Ne İçin

Tabii ki okunmak için yazıyorum. Sorulmamış ya da sorulmuş da buraya yazılmamış sorunun cevabını verdim işte.

Okunmak için yazıyorum.

Okunmasını istemediklerim de olduğunu okunsun istediklerimi yazmaya başladıktan sonra keşfettim. Dışadönüğün içe dönüş yörüngesinin ters işleyişi diyelim. “Ne İçin” okumaya devam et

Bayram

Bangır bangır düğün çalıyor yakınlardaki köylerin birinde. Düğün çalmak diye bir şey yok, tamam, ama anladınız ne demek istediğimi. İki bayram arası düğün olmaz derler, ama bizzat bayramı bağlayan bir durum yok. Kökleyin o zaman.

Körolasııı çöpçüleee-hee-eeerr.
“Bayram” okumaya devam et

Mavi

Orta ikideyim. Dramatik tepkileri olan bir Türkçe hocamız var. Aslında kadını seviyorum, bizimkilere taklidini yapıyorum. O kısa saçlarını savurup dalgalandırışını, heyecanla titreyen mavi boncuk bakışlarını kopyalayıp yüzüme yapıştırıyorum. Sadece onu değil, keskin gözlemime takılan herkesi iyi taklit ediyorum. Hala ederim. Bir gün bana hatırlatın, size sıkı bir Penny Dreadful Vanessa Ives yapayım. Güd iiv-ning mis-ta Çand-laaa.

Bir gün ödev olarak kompozisyon yazmışız, sonuçlarını alacağız. Yazma konusunda herhangi bir iddiam yok. Notlarım desen orta karar. Ve lakin ergen platonik romantik zamanlarım. Mahallede beğendiklerimden müziğini filmini takip ettiğim gençlik ateşlerine için için yanıyorum. Günlük tutuyorum, fantazi kuruyorum, kardeşime ebelenip aile içi utandırılıyorum. İşte böylesi ruh halinde olduğum bir dönemde içimden absürt bir yazı çıkarıyorum. Büyülü bir şeyler oluyor. Acaba aşkı mı yaşıyorum? Yok, daha değil, sanmıyorum. Bir heyecan kağıdı dramatik Türkçe hocamıza teslim ediyorum. Sadece iyi bir not beklentisinde kalıyorum.
“Mavi” okumaya devam et

Türkiye Hikayelerini Anlatıyor

Küçük bir kız çocuğu. Avaz avaz ağlıyor. Elinde naylon poşet, içinde kağıt mendiller. Sokak satıcısı. Yaşı kimbilir kaç. İlkokul öncesi. Yoldan geçen iki kadının bacaklarına saldırıyor, sarılıyor korkuyla çünkü polisler gelmiş, emniyete götürecekler. Nerede çocuğun ana babası diye soruyor polisler. Ortalıkta kimsecikler yok.

Polisten, üniformadan, resmi görevlilerden ödü kopan, köşe bucak kaçıp kuytuluklara sığınan bu çocuğa etraftan bir adam el uzatıyor, üzülmesin, korkmasın diye onunla konuşuyor, yüzünü okşamaya çalışıyor. Çalışıyor, ama görüntü o kadar sakil ki. Koca bir adam eli, minik bir yanak üstünde yukarı aşağı titrek titrek dokunup kalkıyor. Parmaklar açık, el ve kol cansız, adeta protez. Eğilip bükülmeden, uzak atış seviyor kız çocuğunu. Kızcağızın iç parçalayıcı korkusu ve ağlaması bir yana, yardım elini ‘şefkatle’ uzatan adamın elindeki donukluk, katılık, nasıl seveceğini bilmezlik görüntüsü aklıma düşüyor. Yazdan başka bir ana ışınlanıyorum.
“Türkiye Hikayelerini Anlatıyor” okumaya devam et

Hıh

Bir hışım aşağı indi. Ne duş almış, ne elini yüzünü yıkamıştı. Eline gelen ilk kıyafeti üstüne geçirmiş, birkaç saniye içinde ne diyeceğini kafasında şöyle bir tartmıştı. Hah! Tartsa ne olacaktı? Karşısındaki tipi bilmiyor muydu? Söylenmeye gelince bir araba dolusu laf, yüzleşmeye gelince gak.

Yaşlı kadın, taşındıkları ilk günden apartmanda mimlediklerindendi. Çoraplı ayaklarına geçirilmiş beyaz sokak terliklerini sürüye sürüye bahçede dolaşır, kınasının yarısı gitmiş taraz taraz beyaz saçları, deli deli bakan pörtlek gözleri, koca ağzından fırlayan altın dişleri, uzun el örgüsü mor yeleğiyle insanı elektriklendiren bir izlenim verirdi. Her an çarpabilir çatlak bir kaçık.

Sürekli söyleniyordu. Üst kattakilere söyleniyordu, kapıcıya söyleniyordu, köpeğini gezdirenlere söyleniyordu, beslediği kedilere söyleniyordu, bir komşuya diğerini şikayet edip söyleniyordu. Kadının işi buydu. Bir şikayet bir söylenme. Ne zaman bu vıdıvıdılara balkonda çiçek sularken kulak misafiri olsa, kimbilir bize ne zaman sıra gelecek diye içinden geçirirdi. “Hıh” okumaya devam et

%d blogcu bunu beğendi: