Kapak

Güçlü müyüm?

Gözlerimi kapar kapamaz sözcükler birbiriyle yarışıyor, gevezeleşiyor, üst üste biniyor, biri ötekini deviriyor, ortalığı bir kaos sarıyor. Yazdığım kadar, okunduğu kadar, bu kadar hızlı, eş zamanlı, hepsi her şey bir söz yumağına dönüp deviniyor. İki elimle bu söz yumağına parmaklarımı daldırıyor, iki yana ayırıp dar, geçirgen, aydınlık bir kanal yaratıyorum.

Boşluk.

Görüyorum.

Bir yol.

Yolunu bulup hemen yukarı yükseliyor.

“Kapak” okumaya devam et

Isıtma

Yazdıkça yazıyorsun, yazmadıkça soğuyorsun.

Başka şeyler yazdım, yazıyorum. Halbuki burası esas merkez, kaynak. Kaynaktan kopunca dönüş yolunu unutuyorsun. Nereden giriyorduk? Nasıl başlıyorduk? Ne diyorduk?

Arkada Spotify dönüyor. Fink en İngiliz, nemli, yağmurlu haliyle söylüyor. Dışarının grisi, ıslağı, serinine baka baka inletip dinletiyor. Hemen şuracığa koyuyorum.

let me know when we get there / if we get there

“Isıtma” okumaya devam et

Seni Sevmek

Gözleri aşka gülen

Taze söğüt dalısın

Gel bana her gece sen

Gönlüme dolmalısın

Tatlı gülüş

Pek yaraşır

Gözleri ömre bedel

Ah ne güzel ne güzel

Seni sevmek

Ah ne güzel ne güzel

Ne yazmam gerektiğini biliyorum, bir türlü elim gitmiyor. Ve olanlar ortada beton bir blok gibi duruyor. Belki başımıza geleni yazarken tekrar yaşamaktan korkuyorumdur. Belki canlandırması gerçeğinden daha fenadır. Belki hala o ‘olay bedeni’nin içindeyimdir. Belki anlatmak yaşadığımızı hafifletmektir. “Seni Sevmek” okumaya devam et

%d blogcu bunu beğendi: