Değdi

Üstüne uranüs mavisi bir döpiyes giymiş, anneannemin evine gelmiş. Saçlarını kısacık kestirmiş. Biraz siyasi, erkeksi, ama havalı. Kızıl hem saçı, mars sıcağı. Boynunda güneş sarısı ipek fuları. Değişmiş. İçeri giriyor topuklu ayakkabılarıyla. Asansör bozulmuş, meğer ta dördüncü kata o topuklarla tırmanmış. Yüzünde koca bir gülümseme. Mutlu. Niyeyse. Beni görmek istemiş. İyi de niye anneannemin evi? Anneannem aramızdan ayrılalı geçmiş kaç yıl, o apartman yıkılıp yerine yenisi dikileliyse birkaç yıl daha. Deşmese o yaraları. “Değdi” okumaya devam et

İçimden

Sanırım en hızlı yazı yazdıran ateşin yakıtı öfke. Bir duruma, olaya, kişiye karşı hissedilen alevlenme insanın içinden fışkırdı mı çata çota klavyeyi dövdürürken sözcükleri de bir güzel eğip büküveriyor. Astrolojide ikisine de Mars deniyor. Öfke ve yaratıcılık. Yoo yoo, öfkeli değilim, ama o öfke hissinin bir yılan gibi içimde kıvrıldığına şahit olduğum bir şeyin içinden geçip gittim. Veee… ta taam! İşte geldim burdayım, ben bu işte ustayım. Bildiniz, replikçilerden eski reklamcıyım. “İçimden” okumaya devam et

Yaşamak

Kaldığım yerden devam ettim. Boyadım. Çiçek yapraklarını hardal sarısıyla kontürledim, insan figürüne etten candan gül pembesi ten rengi verdim. Ağaç pozunu seçmişim, farkında değilim. Bana en sevdiğin yoga pozuna gir, kal desen işte bunu yaparım. Hem de sol ayağımın üstünde. Tam böyle. “Yaşamak” okumaya devam et

İz

İlkokulumuzun bahçesi dar, uzun, yokuşlu beton bir koridordu. Sınırları çizili bu alan biz öğrenciler için özgürlüğün tanımıydı. Teneffüs zili çaldı mı ipini koparmış gibi kendimizi o taş alana atardık. Karşılıklı iki basket potası arasında oğlanlar top çevirirken ben bir potanın ayaklarının arasındaki yatay demirde takla atarak kendimi üçyüzaltmış derece çevirirdim. Dönmek dünyaya her açıdan bakabilmekti. Kişisel çarkıfelek.
“İz” okumaya devam et