Giden*

Şimdi bir bak bana. Yolda kendi ritmimde, sakin sakin yürüyorum. Ya da belki hızlı hızlı. Nasılsa öyle. Sonra birden adımımı öne atamadığımı farkediyorum. Bir şey geri çekiyor. Duruyorum. Yavaşça bir ayağımı geri atıyorum, sonra diğerini, sonra öbürünü, sonra ötekini. Böyle böyle geri geri yürümeye başlıyorum. Sen de on adım, ben diyeyim onbeş. Hadi gün hesabına vuralım. Her gün bir adım geri gitsem şöyle üç haftadan yirmibir gün geri giderim. Yirmibirinci güne ulaştığımda bir bakıyorum ayağım daha geri gitmiyor. “Giden*” okumaya devam et

Nezaketle

Bugün yumuşak bir yerden yazmak istiyorum.

Seneyi yumuşak ve nazik kapatma ihtiyacı; hırpalayıp sarsan olayları şefkatle sarıp sarmalama niyeti; Balık’taki Chiron-Mars kavuşumuyla geçmişin yaralarını sevgi ve teslimiyetle şifalandırma isteği; Terazi’deki Ay’ın gökyüzündeki eksik elementi -hava- tamamlaması; nazik, hoşgörülü, dengeli bir ilişkinin bugün duygusal olarak iyi ve güvende hissettirmesi… Çok sebebim var sarılmak, sevmek, gülümsemek, teşekkür etmek, dokunmak, tutmak, bırakmak ve daha ne çok için… “Nezaketle” okumaya devam et

Deneyim Konuşuyor

Yumuşak sınır

Yin yogada çok kullanılıyor. Pozun içine girdiğimizde o son sınır değil, onun bir gerisindeki yumuşak sınırda kalmak.

Dün seneyi kapama ve yeni yıla yeni niyetlerle girme ekseninde katıldığım Yin Yoga ve Ses Banyosu atölyesinde şunu farkettim.

O yumuşak sınırda kalabildiğin zaman sınır zaten yumuşuyor, açılıyor. Yumuşakça sınırla, sınırları yumuşat. Böyle bir geçişkenlik. Bu sınırsızlaşmak değil. Aksine ihtiyacın olan bedeninin, çatının, kalıbının içinde akabilmek, oynayabilmek, hareket kabiliyeti kazanmak. Sınırlar bizi koruyor, yeter ki onlara saygı ve sevgiyle dokunabilelim, gerektiğinde orada bekleyebilelim. “Deneyim Konuşuyor” okumaya devam et

Terapi Niyetine #7: Bir

VLADIMIR: Uyuyor muydum ben başkaları acı çekerken? Şu anda uyuyor muyum? Yarın uyanınca veya uyandığımı sandığımda, bugün hakkında neler söyleyeceğim? Dostum Estragon’la burada gece olana kadar Godot’yu beklediğimi mi? Pozzo’nun hamalıyla birlikte geçip bizimle konuştuğunu mu? Muhtemelen. Ama bütün bunların içinde ne kadar doğruluk payı olacak? (Estragon çizmelerini çıkarmayı başaramayıp yeniden uykuya dalmıştır. Vladimir ona bakar.) O hiçbir şeyin farkında olmayacak. Yediği tekmelerden söz edecek, ben de ona havuç vereceğim. (Bir an.) Bir ayağımız mezarda, zor bir doğum doğrusu. Mezarcı çukurun dibinde forsepsi yerleştirir. İhtiyarlığa vakit var daha önümüzde. Hava çığlıklarımızla dolu. (Dinler.) Ama alışkanlıklar duyarsızlaştırıyor insanı. (Estragon’a bakar.) Bana da bir başkası bakarak, uyuyor diyor. Kendisinin de uyuduğunun farkında varmadan uyuyor, hiçbir şey bilmiyor. Uyusun bakalım diyor, benim için. (Bir an.) Böyle devam edemem. (Bir an.) Ne dedim ben?

Godot’yu Beklerken, Samuel Beckett

Yazmak zinde tutuyor. Uyanık kalmak için bir araç. Çünkü düşünmek, sorgulamak, kurgulamak zorundasın. Uyku halini aktarmak için bile uyanmak. “Terapi Niyetine #7: Bir” okumaya devam et

Terapi Niyetine #6: Köprü

Geçen sene bugün lise arkadaşlarımla Londra’daydım. Hyde Park’a kurulmuş Noel panayırını rengarenk ışık, müzik ve dönmedolaplar, göğe yükselip yere inen vinçler, parka akın etmiş çoluk çocuk eş dost arkadaş ve sevgili gruplarıyla beraber tavaf edip seyreylemekteydim. Ruh halim o zaman da sıkışıktı, ama içimde bulunduğum coğrafyadan dışarı çıkabilmenin, gidebilmenin, gördüklerimi deneyimleyebilmenin şükranı vardı. Bir yandan dünyanın o tarafında sanki gezegenimizde hüküm süren deliliğin ve vahşetin hiçbir yansıması yokmuş gibi yaşanan rutin hayatın huzuru, neşesi, ilhamını alıyor, gıpta ediyordum. Öte yandan yaşadığımız yerin gerçekliğini her nereye gidersem gideyim taşıyor olmanın verdiği ağırlık, burukluk ve kırılganlıkla ayarım bozuluyor, içten içe bileyleniyordum. Kavanoz dipli dünya.
“Terapi Niyetine #6: Köprü” okumaya devam et