Plan

Buralara kadar taşımamın hatrına dönüşe geçmeden önceki son gece bilgisayarımı sırt çantamdan çıkarıp açtım. Bu sayede takvimin ayın on birini gösterdiğini farkettim. Tek tek saydım, iki elim yetmedi, birini cebime attım. Yeni yıldan on bir gün çalmışım.

Ne zamandır okuyamadığım bloglara uğradım, yeni gelen bildirimleri taradım, yazılar arası dolandım. Bazılarına yorum bırakmak, bazılarına beğen tuşu koyup basmak istedim. İstediklerimle yapabildiklerim birbirini tutmadı. Az kaldı Mars dedim, gerisin gerin bitince yine buluşacağız. Mars mars.

Ekranımın sağ üst köşesindeki dijital göstergenin hareketini göz ucuyla yakaladım. Saat gece onu vurdu. Digigong.

“Plan” okumaya devam et

Ay Günlüğü | 13-14

Karşımda iki tane 2022 ajandası. Masamdaki ikinci ekranımın arkasında duvara yaslanmış, bana bakıyorlar. Kullanılmamış, saf takvimler.

Halbuki bu sene için kullanılmamış diyebilir miyiz? Tepe tepe kullandı da atıyor bizi alçak!

Öf. Böyle sert başlayacağımı düşünmemiştim.

İşte bu yüzden. Düşünmediğim için. Hemen topu Mars etkili İkizler dolunayına atayım. Dilimiz bir bıçak gibi keskin, kırt kırt. Kesti mi dikemeyiz aman yarabbim. Biz yine de bir nefes alıp bir nefes verelim. İkizler ya, iki kere sayalım, aldım bir, verdim iki.

“Ay Günlüğü | 13-14” okumaya devam et

Karacı Denizci Karpuzcu

Karpuz suya düştü.

Büyük şükür.

Mavi sular, pembe gökler, sarı yıldızlar, turuncu ay.

Merkür gerilerken geçen sene bu vakitler bulunduğumuz yere geri döndük. Bir dolu -tatlı- sürpriz yol yaptı, bizi buldu. Biz de kollarımızı açıp sarıldık, ayağımıza gelen ganimetleri kucakladık. Bu zamanda en büyük hazine arkadaşlık, dostluk.

“Karacı Denizci Karpuzcu” okumaya devam et

Marsella

Gözümü açınca farkettim. Öfkeliyim. İnsan uyanır uyanmaz öfkeli olur mu? Belki de öfkeli olduğum için uyandım. Önce bedenim uyandı çarpıntıyla, ardından zihnim.

Coffee yatağında uzun uzun patisini yalayıp tüylerini temizliyor, bazen de patisinin altındaki şilteyi. Şap şup hırt hırt bir sesler. Bey hafif hırıltılarla kesik kesik nefes alıyor. İkisini de sarsıp susturasım var, hatta pataklayasım. Seslerine tahammülüm yok. Öfkem yükseliyor. Benden seans isteyip isteyip doğru düzgün teyit dönmeyen danışana da öfkeliyim. Rest çekip iptal etmekle salıp bırakmak arasındayım. Önüme gelene bir tekme.

“Marsella” okumaya devam et

Travma

Kilitleniyorum.

Beni aşan, büyük bir travma, afet, saldırı, kayıp olduğu zaman kendim olamıyor, kendime gelemiyorum. Şeyleri otomatik hallediyorum, günü geçiriyorum, görevlerimi yerine getiriyorum, ama üstüne düşünmediğim zamanlarda bile altta hep o yanan gerçek yatıyor, hissediyor yanıyorum. Çaresizlik, öfke, acı, hiddet, hemen bir şeyler yapmaya davranmakla her şeyi durdurup hepsinden mesafelenmek, bir durmak, sadece durmak.

Paylaşmak bazen iyi geliyor, bazen gelmiyor. Çok seslilik bazen birlik getiriyor bazen sadece kakafoni ve daha fazla öfke, acı, bıkkınlık. Kaçıp başka şeylere sığınmak akıl ve ruh sağlığı için kısa süreli bir denge getirse de acı gerçeği değiştirmiyor.

“Travma” okumaya devam et
%d blogcu bunu beğendi: