Çabasız

Çabasız çaba ne demek?

Bu sabahki meditasyonun sorularından biri bu. Daha az şeyle daha çok şey yapmak.

Birden evdeki eşyalar üstüme üşüşüyor. Daha az olabilir mi tartıyorum. Bizden daha kalabalık, çok parçalı, dolu dolu evleri mekanları düşünüyorum. İçim sıkışıyor, hemen zihnimden silip gönderiyorum. Minimalist, geniş mekanları getiriyorum gözümün önüne, sadece boşluk hissini değil, ruhu ve sıcaklığı da beraberinde taşıyanları özellikle. Bir bitki, bir tül, bir gün ışığı, bir zarif rüzgar zili. Şimdi balkon kapısındaki tüle vurmuş hafif güneş ışığı o dingin yumuşaklığı veriyor. Halbuki dışarıda çöp kamyonu. Sabah yedi servisinde ağır metalik tangırdamalar gürültülü motor ve teker sürtmesiyle çarpışıyor. Çünkü burası büyükşehir. Çok şeylerimizi tüketip attığımız çöplerimizi topluyor bağıra bağıra, siz yerken iyiydi biz mi susacağız arkanızı temizlerken der gibi.

“Çabasız” okumaya devam et

Sword and Gun / Kılıç ve Silah

Dün BBC Radio2’de Jamie Cullum’ın her hafta Salı akşamı yaptığı programın podcast’ini dinledik. Jamie’yi gün yüzüyle İstanbul’da izlemenin verdiği tanıdık hisle, konserde aktardığı heves ve enerjiyi hatırladık. 1 saat nasıl geçti anlamadık.

Programa aldığı konuğu hemen not ettim.

Jose James.

Soundcloud’dan arayıp taradım, takibe aldım. Sonra bir baktım, benim Bey zaten Kasım 2012’de bir parçasını kendi blogunda yayınlamış. Eh, bir daha keşfetmem gerekiyormuş Jose abiyi demek ki.

Jose James’in son albümü No Beginning No End’deki bir güzelliği geçtiğimiz senelerde memlekete konsere gelip kaçırdığım, uzaktan takibe aldığım, dillere destan Hindi Zahra‘yla (Beautiful Tango desem?) düet yapmış olması.

İşte size Sword and Gun.

Kılıçları, silahları kuşanmayın aman.

Alt tarafı Jose abi kulağında bir ‘beat’le Paris’e gitmiş,

Hindi abla da tamam deyip dümteklemiş.

Happy Friday!

Jamie Cullum – Don’t Stop the Music

Geçtiğimiz İstanbul Caz Festivali’nin en iyi konseri bence tartışmasız Jamie Cullum’ın Santral KıyıAmfi’de verdiğiydi.

Muhteşem bir canlı performans, inanılmaz bir karizma, yediden yetmişe bütün genç kızları ve kadınları kendinden geçiren bir cazibe..Evet evet, bu mini mi minicik, incecik, gencecik adamın sahnede nasıl devleştiğine ve kademe kademe, hare hare nasıl bir elektrik yaydığına ancak o konseri izleyenler tanık oldu. Hatta sadece kadınlar değil, erkekler de..

O gecenin anısına, bir cover parçası nasıl bambaşka hale getirilir ve hafif bıyık altından tiye alınarak yakarılır, işte ispatı.

Herhalükarda sonuca bayılıyorum ve pls don’t stop the music diyorum!