Günlerden Rapor

Başlıyorum.

Ara

Verdim. Çünkü dışarısı birden içeri doluştu. Her şey çok fazla geldi. Online gruplar, görüntülü görüşmeler, her gün yazılar, yayınlar, feeding-seeding-connecting. Üstelik alışık olmadığım bir düzende, sevmediğim ve beni fiziksel olarak hemen hasta edebilen ev işi -temizlik, bulaşık, çamaşır, yemek- eşliğinde. Halbuki ne yapacaktım? İçeride kalıp içerimle dışarımı (bedenimi, psikolojimi, zihnimi) sağlıklı, dengede ve teslimiyette tutacaktım. Birden iflas ettim. Hasta gibi hisler üşüştü boğazıma, vücuduma, başıma. Hastalanmaktan çok hastalanmanın fikri ürküttü. Her şeyi kestim. “Günlerden Rapor” okumaya devam et

Ne İçin

Tabii ki okunmak için yazıyorum. Sorulmamış ya da sorulmuş da buraya yazılmamış sorunun cevabını verdim işte.

Okunmak için yazıyorum.

Okunmasını istemediklerim de olduğunu okunsun istediklerimi yazmaya başladıktan sonra keşfettim. Dışadönüğün içe dönüş yörüngesinin ters işleyişi diyelim. “Ne İçin” okumaya devam et

Tıkaç

Tıkandım, yazamıyorum. Bari bunu yazayım, belki tıkacım açılır.

Alıklar Birliği’nde Ignatius’un bir mide subabı vardı, kapağı açıldığında durup durup gaz salıyordu. Gele gele aklıma bu geldi işte, iyi mi? “Tıkaç” okumaya devam et

Bitti

Ne demişti Yaratıcı Yazarlık kursunda hoca? Her gün yazacaksınız. Ben ne yaptım? Her gün okudum. Okuyunca kendine dönüyorsun, yazınca dışarı açılıyorsun. Okurlukla yazarlığın farkı bu. Biz yine de ikisini birbirinden ayırmayalım, okur-yazarlıkta buluşalım.

Biraz bitirmişliklerimle övüneyim. “Bitti” okumaya devam et

Bellek

Bazı şeyler değişmiyor.

Sınavdan hemen önceki gece ders çalışıyorum. Yumurta kapıya dayanınca. Okul zamanındaki gibi. O zaman tırnaklarımı kemirirdim. Şimdi cilalarını yoluyorum.

Öyleyse bu mizaca dair. Temperament.

Bazı şeyler değişiyor. “Bellek” okumaya devam et