Mesafe

Küçük şeylerde mutluluk arıyorum. Yirmi dört saat içinde üç kitap bitirmek gibi. Yazı teslimlerimi zamanından evvel göndermek gibi. Acil ve hemen yapmam gereken bir şeylerin olmadığı bir günde o boşluk hissiyle önce afallayıp sonra yavaşça bahçeye yerleşmem gibi. Ağaçların yapraklarını, üstündeki kirazları, gökteki bulutları, rüzgarla birbirlerini itelemelerini seyretmem gibi. Yaz serinliğiyle titreyip üstüme bir şey geçirmem, üşümeden hala dışarıda oturabilmem gibi. Yeni müziklerle unuttuğum iç ritimlerimi bulmam, öne arkaya sallanıp dudağımın kenarından yukarı kıvrılan yarı gülümsememi yakalamam gibi.

“Mesafe” okumaya devam et

O Salı

Hala nasıl yaptım bilmiyorum. Ara ara içimden, belki tam da öyle yapmamışımdır, ellerimi ağzına sokmamışımdır, parmaklarımla dişlerini açmamışımdır, diye geçiriyorum. Çünkü yapmamış olmam yapmış olmamdan daha gerçek geliyor. Yapmış olmamsa korkunç.

Sonra ellerime bakıyorum, her iki elimde anca kapanan yaralara, şişleri inen morluklara, artık kıvrılabilen parmaklarıma, kabuk bağlayan boğumlara, ayak bileklerime, dirseklerime, sarıdan siyaha çeşitli renklere bürünen dizlerime.

Savaş yaralarıma her zaman aşık oldum. Acıya bu kadar dayanıksız olup başkasının çektiği acıyı sonlandırmak için nasıl böyle acımasız kesildiğim meçhul. O hassasiyetin üstüne taşıdığım fiziksel izler görünmeyen duygusal tarafın izdüşümleri sanki. Yaralarıma aşkım belki de ondan. “O Salı” okumaya devam et

Seni Sevmek

Gözleri aşka gülen

Taze söğüt dalısın

Gel bana her gece sen

Gönlüme dolmalısın

Tatlı gülüş

Pek yaraşır

Gözleri ömre bedel

Ah ne güzel ne güzel

Seni sevmek

Ah ne güzel ne güzel

Ne yazmam gerektiğini biliyorum, bir türlü elim gitmiyor. Ve olanlar ortada beton bir blok gibi duruyor. Belki başımıza geleni yazarken tekrar yaşamaktan korkuyorumdur. Belki canlandırması gerçeğinden daha fenadır. Belki hala o ‘olay bedeni’nin içindeyimdir. Belki anlatmak yaşadığımızı hafifletmektir. “Seni Sevmek” okumaya devam et

Şu Dolan Ay

Hep o terkedilmiş, kaybolmuş köpekleri sokaklardan kurtarıyorum. Bazen Coffee de içlerinde oluyor. Halbuki onları kurtarmam kendimi kilitlemem anlamına geliyor. Fiziksel olarak ne hareket edebiliyor ne onları bırakabiliyorum. Bu sefer benim kurtarılmam gerekiyor. Onlardan değil de, hep birlikte bu durumdan. O zaman ben bu hayvancıkları gerçekten kurtarmış oluyor muyum, yoksa büyük işlere soyunup kendim dahil herkesi topyekün kurban mı ediyorum?

Dolunay içimde yükseliyor. Yarın sabah yedide tam haline ulaşana dek her bir kalp atışında etlendiğini hissediyorum. Ne yaptın bugün diye soruyor bana. Gerçek bir başarı addettiğin küçük ya da büyük ne yaptın? “Şu Dolan Ay” okumaya devam et

Yaz Dostum

En çok Karl Ove Knausgaard’ın Kavgam serisini okurken şu ‘yazma işini yapmak’ yerine onun etrafında dolanmanın anlamsız acısını hissettiğimi hatırlıyorum. Oturup yazmak, kendi dünyama kapanmak, yalnız kalmak, kurgulayacaklarıma alan yaratmak yerine evi topluyorum, yemek yapıyorum, kızımın altını değiştiriyorum, bulaşık makinesini doldurup boşaltıyorum, diyordu Knausgaard. İşte o yazmaya oturma sürecinin doğrudan girilemeyen, dolaylandırılan hali tam da bu demiştim. Ne yapıyorum ben şimdi hissi. Hayallerle gerçeklerin kesişmeyen kümesi. “Yaz Dostum” okumaya devam et