Egalite

Korku: Reddedilmek.

Arzu: Kabul edilmek.

Bugünün meditasyonu bu. Sisli puslu havada, Boğaz kıyısında, martılar eşliğindeki bir yürüyüşün sonu.

Böyle havaları çok sevip özlediğimden değil. Gökle denizin kavuşumuna şahitlikten, her zaman oyumu havaya suya vermekten, giden gemileri, uçan kuşları sıkılmadan sevmekten.

Belki hep aynı şeyi seviyoruzdur. Ben havayı suyu. Yine de canım çekiyordur ateşi, kumu.

“Egalite” okumaya devam et

Şahit

Aylar sonra uykusuz bir gece daha. Sabah dörttü gözümü açtım, onbeş dakikada bir saate baktım. Sonunda pes edip kalktım. Şimdi tam beş.

Halbuki dün gece en iyi yabancı film Oscar’ını alan Another Round filmini beğeniyle izlemiş, nispeten iyi hislerle yatmıştım. Endişeyle korku karışımı bir sıkışıklık ve çarpıntı var kalbimde. Yatsam olmuyor kalksam olmuyor. Nereden çıktı bu denecek halim de yok çünkü var. Hangimizin yok? Özel bir durum değil, bütünün kişideki temsiliyeti.

“Şahit” okumaya devam et

Günlerden Erken

Erken kalkan yol alır derler.

Ben erken kalkanlardan değilim. Uykuyu severim, ihtiyaç duyarım. Uykusuzluk beni aksi, huysuz, bet yapar. Ondan mıdır bilmem yol almam zaman alır.

Halbuki erken kalktığım sabahlarda, daha çok hava aydınlıkken bahardan sonra, ev sessizdir, benimdir. O evde tekbaşına olmakla evde birileri olup yine de evin tamamen sana ait olması hissi başkadır. Ayrı ayrı sevilesi.

Ev erkende sessizliğindeyken dışarıda yaşam uyanıştadır. Kuşlar öter, uzaktan geçen bir motor sesi duyulur, karşı komşunun köpeği havlar, iki kedi mavırdanıp birbirine meydan okur, alt bahçenin horozu öter, şehrin makineleri -hidroforlar, klimalar, jeneratörler, kombiler- alttan titreşen gizli sanayi sistemleri gibi çalışır durur. Birden ses kesilir. Şehir sanki durur. Sessizlik. “Günlerden Erken” okumaya devam et

Onay

Efenim, nerede kalmıştık?

Evladımı iyileştirdim, döndüm. Şimdi ayağımın altında sarı şiltesinde yatıyor. Karnı tok, sırtı pek. Birazdan vızırdanmaya başlar. Çıkma vakti geldi gelir. Yazdım yazdım, yazamadım başka bahara.

Zihindeki korku kalıpları bazen insanı çok kötü fena kilitliyor. Kuru korkular, hurafeler, kurgular, lerler ve larlar. Hangi çocukluk anına, hangi bilinçdışı bilgisine, hangi hafıza kalıbından, hangi yaşanmışlık ya da aktarılmışlıktan bağlanıyorsun da donup kalıyorsun, kimbilir ne, ama yaşanan gerçek oluyor işte. “Onay” okumaya devam et

%d blogcu bunu beğendi: