Soluk

Alt tarafı masamın sağ köşesindeki suya köklenmiş telgraf çiçeği vazosunu kaldırdım. Sanki masam yayla gibi kocaman açıldı. Bir nefeslenme bir soluklanma. Halbuki üstünde hala çift sıra kitaplar, defterler, kalemler, cep telefonum, astroloji takvimim, sürahi, bardak, fotoğraf çerçeveleri, kalemlik, bilimum alakalı alakasız (el kreminden tel zımbaya, sushi çubuğundan -çünkü olur da saçlardan darlanılıp toplamak gerekebilir, kurşun kalemler iş görmez mi, cık, aynı şey değil- satsumalı kolonyaya) dikey nesnelerin tıkıldığı hasır kovacık, hoparlör, masa lambası, küçük çekmecelik, o bu şu var. Var da var. Görüntü özellikle dağınık değil, ama malzeme bol.
“Soluk” okumaya devam et

Yok Değil Var

31 Aralık’ı şimdiye dek hiç yıl sonu gibi hissettim mi? Gözlerim yukarı devrik, bir dolu soru işareti. 29 Aralık Perşembe günü Oğlak’ta oluşan Yeniay gerçekçi, başarı ve hedef odaklı başlangıç temasını gündeme getirince, içinde retrolu bir Merkür de olunca geriye dönük somut başarıları listelemek geliyor içimden. İç dünyaya senelik bilanço muamelesi. Daha yumuşak bir dokunuşu tercih ederdim, ama bu katı kuru soğuk dünyada içten ne fışkırıyorsa dıştaki gerçek de bu. Hem tüm deneyimlenen kaosa rağmen tutunmuş, devam etmiş, hayatına yeni bir şeyler katmış, hatta ve hatta üretmiş olmanın hatırlanması sağlam bir omurga inşaatı değil mi?

Bilanço mu? İnşaat mı? Omurga mı? Seçtiğim sözcükler neden böyle kurumsal dünya tadında kasık ve uzak? Oğlak dönemi dedin mi dış dünyadaki başarı, başarmak dedin mi yapılacaklar, görevler, sorumluluklar, Oğlak’ın yöneticisi Satürn. Zaman. Sağduyu.
“Yok Değil Var” okumaya devam et

Kendi Kitabını Yazmak

Bütün bu yazma, okuma, Yaratıcı Yazarlık kursu, Büyü Bozanlar, seanslar bir yere bağlandı.

Yeni sözcükler bulma, başka ifadeler üretme ihtiyacı.

Birden teslim olmak, bırakmak, dönüşmek, farketmek gibi dilime pelesenk olmuş kelimeler pırtladı. Çok afedersiniz ama evet, bildiğiniz pırt. İstemsiz, kontrol dışı fıslayan, gaz kaçağı gibi pırtlayan ifadeler.

Bu sabah taşındığımızdan beri ilk defa kendi alanımda meditasyona oturdum. Ta ne zaman hazırladığım şilteli, yastıklı, mumlu, battaniyeli alana kalça kemiklerimi ve sırtımı dayadım. Önce nefesimden başka hiçbirşey gelmedi. Ne renk, ses, ne düşünce, his. Olduğunca sakindim. Hımlayan bir gırtlak, ahlayan bir ağız. Fokurdayanlar yavaş yavaş yüzeye tırmandı, ifade bulmaya davrandı.
“Kendi Kitabını Yazmak” okumaya devam et

Rastgele

Nasıl bir yıldı, insan unutuyor. Ne detaylar ne kilometre taşları kalıyor. Sadece üstünde koca bir yük ya da hafiflik. Kalan tortu neyse gerçek o. Üçyüzaltmışbeş günden oluşan koca bir yıl hızlı tüketim maddesi gibi bitiriliyor, otomatik pilotta mı geçiriliyor, yoksa yaşananların ağırlığı bu savunma mekanizmasını ister istemez öne mi sürüyor?
“Rastgele” okumaya devam et

Üçyüzaltmışdördüncü Gün

Çok kalın bir kitabın sonuna geldiğinizde ne yaparsınız?

Ben ilk sayfasını açar, yeniden okurum. Giriş aklımda hala taze mi değil mi bakar, nasıl başlamış da buralara gelmiştik hatırlamaya çalışırım.

İkibinondördün üçyüzaltmışdördüncü gününde de işte böyle hissediyorum. Kalın bir kitabın sondan bir önceki sayfasında.
“Üçyüzaltmışdördüncü Gün” okumaya devam et