alacağız. Yazma konusunda herhangi bir iddiam yok. Notlarım desen orta karar. Ve lakin ergen platonik romantik zamanlarım. Mahallede beğendiklerimden müziğini filmini takip ettiğim gençlik ateşlerine için için yanıyorum. Günlük tutuyorum, fantazi kuruyorum, kardeşime ebelenip aile içi utandırılıyorum. İşte böylesi ruh halinde olduğum bir dönemde içimden absürt bir yazı çıkarıyorum. Büyülü bir şeyler oluyor. Acaba aşkı mı yaşıyorum? Yok, daha değil, sanmıyorum. Bir heyecan kağıdı dramatik Türkçe hocamıza teslim ediyorum. Sadece iyi bir not beklentisinde kalıyorum.
“Mavi” okumaya devam et

Türkiye Hikayelerini Anlatıyor

Küçük bir kız çocuğu. Avaz avaz ağlıyor. Elinde naylon poşet, içinde kağıt mendiller. Sokak satıcısı. Yaşı kimbilir kaç. İlkokul öncesi. Yoldan geçen iki kadının bacaklarına saldırıyor, sarılıyor korkuyla çünkü polisler gelmiş, emniyete götürecekler. Nerede çocuğun ana babası diye soruyor polisler. Ortalıkta kimsecikler yok.

Polisten, üniformadan, resmi görevlilerden ödü kopan, köşe bucak kaçıp kuytuluklara sığınan bu çocuğa etraftan bir adam el uzatıyor, üzülmesin, korkmasın diye onunla konuşuyor, yüzünü okşamaya çalışıyor. Çalışıyor, ama görüntü o kadar sakil ki. Koca bir adam eli, minik bir yanak üstünde yukarı aşağı titrek titrek dokunup kalkıyor. Parmaklar açık, el ve kol cansız, adeta protez. Eğilip bükülmeden, uzak atış seviyor kız çocuğunu. Kızcağızın iç parçalayıcı korkusu ve ağlaması bir yana, yardım elini ‘şefkatle’ uzatan adamın elindeki donukluk, katılık, nasıl seveceğini bilmezlik görüntüsü aklıma düşüyor. Yazdan başka bir ana ışınlanıyorum.
“Türkiye Hikayelerini Anlatıyor” okumaya devam et

%d blogcu bunu beğendi: