Anlık İsim Çalışması

Nefes, meditasyon, mindfulness, yoga ve daha nice insanı ‘an’a getiren öğreti, pratik bize şimdinin değerini, tekliğini, eşsizliğini gösteriyor. Kendimizin de ‘şu andaki’ benzersizliğini.

Ne zaman kendimi çok istediğim, beklediğim, heveslendiğim bir anın, zamanın, mekanın, olayın, hayalin ortasında bulsam, hemen içimdeki bu öğretilerden öğrenmişlikler akıveriyor. Bazen olduğu gibi , dolu dolu, yumuşakça; bazen stresli, kaygılı, şimdi mi, oldu mu, anladım mı, hissettim mi, özüne erdim mi hesap kitaplarıyla. “Anlık İsim Çalışması” okumaya devam et

Bitti

Ne demişti Yaratıcı Yazarlık kursunda hoca? Her gün yazacaksınız. Ben ne yaptım? Her gün okudum. Okuyunca kendine dönüyorsun, yazınca dışarı açılıyorsun. Okurlukla yazarlığın farkı bu. Biz yine de ikisini birbirinden ayırmayalım, okur-yazarlıkta buluşalım.

Biraz bitirmişliklerimle övüneyim. “Bitti” okumaya devam et

Ses, Nefes, Youssef

Sessiz evler ölü gelirdi. Ruhsuz. Yalnız.

Çocuklu bir eve gitmiştim. Küçük kız ve annesinin sessiz evine. Kız daha bir iki yaşlarındaydı. Uyku zamanı sıktı. Evin sessiz olması doğaldı. Yine de o eve ilk girdiğimdeki çıtsız ses hissinin yabancılığını hala hatırlıyorum. Bir fotoğraf karesi, filmden donmuş bir sahne, bir şarkıdan uzun bir es, herşey olabilirdi o anın içinde.

Neden unutamadım acaba? Neydi beni o kadar etkileyen sessiz boşluk? Ses boşluğu muydu nefes boşluğu mu?
“Ses, Nefes, Youssef” okumaya devam et

Duyguların Dili – Ayo

Yabancı bir müzisyeni konserde izlemeye giden Türk izleyicisinin beklentisi sanatçının müziğinden, performansından, sanatından bağımsız kanımca şöyle başlıyor:

Acaba bizimle iletişim kuracak mı?

Zaman zaman bu ihtiyaçlı iletişim durumunun memlekette birbirimizle konuşamayıp kendimizi duyuramadığımız, değer ver(e)mediğimiz, değersiz hissettiğimiz bir düzenden kaynaklı olduğunu düşünüyorum. İletişimin, takdir ve değer verdiğini göstermenin bastırıldığı, yutulduğu, susturulduğu bir düzende sınırlarımız dışında bir medeniyetten gelenden bu beklentide oluyoruz sanki. Bizimle iletişim kuracak mı? Bize seslenecek mi? İşte o zaman hem kendimizi izleyici olarak değerli ve özel hissediyor, hem de karşımızdakine sanatından bağımsız bir heplik değeri atfetmeye kapılıyoruz gibi geliyor. Bizi seviyorsa -bizimle konuşuyorsa- iyidir, biz de onu severiz. Bizi sevmiyorsa -bizimle irtibata geçip övgüler yağdırmıyorsa- kötüdür, biz de onu yereriz. Ya hep ya hiç. Bakınız Türkiye’nin haritası ve dinamikleri.  “Duyguların Dili – Ayo” okumaya devam et

Sonbaharda Şehir

Sonbahar bana şehirde yaşamayı hala neden sevdiğimi hatırlatıyor.

Konserler.

Filmler.

Sergiler.

Etkinlikler.

Hayata kültürel anlamda karışmak için fırsat bolluğunun ganileştiği zaman.

1 Filmekimi başlıyor.

“Sonbaharda Şehir” okumaya devam et