Ateş

Ateş

Ateş yakar mısınız?

Belki doğada, açıkhavada, yıldızların altında. Belki şöminede, kuzinede, kışın soğuğunda.

Yakma hazırlığında nasıl bir hal içinde olursunuz? Odunları, dalları itinayla seçer, yerleştirir misiniz? Açısını, havasını ayarlar mısınız? Destekleyici kağıt, çıra bulur, aralara sıkıştırır mısınız? Üzerine yanıcı madde döker misiniz, doğal mı deneyelim dersiniz? Çakmak mı çakarsınız kibrit mi yakarsınız? Kibritiniz uzun mu olur, standart bakkal pakedi mi? Yanan kibriti atınca oldu bu iş deyip gider misiniz, başında bekler misiniz? Tütmeye başlayınca ince ince üfler misiniz, elinizde bir gazete, kağıt, yelpaze tüteni yeller misiniz? İlk küçük alev -pof- diye yükselip havayla buluşunca ne hissedersiniz?
“Ateş” okumaya devam et

Ay Balık’ta, Ben Dinlemede

Ay, duygusal ve güvenlik ihtiyaçlarımızı, bilinçdışımızı, otomatik verdiğimiz tepkileri ifade eder. Balık söz konusu olduğunda hassas, kabullenici, empatik, teslimiyetçi, kucaklayıcı bir duygusal mizaçta oluruz. Sağ beynimizin devrede olacağı böylesi bir günde kendimizi iyi ve güvende hissetmek için bünyemizi sanat, müzik, okumak, yazmak, yaratıcı yönümüzle buluşmamızı sağlayacak besinlerle destekleyebiliriz.

Bu aralar okuma yazma tarafım önde koşuyor. Diyecek sözüm, tartışacak konularım var demek ki. Tıkır tıkır yazıyorum, çatır çutur konuşuyorum. Merkür daha taptaze ileri hareketine dönmüşken, Jüpiter iç dünyamızı büyütmek üzere geriliyor şimdi de. Susup dinlemek, sağ ve sol tarafı dengelemek için güzel bir gün.

“Ay Balık’ta, Ben Dinlemede” okumaya devam et

İpiltiyle Gelen Anthony Strong

İlkokul sıralarında öğrendiğimiz sözcükleri cümle içinde kullanmak o kelimenin anlamını doğru olarak öğrendiğimizin ispatıydı. Seneler sonra Cem Yılmaz bunu şovlarında ‘ben kondansatör gördüm’ tadında pek ironik örneklemiştir.

Benim sözcük dağarcığıma yeni eklenenler arasında ipilti, apak, menevişlenmek, koyak* var. Hepsini bu yazıda cümle içinde kullanamayabilirim, doğru bağlamı bulmak lazım.

Dün İstanbul Caz Festivali’nde Anthony Strong konserindeydik. Yeniköy’deki Avusturya Konsolosluğu’nun bahçesinde, değişik bir festival mekanındaydık. Ortam, konser, müzik İstanbul’da bir yaz gecesinin tadını damağıma getirdi sonunda. Ağaçlar altında, çimler üstünde, kimi yere oturup bağdaş kurmuş, kimi ayakta salınan, samimi, çok kalabalık olmayan, ama yeterince dolu bir seyirciyle genç İngiliz caz sanatçısı Anthony’yle keyiflendik.

Evvelki sene konserinde tadı hala damağımızda kalan Jamie Cullum sonrası benzer janrda kim karşımıza çıkarsa Jamie’den mütevellit kendisine haksızlık yapacağız biraz sanırım. Zira öyle bir performans, karizma, konser az olur. Yine de Anthony’ye bu haksızlığı yapmayacağım. Elmalar ve armutlar.

Dört kişilik orkestrasıyla peşpeşe, aralıksız söylediği parçalarla hızlı bir giriş yaptı Anthony Strong konsere. Parçaları tam yaz akşamına, ortama yakışır pürüzsüzlük ve coşkudaydı. Kendisiyse konuşkan ve yeni neslin nimetlerinden faydalanan bir yapıdaydı.

Misal konserin ortasında ‘Twitter kullanan var mı? Ben şimdi sizin fotonuzu çekip bol bol tweetleyeceğim’ dedi. ‘Burdan harika görünüyorsunuz’. Piyano başında telefonuyla seyircinin fotoğrafını çekti. Herkes sessizlik içinde bekledi, kimileri el salladı, zafer işareti yaptı, poz verdi. Komikti.

Sonra ara ara yaptığı küçük, tatlı espiriler aklımda kaldı. Bir parçasını anons etti misal. ‘My ship’ dedi. Ve ekledi. ‘With a P’.

Kendi albümünün yanında Frank Sinatra’dan bir parçaya yer verdi. Önden de seyirciden tezahürat desteği istedi. ‘Herkes Sinatra’yı çok sever, ne zaman bir parçası çalınsa çılgınca alkışlar devreye girer’ diyerek ‘biz de şimdi bir parçasını çalacağız, ben parçaya girdiğimde siz de aynısını yapabilirsiniz, ben de şaşırmış gibi yapıp devam ederim’ dedi. Seyirci olarak kendisini dinledik ve Anthony parçaya girdiğinde ıslıklar, alkışlar, tezahürat koptu. Anthony aniden ‘Oh stop it!’ dedi. ‘You’re embarrasing me’.

Boğazdan bize doğru gelen ipiltiyle bir sağa bir sola, mütebessim bir ifadeyle salındım. Sahnedeki piyano ve İstanbul Caz Festivali afişinin üstünde menevişlenen renkleri seyre daldım. Bir sol avucuma sağ elimle, arada iki el ortada havada el çırpıp tempo tuttum. (Bu detay niye var? Çünkü hangi eli hangi avuca vurarak el çırparsak o beynimizi kullanırmışız – yeni bilgi) Seyirciyi üzmeden kendisi bis yapmak için hemen piyano başına geçen Anthony’yi daha yakından görmek için sahneye doğru, en öne gittim. Son parçayı Anthony’nin hemen dibinde dinledim. Bu İngilizlerden yeni dönemde çıkan harika yetenekli adamlar ne kadar mini mini minyonlar!

Boğaz’ın ipiltisiyle ruha iyi gelen Anthony Strong açılış için güzel bir tat verdi. Devamı bu akşam Melody Gardot ile. Sous les etoiles!

* Cümle içi kullanılan sözcükler Yaşar Kemal’den. Bilen bilir sanırım. O kadar yer veriyor ki bu kelimeleri rüyamda gördüm. Şimdi de yazdım. Bünyeme kattım.

Yengeçler Voltranı

Alaçatı – Çeşme 2012

Bu hafta Yengeçler voltranına maruz kaldım. Maruz kaldım yanlış tabir belki, sanki olumsuz birşeymiş gibi. Aksine, beni bana anlatan üç ayrı Yengeç burcu dostumdan, üç ayrı konu, üç ayrı destek geldi. Her biri diğerinden habersiz taş üstüne taş koyup inşaata girişti, beni şaşırtıp bakış açısı getirdi. Bu Yengeç durumu özellikle dikkatimi çekti.

Havadar bünyemin farkında olmadan çekildiği diğer havadar, bazen ateşli, bir nebze de topraksı bünyelere tezat akışkan su karakterlerine uzak oldum. Biriyle anlaşamadığımı hissettiğim çoğu zaman karşımda bir su elementi buldum. Benim için fazla çalkantılı ve duygusal yapılardı. Hele iş hayatında, aman aman uzak dursunlardı.

Astrolojiye ilgim derinleşmeye başlayınca bütün burçlar ve elementler için yok birbirimizden farkımız, hepimiz dünya vatandaşıyız sarmalına girdim. Kendi sübjektifliğimden çıkarak nedenleri niçinleri sebeplendirdim. Her birine saygı duydum. Objektifliğine çokça paye verdiğim havadarlığın soğukluğu, mesafesiyle, uzak durduğum akışkan suyun empatisi, samimiyeti, şefkatiyle de bu sayede tanıştım. Değerlerimi yeniden yapılandırmaya doğru adım attım.

Kabuk değiştirme süreci devam ederken etrafımda oluşan yeni mozaiği şöyle bir gözlemledim. Bambaşka renkler gördüm, yepyeni sesler duydum. Değişiklikten haz aldım, yeniye kucak açtım. Eski dönemden alıştığım yapılarla çekildiğim karakterler yavaş yavaş silindi. Bu, bilinçdışında ‘şimdi ne değerli?’ sorusunun cevabıyla doğal olarak gelişti.

Arada yeni gelenlerden hoşlanmadıklarım olmadı mı? Elbette oldu. Farksa kabullenişle gelen farkındalıktı. Sebeplendirerek kabullenme çünkü ‘ben böyle, o öyle’.

Hal böyleyken sözlük anlamıyla 24 saat içinde farklı konular, paralel yaklaşımlarla bana arka çıkan dostlarımın Yengeç olduklarını farkedince kafamda bazı ampuller yandı. Besleyici destekleri, içten girişimleri, çekingen ve derin ifadeleri beni etkiledi, hatta belki de romantikleştirdi. Kova’dan romantik mi olur demeyin. Otomatik değil, ama sonradan gelebilir. Akışkan su grubuna ithafen Yengeçlere yazı bile yazabilir!

Bu yazı bu hafta benimle ayrı ayrı konuşan üç Yengeç dostuma ithaf edilmiştir. Yazının bonusu parça da çam sakızı çoban armağanı niyetinedir.

Fink – Honesty

Fetsum – Waitin’ For You (Radio Version)

Yeni müziklerle beslenmeye açım, acıkmışım. Tam da bu ihtiyaç üstüne yeni bir keşif geldi uzun zaman sonra.

Fetsum.

İlginç bir biyografi, birçok yerden esinlenen dünya müziği.

Aklımda sadece parçayı dinlemek, dinletmek varken sitesinde Waitin’ For You klibini görüp takıldım. Arabada yolculuk eden köpek, bale stüdyosunda güle oynaya danseden kız çocukları, baş örtüleriyle dua eden, ağıt yakan kadınlar, hoplayıp zıplayan adamlar derken hayata, hayatımıza dair anekdotlar verdi bu parça bana.

Siz de bir bakın bakalım, neler akacak parçadan size dinledikten sonra.

Enjoy!

%d blogcu bunu beğendi: