Kürkçü

Gittik geldik, kürkçü dükkanındayız. Geçen hafta cıbıl cıbıl yazlık dolaşır, denize girerken kış mevsimine geri döndük. Retronun bize anlatmaya çalıştığı bu mu? Öyle hemen yaza, coşkuya, maskeleri fırlatıp atmaya falan kalkışmayın, hop, durun orada.

Durduk.

Çorap, yağmurluk, pantolon, kapalı ayakkabı, yorgan, battaniye, maske, maske, maske.

“Kürkçü” okumaya devam et

Hazırlıksız

Gün ağardı ama hava karanlık. Kalktım. Coffee’nin yemeğini ısıtıp verdim. Kendime bir çay koyup masamın başına geçtim.

Geçtiğimiz hafta pek yazacak hal bulamamam, yine de kendimi dönüp dolaşıp burada bulmam ve çıkan çıkmayanların çiziktirmeleriyle oyalanmalarımda çok bir fark yok. Ama bu sabah daha büyük bir ihtiyaçla buradayım. Yazmanın sağaltıcılığına sığınmak. Sadece yazmak.

“Hazırlıksız” okumaya devam et

Değdi

Üstüne uranüs mavisi bir döpiyes giymiş, anneannemin evine gelmiş. Saçlarını kısacık kestirmiş. Biraz siyasi, erkeksi, ama havalı. Kızıl hem saçı, mars sıcağı. Boynunda güneş sarısı ipek fuları. Değişmiş. İçeri giriyor topuklu ayakkabılarıyla. Asansör bozulmuş, meğer ta dördüncü kata o topuklarla tırmanmış. Yüzünde koca bir gülümseme. Mutlu. Niyeyse. Beni görmek istemiş. İyi de niye anneannemin evi? Anneannem aramızdan ayrılalı geçmiş kaç yıl, o apartman yıkılıp yerine yenisi dikileliyse birkaç yıl daha. Deşmese o yaraları. “Değdi” okumaya devam et

%d blogcu bunu beğendi: