Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu

Bir romandan alınan tatmin duygusu nelerden ibarettir? Hikayeden mi? Karakterlerden mi? Kurgudan mı? Dilden mi? Bütünlükten mi? Özgünlükten mi? Derinlikten mi? Edebi nitelikten mi?

Kriterler okurdan okura değişebilir. Belki de bir yazar için en büyük ‘challenge‘ budur. Nasıl bir okur için yazdığı. Kendi kafasındaki ‘mükemmel okur’un tanımı belki vardır belki yoktur. Belki de belli bir okur için yazma güdüsüyle değil, sadece kendini gerçekleştirme arzusuyla hareket ediyordur, ister okunsun ister okunmasın. Peki ama, okunmayan bir kitap yerine ulaşmış, okuru olmayan yazar kendini gerçekleştirmiş olur mu?

Çok gözlemli, bol sorgulamalı, rollerden rol beğenmeli, hikayeden hikayeye geçmeli, okur-yazar arasında gidip gelmeli, özgün mü özgün, hem kopuk hem bütün bir roman bitimi sonrası bu soru işaretleriyle donanmış kalmışım.

Italo Calvino’nun Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu’sundan bahsediyorum. “Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu” okumaya devam et

Devam Etme Gücü

Hayatın devamlılığı Gezi’den ibaret oldu. Gezi dışında bir dünya yok sanki. Nereyi açsam, nereye baksam ordan bilgi almak, ordan gelen haberleri, fotoğrafları, videoları, çağrıları paylaşmak istiyorum. Takip ettiğim yerli ve yabancı yayınlar, sosyal medya kanallarında, çevremde paylaşılanlarda da hep bu minvalde içeriklerle karşılaşıyorum (Allahtan) çünkü sanırım ötesine tahammülüm yok.

Diğer yandan inanılmaz bir huzursuzluk içindeyim. Ne düzgün uyku uyuyabiliyorum, ne kitap okumaya, çalışmaya konsantre olabiliyorum. 15 gündür hastayım. Viral enfeksiyonmuş. Direnişin başladığı 31 Mayıs günü hafiften kendini hissettirdi, belki biraz gaz etkisi belki biraz soğuk algınlığı. 1 Haziran’da Taksim’e çıktığımızda Gezi Parkı’nda gördüğüm muhteşem dayanışma ve sivil oluşumla geçermiş gibi yaptı. Sonra pat küt çat her gün beter vurdu hastalık beni. Sürünüyorum 15 gündür. Hiç bu kadar uzun süre iyileşemediğimi hatırlamıyorum. Artık moralden kaynaklı psikolojik etkiden olduğunu düşünüyorum. Her öksürük nöbetinde sanki içimde biriken sözel, duygusal, manyetik, elektrikli cerahati atmaya çalışıyor, öksürdükçe gıcığın daha çok yapıştığını hissediyor, öfkeleniyorum. Söküp atılabilecek gibi değil bu virüs. Bekliyorum evime, hücreme kapanmış bir şekilde. İçim sıkkın, sabırla. İyileşmeyi bekliyorum.

Bir yandan hayat devam etmeli diyorum. Hayat devam etmeli ki moraller yüksek, zihin açık, beden sağlıklı, ruh sağlam olsun. Ben ilk günden teslim bayrağını çekmiş gibi hissediyorum bu hastalıkla. Kendime bozuluyorum. Halbuki bozulup öfkelenmenin faydası yok, zararı var, görüyorum. Mantık, duygu ve bedenin çatıştığı bu üçleme içinde durumu kabullenip iyileşmeyi beklemek, enerji ve güç toplamak, kaldığın yerden devam etmek için kendimi bir günlüğüne bu iletişim radyosyonuna kapatıyorum.

Evet, bugün daha iyiyim. Dışarıda, parkta, hayatta pek değişen birşey yok, ama benim moralim daha iyi, direncim daha yüksek, dayanma ve devam etme isteğim de.

Facebook’ta, Twitter’da, Instagram’da sürekli Gezi Parkı’ndaki ihtiyaç listesi güncellemeleri dolaşıyor. Elleriyle yaptığı börekleri, dolmaları götüren anneler, teyzelerden tutun da internet siparişiyle market alışverişi teslim eden Migros Sanal Market’e kadar temel ihtiyaçları gidermeye yönelik inanılmaz bir dayanışma ve bilgi trafiği var. Bu arada Facebook’ta yan kolonda çıkan reklamların gaz maske promosyonuna dönmüş olması da gözden kaçmıyor. Nerden köşeyi dönüp kıvırsak kar ya! İşte mesaj bulanmasına hemen fırsat.

Bugün parkta bulunan bir arkadaşımın ihtiyaçlarla ilgili paylaştığı durum güncellemesi bence yemek, içmek, ihtiyaçları gidermek kadar önemli bir desteği dile getiriyor.

Diyor ki:

‘Gezi parkında sivil insiyatif diye bir bölüm var, gönüllü olarak orda çalışabiliyorsunuz. Sandviç yapmak, çöpleri toplamak, gelen malları tasnif yapıp depolamak gibi… Herkes birşeyler yolluyor ve teşekkürler, ama neye ihtiyaç olduğunu sorduğumda bana bugün en önemli sözü günlerdir orada bulunan bir direnişçi soyledi. “Burada olmanız en değerlisi…” Gerçekten de sabah kötü olan moral, insanlar geldikçe yükseldi, yüzler güldü.’

Geçenlerde yazdığım 70li nesille 90lı nesil arasındaki fark yazımda anladım ki 90lı nesil kendine düşen görevi yerine getirdi. Öncülük ettiler, insiyatif aldılar, statükoya, ‘dedim oldu’ya karşı çıktılar. 70li ve daha büyük nesil olan bizlere düşense bu öncü hareketi devam ettirmek, sürekli kılmak, yılmadan, istikrarla destek olmak.

10 Mayıs’ta Boğa Burcu’nda Güneş Tutulması vardı. Hocam Meltem hatırlattı. Bu nesil bize durmadan yola devam mesaji verdi. Boğa devamlılık, süreklilik, istikrar, değerlere sahip çıkmayla ilgilidir.

Devam etme gücünü bulmak bizim elimizde. Bedenen, zihnen, ruhen, hep birlikte.

%d blogcu bunu beğendi: