Bitmedi

Kaldığım yerden devam ediyorum.

Psikolojiden yüz (rakamla 100) almış, eğitim modülünü zirve yaparak bitirmiştim. Sen misin?

Rüyamda Murat Gülsoy’dan sıfırı (rakamla 0) çektim. Otur sıfır. Böyle demiyordu tabii, ama saman kağıdının üstündeki içi boş yuvarlak ve üstüne çizilmiş, sıfırın sınırlarını aşan tuhaf artı şeklini (sanki boş bir doğum haritasına evrilmiş içi boş rakamı) tutuyordu yüzüme. En tepeden en dibe. Rüyada da kendime bunu diyordum. Önce kanatlanıp sonra çakılmak. Demek ki böyle bir kutupsallık. Ya zirve ya yeraltı. Öğrenmede ya siyah ya beyaz. Jüpiter Akrep’te. “Bitmedi” okumaya devam et

Türkiye Hikayelerini Anlatıyor

Küçük bir kız çocuğu. Avaz avaz ağlıyor. Elinde naylon poşet, içinde kağıt mendiller. Sokak satıcısı. Yaşı kimbilir kaç. İlkokul öncesi. Yoldan geçen iki kadının bacaklarına saldırıyor, sarılıyor korkuyla çünkü polisler gelmiş, emniyete götürecekler. Nerede çocuğun ana babası diye soruyor polisler. Ortalıkta kimsecikler yok.

Polisten, üniformadan, resmi görevlilerden ödü kopan, köşe bucak kaçıp kuytuluklara sığınan bu çocuğa etraftan bir adam el uzatıyor, üzülmesin, korkmasın diye onunla konuşuyor, yüzünü okşamaya çalışıyor. Çalışıyor, ama görüntü o kadar sakil ki. Koca bir adam eli, minik bir yanak üstünde yukarı aşağı titrek titrek dokunup kalkıyor. Parmaklar açık, el ve kol cansız, adeta protez. Eğilip bükülmeden, uzak atış seviyor kız çocuğunu. Kızcağızın iç parçalayıcı korkusu ve ağlaması bir yana, yardım elini ‘şefkatle’ uzatan adamın elindeki donukluk, katılık, nasıl seveceğini bilmezlik görüntüsü aklıma düşüyor. Yazdan başka bir ana ışınlanıyorum.
“Türkiye Hikayelerini Anlatıyor” okumaya devam et

Büyü Bozanlar Derneği

Doğru zaman, doğru yere inanıyorum. Neden önce değil de şimdi, şimdi değil de sonra?

İki kişinin bir yerde buluşması için nasıl coğrafi bir koordinat ve zaman kesitine ihtiyaç oluyorsa bizim bilincinde olduğumuz planlar ve kontroller dışında, insanların biraraya gelmesi, belli bir konu, sınırlı bir zaman diliminde birleşmesi için ‘büyülü’ bir nokta oluyor.

Zaman + mekan = Nokta.

İster tesadüf deyin, ister kaderin bir oyunu. İçimden yükselen ses bunu kollektif bilinçdışına açık olan idrakların o akışı bilmeden ve lakin bilinçdışında, içsel bilişle yakalaması, bütünsel buluşma zaman ve mekanına doğal olarak dahil olması şeklinde adlandırıyor.

Kendiliğimizin dışında, ama onu da kapsayan bir çağrının algısı. “Büyü Bozanlar Derneği” okumaya devam et

Yaz Kızım

Hoca yazın dedi, yazıyorum.

On haftalık Yaratıcı Yazarlık kursu bitti. Zaman kuş oldu, uçup gitti. Şaşkınlık içindeyim. Daha yeni başlamamış mıydık?

Taahhüt dediğin içine girmeden korkutucu olabiliyor. O on hafta sürecek Cumartesi sabahı birliktelikleri başta gözümde öyle büyümüştü ki..

Tam taşınma arifesiydi. Yirmi günlük domuz gribinden muzdarip yıkılma hali bakiydi. Salondaki sehpanın yarısı benim, diğer yarısı Bey’in sümüklü bezleri, antihistaminikleri, antibiyotikleri, dereceleri, suları, çayları, kağıt havlularıyla kaplıyken, karşısında ikimiz boylu boyunca yatıyor, kucağımıza alıp battaniye üstü aramıza yatırdığımız Coffee’yle bir ısınıp bir terliyorduk. O süreçte sosyal anlamda evden ilk defa kurs sayesinde çıktım. O ilk derse eski evden gittim, haftasına taşındık, gerisine şimdikinden. “Yaz Kızım” okumaya devam et

Büyübozumu

Belki de yazarlık kursuna gitmemeliydim.

Olur mu canım? Bitiyor diye hüzünlenirken neden böyle bir serzeniş?

İçime kapandım.

Çalakalem, geldiği gibi yazarken işin içine kuram girdi, büyü bozuldu.

Büyüyü yaşatmak mümkün mü? “Büyübozumu” okumaya devam et

%d blogcu bunu beğendi: