Türkiye Hikayelerini Anlatıyor

Küçük bir kız çocuğu. Avaz avaz ağlıyor. Elinde naylon poşet, içinde kağıt mendiller. Sokak satıcısı. Yaşı kimbilir kaç. İlkokul öncesi. Yoldan geçen iki kadının bacaklarına saldırıyor, sarılıyor korkuyla çünkü polisler gelmiş, emniyete götürecekler. Nerede çocuğun ana babası diye soruyor polisler. Ortalıkta kimsecikler yok.

Polisten, üniformadan, resmi görevlilerden ödü kopan, köşe bucak kaçıp kuytuluklara sığınan bu çocuğa etraftan bir adam el uzatıyor, üzülmesin, korkmasın diye onunla konuşuyor, yüzünü okşamaya çalışıyor. Çalışıyor, ama görüntü o kadar sakil ki. Koca bir adam eli, minik bir yanak üstünde yukarı aşağı titrek titrek dokunup kalkıyor. Parmaklar açık, el ve kol cansız, adeta protez. Eğilip bükülmeden, uzak atış seviyor kız çocuğunu. Kızcağızın iç parçalayıcı korkusu ve ağlaması bir yana, yardım elini ‘şefkatle’ uzatan adamın elindeki donukluk, katılık, nasıl seveceğini bilmezlik görüntüsü aklıma düşüyor. Yazdan başka bir ana ışınlanıyorum.
“Türkiye Hikayelerini Anlatıyor” okumaya devam et

Saçında Gün Işığı

Hindistan’dayım. Batı Bengal, Kalküta’da. Etraf gözün alabildiğine ova. İki koca göl var yanyana. Muson zamanı taşıp birleşen, kuru mevsimde çekilip ayrılan. Çevre bataklık, sazlık. Her çeşit yaşama açık.

Bazı hayvanlar kurak mevsime dayanabilecek yumurtalarını bırakırdı buralara. Bazı hayvanlarsa kendilerini çamura gömmek kaydıyla ölü taklidi yaparak hayatta kalır, yağmurun dönüşünü beklerdi. s3

Mahalle gürültülü, kalabalık. Sokaklar rikşa giremeyecek kadar dar. Evler sırt sırta, omuz omuza. Köşedeki cami ‘Bölünme’ noktası, merdivenleri çocukların buluşma yeri. Yüksek duvarların arkasındaki Tully Club başka bir dünyanın temsili resmi.

Yolculuk dediğin uçak, gemi, araba gerektirmez. Vasıta bazen müziktir, bazen film. Hindistan’a bu yollarla ara ara gidip gelirim. Kalküta’ya gidişim kendi içinde bir ilk. Ulaşım aracım bir kitap. Jhumpa Lahiri’nin son romanı Saçında Gün Işığı (The Lowland). “Saçında Gün Işığı” okumaya devam et

%d blogcu bunu beğendi: